14 Aralık 2012 Cuma

AYIPTIR BEYLER, GÜNAHTIR BEYLER!...

AYIPTIR BEYLER, GÜNAHTIR BEYLER!...
Eğitimci-Yazar, Fethi BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
            Bu güzel ülkeye onurlu, namuslu, haysiyetli bir anlayışla hizmet etmek görevlerin en yücesidir. Hangi makam ve mevkide olunursa olunsun, çalmadan-çaldırtmadan, yan gelip yatmadan, “Amaaan bana ne!...” demeden bu aziz millete aydınlık, mutlu ve huzurlu bir gelecek hazırlamak, sorumluluk mevkiinde olan her kimse için şereftir, haysiyettir ve namus borcudur.
            Namussuzlar nasıl ki namussuzluk için gözü kara, pervasız, acımasız ve cesur davranıyorlarsa, namuslular da en az namussuzlar kadar cesur davranmalıdırlar. Namuslu olanlar, devlete ve millete karşı hizmet anlayışlarını zedelemeden sürdürürlerse, kardeşliği-birliği-beraberliği, ortak değerlerde el ele tutuşmayı ön planda tutarlarsa, bu haklı davranış ve tutumlarını en yüksek sesle dillendirirlerse, namussuzlar at oynatacak meydan bulamazlar. Güzel ülkemde; sisli, bulutlu fırtınalı, karlı-buzlu bir hava yaratamazlar. Dolayısıyla; milli, ahlaki, dini, ekonomik, sosyal, siyasal gibi değerler zarar görmez, yıpranmaz, olumsuzluklar filizlenmez.
            Laik ve demokratik kuralların, milli birlik ve beraberliğin, üniter ve milli devlet yapısının, misak-ı milli ruhunun zayıflatıldığı, hırpalandığı, burçlarında oyukların açıldığı, açılmağa çalışıldığı bir Türkiye düşünün. Allah korusun, bu durum yüce Türk Milleti için dünyanın sonu sayılır. Büyük Türk Milleti’ni ve devletini bu duruma düşürmek için dışarıdan ve içerden satın alınmış beyinler hareket halindedir. Bu hareket halinde olanlara sesleniyoruz: Her kim olursanız olunuz, bu yüce milletin üstün değerleriyle oynamayınız. Emel ve arzularınıza alet etmeyiniz. İçimizde, beyinleri satın alınmış olanlara diyoruz ki; ister siyasi, ister ekonomik, ister makam kapmak için toplumumuzun kutsal değerlerinden, ortak mutluluğundan, mili ve çağdaş değerlerinden çirkin, adi, alçak ve kirli düşünce ve ellerinizi çekiniz. Bölücü ve karanlık düşüncelerinizi insanlarımızın temiz beyinlerine ve kalplerine akıtmaktan vazgeçiniz. Ayıptır, günahtır, toplu katliamdır, anayasal suçtur. Nifak tohumlarını ekmekten vazgeçiniz.
            Bu yüce millet, yirminci yüzyılın son çeyreğinden bugüne kadar çok acı çekti, çok canlarını kaybetti. 1980’den önce beş binin üstünde vatan evladını kaybettik. 1980’den sonra da hortlayan ve hortlatılan bölücü terör nedeniyle de otuz-kırk bine varan vatandaşımızı, insanımızı yitirdik. Büyük ekonomik kayıplarla yüz yüze kaldık. Etnik kökeni ne olursa olsun, yetmiş beş milyon insanımız acı çekmektedir. Öyle bir acı ki; hem sosyal, hem siyasal, hem ekonomik, hem milli birlik alanında derin yaralar açtı devletin ve milletin bünyesinde. Dışarıdan ve içerden hareketlenip Türk ve Türkiye düşmanlığı yapanlar, Atatürk’ün en büyük ve en yüce eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve milli yapısını bozmak için uğraşanlar, bünyemizde açılan yaraların, her türlü insanı ve vicdanı değerlerden yoksun aktörleridir.
            Türk insanı bu aktörleri mutlaka çok iyi tanımalıdır. Demokratik ve laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen bu aktörler, türlü rollere girerek, bulundukları coğrafyada en büyük güce sahip olan Atatürk Türkiye’sini dünya arenasında zayıflatmak, hasta adam durumuna düşürmek istiyorlar. Yüce Atatürk, Türk Milleti’nin yönünü çağdaş uygarlığa çevirmiştir. Türk milleti, bu aydınlık yoldan ilerlemeye devam ederken, demokratik ve laik Cumhuriyet’in aydınlığından, güçlü ve onurlu bir Türkiye’den rahatsız olan karanlık düşünce ve ruhların sahipleri, zehirlerini aydınlık yola akıtmaya devam ediyorlar. Ayıptır, günahtır beyler!...
            Gelin görün ki; dünya tarihinde eşi görülmemiş bir galibiyetin ve yarattığı inkılâpların sahibi olan Atatürk’ün düşünce sistemini, Türkiye’nin gelişmesinin önünde engel gören, laiklik ilkesiyle ülkemde yaratılan geniş manadaki din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlı olduğunu söyleyen bir AB, Türkiye’ye karşı samimi değildir. Ülkemizde AB’nin bu anlayışına içimizde alkış tutanlara diyorum ki, “Siz, Victor Hugo’nun değil, siz bizim sefillerimizsiniz.”
            Sevr ve Mondros hayallerini içlerinden söküp atamayan devletler, Türkiye’nin içerideki birlik ve beraberliğini bozmak için küreselleşen dünya anlayışı ve birlikteliğini kullanarak hayallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa, Türkiye’yi yönetenlerin bu ince hesapları çok iyi görmeleri gerekir. Bu görmenin yanında, ülkemin çağdaş değerlerle giderek kucaklaşması için ülkemin yeraltı-yerüstü kaynaklarını, değerlerini en randımanlı biçimde kullanmayı, değerlendirmeyi hiçbir boşluğa imkân tanımadan yerine getirecek çalışmalar yapmalıdırlar. Zaman israfına, kaynakların rant aracı olarak kullanılması yönünden kapının aralanmasına fırsat verilmemelidir.
            Çağdaş dünya ile birlikte harekete evet. Kişi hak ve hürriyetlerine sonsuza kadar evet. Demokratik ve laik anlayışa sonsuza kadar evet.Devletimizin üniter yapısının zedelenmesine, ülkemizin dışarıdan emir alan bir ülke haline gelmesine, özür dileyecek bir ülke konumuna düşürülmesine hayır. Yıllarca uluslar arası ekonomik kuruluşların talimatları doğrultusunda hareket etmeye hayır. Kendi iç dinamiklerini harekete geçirmiyorsanız, güçsüzseniz, dışarıya el-avuç açar durumdaysanız, ülkemde dönen çark, çıkar ve menfaat üzerine kurulmuşsa, kısa zamanda köşe dönme anlayışı yaygınsa, ele geçirilen siyasal ve bürokratik makamlar çıkar ilişkileri, al gülüm-ver gülüm anlayışıyla kirletiliyorsa dışa bağımlılıktan kurtulamayız.
Ülke huzurunu, barışı ve mutluluğu sağlayamayız. Onun için diyoruz ki, laik-demokratik Cumhuriyet’in temel ilke ve inkılâplarına sımsıkı sarılmalıyız. Başta kadınlarımız ve gençlerimiz olmak üzere, insanlarımızı çağdaş düşüncelerle donatıp, geleceğe hazırlamalıyız. Siyasal, sosyal ve ekonomik kirlenmişliğe “Dur” demeliyiz. Yalana, talana, dolana, pirim vermemeliyiz. Etnik ve dinsel amaçlarla ülkede huzursuzluk yaratanlara veya devlet imkanlarını bu yolda kullananlara, Atatürkçü düşünce sistemini ve milliyetçilik anlayışını zayıflatanlara “Ayıptır beyler, günahtır beyler, yaptığınız haksızlıktır beyler!...” demeliyiz. Demezsek, ortaya çıkan olumsuzluklardan yakınmaya, sistem etmeye, kapalı kapılar arkasında konuşmaya hiç, ama hiç gerek yoktur. Bu zavallılıktır, acizliktir, olup biten olumsuzluklara ses yükseltmemektir ve onları sineye çekmektir.
            Rozet Atatürkçülüğü ve milliyetçiliğini yapmak ayıptır beyler, günahtır beyler!... Yüksek İslam dininin değerlerini araç olarak kullanıp siyasal ve ekonomik rant elde etmek, boğaza nazır oturup viski yudumlarken Zap suyu üzerine şiir okumak ayıptır beyler, günahtır beyler!... Elleri nasırlı, papuç altları yırtık, sokakta el-avuç açarak dilenen insanları alet ederek siyasi ve ideolojik rant sağlamak ayıptır beyler!... Milletvekili, avukat, öğretmen, doktor, asker ve memurun ilk adımı atıp hizmet alanına girerken edilen Aine bağlı kalmaması ayıptır beyler, günahtır beyler!... Kısacası Cumhurbaşkanından köydeki muhtara kadar insanlarımıza hizmeti ibadet derecesinde görme erdemliliğiyle, karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Bunu unutmak ayıptır beyler. Ayıplarla toplumu bir yerlere götürmeye çalışmak daha da ayıptır beyler!...

16 Ekim 2012 Salı

O VİLLAYI SEHİT AİLESİNE BAĞIŞLA!...



O VİLLAYI ŞEHİT AİLESİNE BAĞIŞLA!...

Paşalimanı Adası’ndaki evini bebek katilinin ev hapsi için öneren BDP’li Ufuk Uras’a terör mağdurları böyle seslendi.
Adadaki evin çevresinde 8 dönümlük arazi var
BDP’li Ufuk Uras’ın, Adalet Bakanı Ergin’e bebek katili Öcalan’ın ev hapsine alınması için önerdiği Paşalimanı Adası’ndaki villasının çevresinde 8 dönümlük arazi bulunuyor.
Katiller bile aranmıyor
İSTANBUL Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pakize Akbaba, hainlere verilen tavizlere öfkeli: Bizim evlatlarımız ülkesi için can verdi. Biz de ‘vatan sağ olsun’ dedik. Ancak hainlere taviz üstüne taviz verilirken evlatlarımızın katilleri bile aranmıyor. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
İmralı keyfi de yetmedi
ŞEHİT oğlunun ‘Anne ben çok seviyorum, sen de bir yudum al’ dediği için 18 yıldır şalgam suyu içmediğini belirten Akbaba şöyle dedi: Bebek katili İmralı’da yıllardır keyif sürüyor. Bu da yetmiyor, eve çıkarmak istiyorlar. Asla kabul edilecek bir şey değil. Biz bugünleri görelim diye mi evlatlarımız şehit oldu. 
Ufuk Uras’a öfke dinmiyor
Teröristbaşı Öcalan’ın ‘ev hapsi’ne alınmasını isteyen BDP’li Ufuk Uras’a tepkiler çığ gibi büyüyor. Terör mağdurları Uras’ın, Paşalimanı adasındaki villasını binlerce kişinin katili Öcalan yerine şehit yakınlarına vermesini önerdi
Haber : Bilun ÇELİK
PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın ev hapsini çekmesi için Paşalimanı Adası’nda bulunan villasını bebek katiline tahsis edebileceğini söyleyen BDP milletvekili Ufuk Uras’a tepkiler gittikçe büyüyor. Uras’ın yaptığı teklifi nefretle karşılayan ve tepki gösterenler, “Villasını İmralı canisi yerine şehit yakınlarına versin” dedi. MHP’li Mehmet Serdaroğlu, “İktidarın açılım süreci sonucunda Cumhuriyet tarihi boyunca duymadığımız tartışmaları duyuyoruz. Bunların sonucunda BDP’lilerin çıkıp terörist başına ev hapsi istemeleri, bunun için üzerlerine düşeni yapmaları geldiğimiz noktanın özeti.” 
Hıyanet ile karşı karşıyayız
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır ise, “Türkiye’nin geldiği bu acı manzara bizim yüreğimizi yaralıyor. Ne acıdır ki insanlarımız bu gaflet uykusundan uyanmamış vaziyettedir. Ülkede bu kadar kan akıtmış bir insana ev hapsini önerirken Atatürkçüyüm, milliyetçiyim diyen, vatan bölünmesin diyen insanları hücre hapsine koyuyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değildir” dedi.  Bolayır, şunları söyledi : “Ufuk Uras evini bağışlamak istiyorsa o kendi sorunudur ama hiç kimse binlerce şehit vermiş ailelere ev vermeye yanaşmıyor. Şehitlerimizin aileleri, çocukları ortada, perişan durumda. Bu bizim yüreğimizi yaralıyor. Güzel ülkemiz bu ülkenin ekmeği, suyu ile beslenen insanların hıyaneti ile karşı karşıya.” 
Çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
Bebek katili terörist başı Öcalan için BDP’lilerin ’ev hapsi’önerisine İstanbul Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nden de büyük tepki geldi. Dernek Başkanı şehit annesi Pakize Akbaba, terörist başı’nın İmralı’da keyif sürdüğünü belirterek şöyle konuştu: “Önce şehitlerin katillerini gündeme getirin, üzerinde durun. Bunu asla kabul etmiyoruz. Biz bunları hak etmiyoruz. Böyle bir olay olamaz. Gaziler, şehitler için ne çıktı, hiç bir şey. Biz bir şey istemedik. Hiç olmazsa bırak yakalanan katil cezasını çeksin. Bizim çocuklarımızın katilleri nerede acaba, yakalananları da tek tek çıkarıyorsunuz. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
BDP’li Ufuk Uras’ın teröristbaşı Öcalan’ın ev hapsi çekmesi için önerdiği villasının bulunduğu 8 dönümlük arazi, İmralı adası yakınlarındaki Marmara adasının güneyinde bulunan ve içinde beş köyün yer aldığı Paşalimanı adasında. 
Yaşananlar zulüm noktasına geldi
MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu, ” Ülkenin temeline dinamit koyanlar el üstünde tutulmak istenince bu tablo ortaya çıkıyor “ dedi. Yaşananların Türk Milletine zulüm noktasına geldiğini belirten Uslu, şöyle konuştu: ”Bir taraftan bu ülkenin altına dinamit koyanların milleti boğan talepleri, bir taraftan da bu dinamiti engellemek isteyen şehitlerimizin durumu. Çok çelişkili.” 
Milletin geleceğini çaldı
MHP Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil de, milletin şehidine ve gazisine her zaman sahip çıktığını, çıkmaya da devam edeceğini ifade ederek, sahip çıkmayanların ayıbının da kendisine ait olacağını kaydetti. Teröristbaşına ev hapsi konusunun tartışılmasının ciddiye alınmaması gerektiğini belirten Asil, “Bu millete büyük açılar çektirmiş bir teröristin ev hapsi konuşuluyorsa bu zaten başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Milletin geleceğini çalmak isteyen birine bu imkanlar tanınamaz. Milletin geleceğini koruyanlar ise asla unutulamaz, sahipsiz kalmaz” dedi. Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Bugsur da, “Bu gibi siyasetçilerden ancak tellal olur. Binlerce insanı öldürdüğü mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir insanın ya bu insanları öldürdüğü kabul edilmiyor, ya Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin vermiş olduğu karara bir saygı yok, ya da kendi kafalarına göre kanunlar üretiyorlar. Burada bir akıl tutulması var” diye konuştu. 
İnsanlık değerlerini kaybetmiş 
İktidarın verdiği tavizler nedeniyle Türkiye’de terörist başı katilin belirlediği gündemi tartışmak zorunda kalındığını söyleyen Türk Büro - Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş da, “Ufuk Uras’ın bunları söylemesini fazla yadırgamıyoruz. İnsanlık değerlerini kaybetmiş, katile kapı açacak kadar küçülmüş bir zavallıdır. Bu zavallının şehit ailelerine kıymet vermesi zaten beklenemez” dedi. 
Bu ülke sahipsiz değildir
Adalet Bakanı ve Başbakan’ın da Uras kadar daha kötü yanlışların içerisinde olduğunu söyleyen Yokuş, “Şu anda İmralı canisinin önce idam cezasının kaldırıp özel bir yerde rahat etmesinin istenmesi, arkasından siyasete serbest bıraktırılması, yani bu ülkede 30 bin insanımızın ölümüne sebep olmuş bir katil başına bu kadar itibar verilmesi sadece şehit ailelerinin değil,  bütün Türkiye’nin yüreğini acıtmaktadır.  Bu ülke sahipsiz değildir” şeklinde konuştu.

İHANETTEN DAHA BETER…

Akıllıca bir planın parçası
SÖzde aydınların başlattığı ’özür’lü kampanyaya toplumun her kesiminden çığ gibi tepki büyüyor. Türk milletini, Ermeni’den özür dilemeye çağıranların milleti ‘tavır almaya’ zorladığını belirten akademisyenler ve ülkenin gerçek aydınları, kampanyanın ’akıllıca’düşünülmüş bir planın parçası olduğuna dikkat çekiyor: Bu girişim, Türk milletini tuzağa düşürme planının bir adımıdır.
İŞTE O METİN
Sanal ortamda başlatılan kampanyanın metninde şöyle deniyor: “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Şehitlerimizin kanı ve vebali altındalar
Toplumsal Düşünce Derneği Başkanı Avukat Fethi Bolayır kampanyayı, “Bir kitle kendi ülkesine ve milletine bu kadar hainlik yapamaz” sözleriyle eleştirdi. Özür dileme kampanyası başlatan ve buna destek veren kişilerin omuzlarında, Ermeniler tarafından şehit edilen Türk büyükelçilerinin, dışişleri mensuplarının ve onların ailelerinin kanları ve vebali olduğunu söyleyen Bolayır şunları söyledi:
Kendi ülkesini kalkıp başka bir ülkenin kamuoyuna şikayet eden bir zihniyete aydınlık demek mümkün müdür? Ermenilerin hakkını savunurken, Karabağ’da Azerbaycan vatandaşlarına yapılan zulümleri neden hiç konuşmuyorsunuz ey aydınlar? Bu ihanetin ta kendisidir. Karabağ’daki o zihniyet, geçmişte de Kars, Van, Ardahan’da kirli elleriyle kan döktü. Türkiye’nin yanlışlarını elbette açığa çıkaracağız, eleştireceğiz. Ama Ermenilerin hiyanetini getirip de Türk milletinin üzerine yıkmak ancak ihanet olarak tanımlanabilir. Bu ülke artık sahipsiz hale geldi. Her önüne çıkan Türkiye cumhuriyetine, laik ve üniter devlete saldırıya geçti.

21 Haziran 2012 Perşembe

Görüş bildirildi ve katkı sağlandı...

AGONİ "Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi"
Yazılmayan Tarih
 ÖNSÖZ
            Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının Türk milleti için kabulü çok zordur. Bugün dahi yapılan işlerin sonunda, cümlelere "Atatürk olsaydı..." diyerek başlayan insanlarımız bir çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Bunun asıl sebebi ise Atatürk gibi bir şahsın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başına henüz gelmemiş olmasıdır. Bu derin boşluk henüz doldurulamamıştır.
Atatürk'ün hayatına ilişkin yazılan ve kitap haline getirilen eserlerin azlığı kadar yeni bilgilerin ortaya konulmaması ve gerekli araştırmaların yeteri kadar halka indirgenmemesi Atatürk ve düşünce dünyasında boşluklar oluştururken bir taraftan da hakkında asılsız haberler oluşturmak suretiyle (Bu boşluğu fırsat bilenlerce) manevi şahsiyeti yıpratılmaya çalışılmaktadır. Bu durum aslında üzerinde yaşamaktan büyük mutluluk duyduğumuz biricik ülkemizin sömürü haline getirmeyi planlayan, kökleri içerde ve dışarıda bulunan örgüt ve devletlerin, planlı ve programlı çalışmalarından oluşmaktadır.
Bu kitabın özellikle bölümlere ayrılarak, bölüm sonlarına o konulara ilişkin bilgi ve belgeleri eklemek suretiyle her bir konunun kendi içinde tartışılması yoluna gidilmiştir. Çünkü her bir bölüm kendi içinde değişik konular içermektedir. Ağırlıklı olarak Tıp'a yönelik konular ele alınırken, Siyasi ve Politik olay­larında tartışılması bizi böyle bir fikre sevk etmiştir
Atatürk'ün müşavir hekimleri arasında ismi geçen Prof.Dr. Mustafa Hayrullah Diker'in biyografisi kitapta (konuda) ismi geçmediğinden dolayı biyografisi alınmamış. Dr. İ. Refik Saydam ise, Atatürk'ün müdavi ve müşvir hekim­leri arasında yer almamsına karşın uzun yılar hastalıklarıyla direk mücadele etmiş bir doktordur. Bu yazıya, İ.Refik Saydam'ın da biyografisini alma gereği duyulmuştur.
Ayrıca, 3. Bölümde ele alınan salygran (dizüretik)'in konuların   uzmanlarının   dikkatine   yönelik   olarak   hazırlamaya çalışılmıştır.
Bununla birlikte gündeme getirilen, Tedavi yöntemleri ve kullanılan ilaçların mahiyeti orijinal metinler kullanmak suretiyle ortaya çıkartılan yanlışlıkların giderilmesi ve Atatürk'ümüzün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yakışır bir şekilde "Fenni Rapor'unun tekrar gözden geçirilmesi yoluna gidilmesi gereğini ortaya koymaya çalışmıştır.
Ortaya konulan bilgi ve belgelerin tekrar tartışılması ve bu yöntemlerin sonuçlarının açıkça toplumumuza anlatılması gereği belki de bu kitabın temel konusunu oluşturmaktadır.
Yapılmaya çalışılan ve bu kitabın temelini oluşturan, konu­lardan birisi de, Atatürk'ümüzün bilinmeyen ve neredeyse unut­turulmaya çalışılan bir yanlışlığı düzeltmek ve Atatürk hakkında bilinmeyenleri ortaya koymak suretiyle bu büyük şahsiyetin, Milletine ve Devletine olan sevgi ve bağlılığının ne kadar büyük bedeller karşılığında ödendiğini göstermeye çalışmaktır. Bununla birlikte bölüm sonunda Atatürk'ün haytmda önemli bir yer teşkil eden fakat sürekli olarak unutturulmaya çalışılan manevi oğlu Abdurrahim Tuncak'ın ilk kez yayınlanan belgelerle birlikte bir kitap halinde sunulmaya çalışılmıştır. Fakat bu yeterli değildir.
Atatürk'ün hayatının bir Özeti yapılmaya çalışılmış olan bu eserde işlenmemiş ve unutulmuş konular olmakla birlikte eksik­lerimiz de bulunması mümkündür. Bu sebepten ötürü Türk Milletinin o büyük hoşgörüsüne sığındığımı da ayrıca belirtmek isterim.
Kitabın hazırlanmasında bizlere yardımlarını esirgemeyen ve görüşlerini bildirmek suretiyle fikir sahibi olmamıza yardım eden;
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır,
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Ana Bilim Dalı ve Farmakoloji Derneği Başkanı, Prof . Dr. Mehmet Melli ve bölüm arkadaşlarına, Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Turan Aslan ve Kimyager Mustafa Hacıömeroğlu'na, Atatürk'ün tedavisinde kullanılan ilaçların bel­gelerini bize vermekle bizi onura eden tarihi İstanbul Eczanesinin sahibi, sayın Ecz. Ömer Faruk Erdem'e ve Atatürk üzerine derin bilgilere sahip bulunan, Ahmet Palazoğlu'na ve bu çalışma esnasında kendisinden maddi ve manevi olarak destek gördüğüm ve Tıp konusunda bana desteklerini esirgemeyen, Atatürk'ün alkole bağlı sirozdan ölmediğini gerçek hastalık nedeninin sıtma olduğunu, Prof.Dr. Sait Kapıcıoğlu, Dr. Şakir Coşkuner ile birlik­te ilk defa Türk milletine duyuran Sayın, (E) Dz. tbp. Alb. Op.Dr. Aytekin Ertuğrul'a yardım ve destekleri için teşekkür ederken, Burada ismini yazmadığım ve her biri kendi dallarında uzman olan insanlara teşekkürü bîr borç bildiğimi, önce milletim (Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Halkı) adına sonra da kendi adıma minnet ve şükranlarımı bildirmeyi bir borç bilmekteyim.
Bu kitabın yayına hazırlanması ve basımında yardımcı olan Lazer Ofset sahibi Sayın Yaşar Türkkorur'a (Milli Mücadelemizin "Altın Levhalara" yazılı bir ismi olan SÜTÇÜ İMAM'ın torunudur) ve ekibine, bana göstermiş oldukları derin sabır ve sevgileri için de aileme ayrıca teşekkür ederim.
Ogün DELİ
Gazeteci - Yazar

19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 MAYIS "BAYRAMINIZ" KUTLU OLSUN,,,,,,,,,,,,

Dünya Türklüğü ve Türk Gençliğinin "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" nı içtenlikle kutlar; Bu yolda, bu uğurda sadakat; Azim, irade, kararlılık başarılar dileriz...

19 Mayıs 2012 Cumartesi


son başvekil ve...

SON BAŞVEKİL VE “AHDE VEFA”
Mustafa Nevruz SINACI
            Lânetli çadır tiyatroları ve Türk hukuk tarihi’ni yüzkarası, ebedi utancı “yassı-ada” despot hanesinde, sözde muhakeme konusu bir olay ve tarihi bir hakikat: Bulaşık yıkayan Valide Sultan ve ‘Anne, ne olur bizi affet, geç geldik’ diyen son Başvekil Adnan Menderes!..
Hain mütegallibe tarafında atılı suçlarından birisi…
İşte hak sahnesi ve o, içler acısı hakikat:
            “Merhum Adnan Menderes, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider. Bir ara Türk Büyükelçisini yanına çağırarak;
- Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar nerededir, ne yer, ne içer, ne ile geçinirler? diye sorar. Ama büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını görünce, pek şaşıran ve öfkelenen Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;
- Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi gelir ve temin ettiği adresi Başvekil Adnan Menderes’e verir..
Derhal Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.
Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında üçüncü sınıf bir varoş lokantasının mutfağında, Fransız işçi, köylü ve amelelerinin temizlik işlerini yapmakta, bulaşıklarını yıkamakta, yani bulaşıkçılık yapmaktadırlar….
Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;
- Anne, ne olur bizi affet, geç geldik, der.
Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;
- Sen kimsin?, diye sorar. Menderes de;
- Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başvekiliyim, der.
- “Ben başvekilim” sözünü duyan koca sultan sevinç, mutluluk ve heyecandan öyle bir çığlık atar ki, adeta kalbi duracak gibi olur. Oracıkta yere düşer, bayılır.
Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.
- Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım, der. Celal Bayar: - Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar, der.
Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.
Mektupta, tam olarak şunlar yazılıdır:
“- Ana’larının ve Baba’larının Fransa da hizmetçilik ve bulaşıkçılık yaptığı bir ülkenin Baş Vekili olmaktan hicap ediyor ve utanç duyuyorum. İstifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes…” Adnan Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır. Sonuçta, hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.
Anavatan’a Dönüş:
İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır. Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi bizzat Başvekil Adnan Menderes’tir.
- Şâyet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim, der. Başında tülbent elinde tespihiyle Başvekil Adnan Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
- Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başvekil de; - Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…, demesinden sonra Şefika Sultan; - Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gaâfil avlandık” der. Adnan Menderes; - Estağfurullah, zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını sual edip, öğrenmek için geldim, der...
Ayrılırken, (daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu) şişkince bir zarf bırakır.İşte, Menderes’in amansız suçlarından birisi de budur. Oysa, Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır? Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir. Bu yaşananlar bir bedel midir? Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir!…” 
(Belge için bak: Vikikaynak) 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

isviçre mallarını boykot kampanyası

Türk-İş, ADD, İzmir Barosu, Kamu-Sen, Belediye Başkanları, Üniversiteler…
İSVİÇRE MALLARINI BOYKOT KAMPANYASINA DESTEK ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR…
İşçi Partisi’nin İsviçre mallarına boykot kampanyası başta belediyeler, dernekler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden büyük ilgi gördü. 

Aralarında Mustafa Kumlu (Türk-İş Genel Başkanı), Prof. Dr. Emin Alıcı (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü), Aytaç Durak (Adana Belediye Başkanı), Ülgür Gökhan (Çanakkale Belediye Başkanı), E. Org. Şener Eruygur (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı), Av. Nevzat Erdemir (İzmir Barosu Başkanı), Fahrettin Yokuş (Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri), Mustafa Başoğlu (Türkiye Sağlık-İş Genel Başkanı), Fikret Akova (Balıkesir-Burhaniye Belediye Başkanı-Körfez Belediyeler Birliği Başkanı), Mete Aslan (Hatay-İskenderun Belediye Başkanı), Osman Aydın (Aydın- Çine Belediye Başkanı), Şadan Aytaç (Balıkesir- Zeytinli Belediye Başkanı), Mustafa Bozbey (Bursa- Nilüfer Belediye Başkanı), Cahit İnceoğlu (Balıkesir- Akçay Belediye Başkanı), E. Tümgeneral Sedat İlhan, Erdem Akyüz (Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı), Fethi Bolayır (Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı), Abdullah Buksur (Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı), Ekrem Ekşi (Sivas İşadamları Derneği Başkanı- Ekil İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı), Zehra Bilge Eray (Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı), İsmet Erdoğan (Anadolu Kültürünü Koruma Ve Araştırma Derneği Genel Başkanı), Abdurrahman Kurtaslan (Atatürkçü Düşünce Ve Laik Eğitim Vakfı Başkanı), Av. Şenal Sarıhan (Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı) Sönmez Targan (68’liler Birliği Vakfı Başkanı), İlhan Ulus (Çanakkale Ziraat Odası Başkanı), Cengiz Yorulmaz (Edirne Ziraat Odası Başkanı)'ın bulunduğu çok sayıda kişi, kendileri ve kurumları adına kampanyaya desteklerini açıkladılar. 

Açıklamalardan bazıları şöyle;
AV. NEVZAT ERDEMİR (İzmir Barosu Başkanı)
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDEN ÇIKMAK İÇİN FIRSAT
Perinçek vatan savunmasında, yurtseverlik savaşında kazanmıştır. Batı, Türkiye’ye sövenlere ödül, Perinçek gibi tutum alan dürüst insanlara ise ceza veriyor. Bu ayıp onlarındır. İsviçre mallarına boykotu daha geniş ele almak gerekiyor. Karar Gümrük Birliği’nden çıkmak ve diğer AB ilişkilerini koparıp atmak için bir vesiledir.

FAHRETTİN YOKUŞ (Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri)
BOYKOT MİLLİ REFLEKS
Bir yabancı mahkemenin Türk vatandaşı için verdiği kararı kabul etmemiz mümkün değil. Kamu-Sen, Ermeni Soykırımı’nı savunanların karşısında. Bir ülkenin mallarının boykot edilmesi milli bir reflekstir. Sadece İsviçre değil, Amerika’nın da 25 eyaleti bunu tanıdı. Soykırımı tanıyan 20 ülkenin mallarının boykot edilmesi gerekir. Burada kitle örgütlerine görev düşüyor. Kamu-Sen, Türk milletinin aleyhine Batı’dan ya da
Atlantik ötesinden gelen her türlü tehdide karşı tavrını sürdürecektir.

MUSTAFA BAŞOĞLU (Türkiye Sağlık-İş Genel Başkanı)
İTALYA’YA BOYKOTTAN OLUMLU SONUÇ ALINMIŞTI
Hukuk, doğruları bulmada işe yaramalı. İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararı hukuki bir karar olarak kabul etmiyorum. İsviçre, Türkiye’yi bölmek isteyenlere kucak açan bir ülke. Bu ülkeye karşı boykot ilan etmek çok isabetli. Bu boykotu yaygınlaştırmak gerekir. Daha önce İtalya’ya karşı boykot ilan edilmiş ve belli sonuçlar alınmıştı. Umarız, bu boykot Türkiye çapında destek bulsun.

AYTAÇ DURAK (Adana Belediye Başkanı)
İSVİÇRE MALLARINA HAYIR
Perinçek’in davası, savunduğu fikirler hepimizin fikirleri. İsviçre’yi Avrupa’da medeniyetin, demokrasinin
en üst düzeye ulaştığı bir ülke olarak düşünürdük. Ne var ki fikirlere tahammül edemeyen demokrasi olmaz. Kararı şiddetle kınıyorum. Zaten İsviçre malı kullanmıyoruz. Halkımızın da bilinçlenmesi açısından bu direnişi her düzeyde yapmakta fayda var.

ÜLGÜR GÖKHAN (Çanakkale Belediye Başkanı)
ULUSLARARASI İLİŞKİ ASKIYA ALINMALI
Araştırmadan, belgeleri incelemeden bir soykırım iddiasında bulunması son derece yanlış. Tek taraflı bir karar olarak görünüyor. Ekonomik olarak o ülkenin mallarının kullanılmamasını söylemek çok gerçekçi olmuyor. Fransa örneğinde yaşadık. Boykotun daha geniş ele alınması gerekir. Uluslararası ilişkilerimizin sosyal, kültürel ilişkilerin askıya alınması daha doğru olur.

FİKRET AKOVA (Balıkesir-Burhaniye Belediye Başkanı-Körfez Belediyeler Birliği Başkanı)
ULUSAL ONURUMUZLA OYNAMAYA KİMSENİN HAKKI YOK
Boykota katılıyorum. Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır. Biz vatanımızı savunduk. Sayın Perinçek’i de destekliyorum. Ulusal onurumuzla oynamaya kimsenin hakkı yoktur.

METE ASLAN (Hatay-İskenderun Belediye Başkanı)
BİR İSVİÇRE MALI SAATİM VAR ONU DA KIRARIM
Bu karar benim nezdimde geçerli değil. İsviçre mahkemesiböyle bir karar vermeye yetkili değil. Karar demokratik değil. Ermenilerle benim aramda geçmişte yaşanmış olaylar onları ilgilendirmez. Burada Fransız ve Ermenilerin Hatay’ın işgali sırasında yaptıkları zulmü simgeleyen “Mezalim Anıtı” diktim. Beni de mahkum etsinler. Bu milleti yönetenler milli olmadıkça bizim dışarıdaki gurumuzun dik olması mümkün
değil. Herkes kendi yöresinde İsviçre’nin bu kararını protesto etmeli. Biz burada bir laf ettiğimiz zaman Torosları geçmiyor ama Diyarbakır Belediye Başkanı konuşunca bütün Avrupa duyuyor. İsviçre malları boykot edilmeli. Bir İsviçre malı saatim var gerekirse onu da kamuoyu önünde kırarım.

OSMAN AYDIN (Aydın- Çine Belediye Başkanı)
CANI YÜREKTEN KATILIYORUZ
Esefle kınıyoruz. Tarihteki bir olay nedeniyle, dönemin şartları içinde değerlendirilmeden bir toplumun mahkûm edilmesi anlamsız. Karar memleketimize karşı Avrupalıların ne düşündüğünü de ortaya koyuyor. İsviçre mallarına boykota canı yürekten katılıyoruz. Toplumumuzun haysiyetini ve şerefini korumak için herkesin bu boykota katılması gerekir.

ŞADAN AYTAÇ (Balıkesir- Zeytinli Belediye Başkanı)
İSVİÇRE’YE GİDER GEREKİRSE MAHKÛM OLURUM
Ben de bundan sonra İsviçre malı almayacağım. Bu boykota herkes katılmalı. Ben de İsviçre’ye gitmek, gerekirse mahkum olmak istiyorum. Bu dava, haklı vatan savunması davasıdır.

MUSTAFA BOZBEY (Bursa- Nilüfer Belediye Başkanı)
ABD MALLARI DA BOYKOT EDİLMELİ
Sayın Perinçek’in o açıklamayı yaptığı Lozan toplantısında ben de vardım. Bizler de bunun yalan olduğunu söylüyoruz. Son derece yanlış ve siyasi bir karar. Her Türk vatandaşının mutlaka aynı duyarlılıkta olması gerektiğine inanıyorum. İsviçre malları yanında Amerikan malları da boykot edilmeli ve tüm dünyaya bir ders verilmeli.

CAHİT İNCEOĞLU (Balıkesir- Akçay Belediye Başkanı)
BOYKOTU YAYALIM
Sayın Perinçek’e verilen ceza Türk milletine saygısızlıktır. Bu Perinçek’in şahsi davası değil, milli davadır. Sonuçta Türk milletine ceza verilmiştir. İsviçre mallarının boykotunun yaygın hale gelmesi ve genişletilmesi gerekiyor.

PROF. DR. EMİN ALICI (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü)
YÜREKTEN DESTEKLİYORUM
Fikir özgürlüğünün bu şekilde ele alınması doğru değildir. Bizim duruşumuz doğru, yanlışı onlar yapıyor. Yasalarla fikirler engellenemez. İsviçre mallarının boykotunu da yürekten destekliyorum.

MUSTAFA KUMLU (Türk-İş Genel Başkanı)
YERLİ MALININ KULLANILMASI TEŞVİK EDİLMELİ
Doğu Perinçek için verilen onama kararı, her şeyden önce ifade özgürlüğünün ciddi bir ihlali olarak değerlendirilmelidir. Türkİş, tarihin yargı tarafından değil, tarihçiler tarafından değerlendirilmesi ve yorumlanması gerektiğini düşünmektedir. Türk-İş, herhangi bir ülkenin malının boykot edilmesinden çok, tüketicilerin yerli malı kullanmasının teşvik edilmesinden yanadır ve bu kapsamda kampanyalar yürütmektedir. İsviçre mallarının boykotu meselesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

E. ORG. ŞENER ERUYGUR (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı)
BOYKOT DEVLETÇE DESTEKLENMELİ
Karar İsviçre’de yargının bağımsız karar almadaki zafiyetini gösteriyor. Bu kararı kabul etmek olası değildir. Olmayan sözde bir soykırım savı karşısında düşünce açıklanmasını mahkum etmek kabul edilemez bir özgürlük karşıtlığıdır. Bu yapılanlar BOP kapsamında Türkiye’yi bölme kararlılığının bir ifadesi olarak görülmeli ve hepimizi uyarmalıdır. Hiçbir onurlu Türk yurttaşının bu kararı onaylaması düşünülemez. Boykot kararını onaylıyorum. Dernek olarak biz de bu uygulamaya katkı sağlarız. Bu kampanya yurt düzeyinde yaygınlaştırılmalı ve devletçe desteklenmeli. 

E. TÜMGENERAL SEDAT İLHAN
PERİNÇEK KAZANDI, HÜKÜMET KAYBETTİ
Davayı Perinçek kazandı, kaybeden hükümet. Yasama, yürütme, yargı güçlerinin duruşmalarda Perinçek’e destek vermesi gerekirdi. Onun tek başına verdiği kavga Türk milletinin çıkarınadır. O nedenle davayı Perinçek kazanmıştır. Hükümet kaybetmiştir.

ERDEM AKYÜZ(Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı)
İTHALATA KOTA KONMALI
Doğu Perinçek Avrupa’nın ve Batı’nın maskesini düşürmüştür. Açtığı yolu genişleterek yürümeliyiz. Öncelikle devlet ve kamu kuruluşları bu boykota sahip çıkmalı. Yapılacak ithalata kotalar konulabilir. Batılılar bunu yapıyor. Devlet, bu konuya el atmalı ve İsviçre gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinde fikirler üreten diğer ülkelerin mallarına da kota konulmalı. Bununla beraber, yerli malı da teşvik edilmeli, kaliteli üretim çoğaltılmalı. 


FETHİ BOLAYIR 
(Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı)
GÜL VE ERDOĞAN’I PERİNÇEK’İN YANINDA YER ALMAYA DAVET EDİYORUM

Doğu Perinçek’in verdiği kavga, Türk milletinin şeref ve namusuna yöneltilen çirkin, karanlık düşüncelere karşı. Bu kararın Türkiye’ye dayatılan senaryoların bir parçası olduğunu biliyoruz. İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla Türk ulusu ayağa kalkacaktır. Başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, sayın Başbakan, bütün siyasi partilerin başkanları bu davada Doğu Perinçek’in yanında yer almalı. Devlet nezdinde teşebbüslerin yapılması şart. Ekonomik yönetimin başında olanlar, İsviçre mallarını boykot konusunda toplumu aydınlatmalı. Türk milleti İstiklal Savaşı’nı kazanırken İsviçre’nin, Fransa’nın mallarıyla kazanmadı.


ABDULLAH BUKSUR (Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı)
MİLLETİN SORUNU OLDUĞUNU ANLATMALIYIZ
Tutuklama kararı, medeniyetler ve özgürlükler projesi olarak gösterilen, Avrupa Birliği’nin özgürlükler abidesi olarak gördüğü ülkelerin ne kadar önyargılı, olaylara negatif baktığını kanıtlıyor. Boykot kampanyası için sorunun Doğu Bey’in değil, Türk milletinin sorunu olduğu anlatılmalıdır. Türk milleti gereken tepkiyi gösterecektir. 

EKREM EKŞİ (Sivas İşadamları Derneği Başkanı- Ekil İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı)
İNŞAATLARIMDA İSVİÇRE MALI KULLANMAYACAĞIM
Doğu Perinçek’i erdemli davranışı nedeniyle kutluyorum. Bu ülkede 25 yıllık yöneticilik yapan bir firmanın yönetim kurulu başkanı olarak her türlü kararında onun arkasında olacağım. Ülkenin yedi bölgesinde faaliyet yürüten bir firma olarak inşaatlarımda hiçbir İsviçre malı kullanmayacağımı beyan ediyorum. Doğu
Perinçek’i de Ermeni soykırımı ve Türk dünyasıyla ilgili faaliyetleri nedeniyle destekliyorum. 

ZEHRA BİLGE ERAY (Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı)
BOYKOT MUTLAKA
Boykot muhakkak yapılmalı. Zaten bizler son zamanlarda mümkün olduğunca yerli malı kullanıyoruz. Fransa, Almanya da aynı tavırlar içinde. Onlara da boykot uygulanmalı. İsviçre’nin ikiyüzlü kararına karşı dik durmamız gerekir. Türk’üm diyen herkes Doğu beyin yaptığını yapmalı. Siyasetçilerden bu tavrı bekliyoruz ama bir şey göremiyoruz. 

İSMET ERDOĞAN (Anadolu Kültürünü Koruma ve Araştırma Derneği Genel Başkanı)
KİTLE ÖRGÜTLERİ ÖNDERLİK ETMELİ
Kendilerini demokrasinin, uygarlığın, çağdaşlığın temelleri sayan ülkelerde bu tür kararların alınması demokrasi adına üzücü. Boykot kampanyası uygulanmalı. Boykot kararına demokratik kitle örgütlerinin de öncelik vermesi ve önderlik etmesi gerekiyor. Neredeyse Türk mallarına boykot yapıyoruz. Türk malları kullanılmalı.

23 Mart 2012 Cuma

Ayıptır Beyler!...........

Av. Fethi BOLAYIR



  Ayıptır Beyler! 
 Günahtır Beyler!
                                                                  Eğitimci Yazar 
                                                             Av. Fethi BOLAYIR
                 Bu güzel ülkeye, namuslu ve haysiyetli bir anlayış içinde hizmet etmek en kutsal bir görevdir. Hangi mevki ve makamda olunursa olunsun, çalmadan-çaldırmadan, yan gelip yatmadan, “Aman bana ne!...” demeden bu aziz millete aydınlık bir gelecek hazırlamak, sorumluluk mevkiinde olan her kimse için şereftir, haysiyettir, namus borcudur.
         Namussuzlar, nasıl ki namussuzluk için gözü kara, pervasız ve cesur davranıyorlarsa, namusluyum diyenler de bunların karşısında namusluluk için aynı gözü karalığı, pervasızlığı ve cesur davranışı göstermelidirler. Namuslu olanlar, devlete ve millete karşı hizmet anlayışını zedelemeden sürdürenler, kardeşliği-birlik ve beraberliği ön planda tutanlar bu haklı davranışlarını en yüksek sesle haykırmazlarsa, namussuzlar her zaman baskın çıkarlar ve dumanlı havayı yaratırlar. Bu dumanlı havada sosyal, siyasal, ekonomik ve ulusal her türlü üstün değerler zarara uğrar.
          Laik ve demokratik kuralların, milli birlik ve beraberliğin, milli devlet geleneğinin zayıfladığı, mi sak-ı milli ruhunun kenara itildiği,  üniter devlet zırhında deliklerin açılmaya çalışıldığı bir Türkiye düşünün... Allah korusun, bizim için dünyanın sonu olur. Bu üstün değerleri umursamayanlara ya da sinsice kemirenlere sesleniyorum:
         Beyler, herkim olursanız olunuz, bu yüce milletin kutsal değerlerini emel ve arzularınıza alet etmeyin. İster siyasi, ister ekonomik rant için ve isterse de bir makama gelmek için toplumumuzun ortak kutsal değerlerini çirkin, adi, alçak ve kirli düşünceleriniz için kullanmayınız. Ayıptır, günahtır, en başta ahlâki suçtur, toplu katliamdır. Elinizi, dilinizi, toplumun arasına nifak tohumlarını ekmekten alıkoyunuz.
         Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti, yirminci yüzyılın son çeyreğinde çok acı çekti. 1980 öncesi beş bine varan vatan evladını kaybettik. 1980’den sonra otuz kırk bine varan insanımızı teröre kurban verdik, binlerle ifade edilen şehit ve gazimiz oldu Bu ülkenin gerçek sahibi olan  (Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Alevisi, Sünni si, Tatarı, Pomağı), kısacası altmış yetmiş milyon insanımız acı çekti. Öyle bir acı ki; hem sosyal, hem siyasal, hem ekonomik, hem de milli birlik alanlarında derin yaralar açtı.
         Ancak, içerde ve dışarıda Türkiye düşmanlığı yapanlar, üniter yapımızı bozmak isteyenler, Atatürk’ün en büyük ve yüce eseri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmek isteyenler, bünyemizde açılan bu yaraların aktörleri oldular.
 Türk insanı bu aktörleri mutlaka iyi tanımalıdır. Demokratik ve laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen bu aktörler türlü rollere girerek, bulundukları coğrafyada en büyük güce sahip olan Türkiye’yi dünya arenasında zayıflatmak, hasta adam durumuna getirmek istiyorlar. Yüce Atatürk, Türk Milleti’nin yönünü çağdaş uygarlığa, yani çağdaş batıya çevirmiştir. On beş yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırdığı bütün ilke ve inkılâpları, hep çağdaşlığı ve aydınlığı hedef göstermiştir. Türk Milleti; kadını-genci, serbest çalışanı-memuru, bütün kurum ve kuruluşları ile Onun aydınlık yolunda ilerlemeye devam edecektir.
         Gelin görün ki; dünya tarihinde eşi görülmemiş bir galibiyetin ve yarattığı inkılâpların sahibi olan Atatürk’ün düşünce sistemini, Türkiye’nin gelişmesinin önünde engel gören ve laiklik ilkesiyle ülkesinde yarattığı en geniş manadaki din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlı olduğunu söyleyen ve Atatürk’e karşı işlenen suçlarla ilgili yasaların kaldırılmasını isteyen bir AB, Türkiye’ye samimi değildir. Ülkem içinde AB’nin bu anlayışına alkış tutanlar varsa, onlara diyorum ki; “Siz Viktor Hügo’nun değil, siz bizim sefillerimizsiniz!’’
         Sevr ve Mondros hayallerini içlerinden söküp atamayan devletler, Türkiye’nin içerdeki birlik ve beraberliğini bozmak için küreselleşen dünya anlayışı ve birlikteliğini kullanarak hayallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa Türkiye’yi yönetenlerin bu ince hesapları çok iyi görmeleri gerekir. Türkiye’yi yönetenlerin demokratik ve laik anlayış içinde ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çıkar rantı olarak değil, ülkenin çağdaşlaşması için en iyi biçimde kullanarak çalışmaları gerekmektedir.
Çağdaş dünya ile birlikte harekete evet. İnsan hak ve hürriyetlerine sonsuza kadar evet. Demokratik ve laik anlayışa sonsuza kadar evet. Devletimizin üniter yapısının zedelenmesine, ülkemizin dışardan emir alan bir ülke haline gelmesine, özür dileyecek bir ülke konumuna düşürülmesine hayır. Yıllarca uluslar arası ekonomik kuruluşların talimatları doğrultusunda hareket etmeye hayır. Kendi iç dinamiklerini harekete geçirmeye, fert başına düşen milli gelirin kalkınmış ülkenin fertlerinin gelirine yaklaştırmaya evet.
         Çok iyi bilinmesi gereken bir husus; eğer ekonomik bakımdan güçsüzseniz, dışarıya el-avuç açar durumdaysanız, ülkede çark, çıkar ve menfaat üzerine kurulmuşsa, kısa zamanda köşe dönme anlayışı yaygınsa, ele geçirilen siyasal veya bürokratik makamlar çıkar ilişkileriyle kirletiliyorsa dışa bağımlılıktan kurtulamayız. Ülkede huzuru, barışı, mutluluğu sağlayamayız. O nedenle diyoruz ki, laik-demokratik Cumhuriyetin temel ilke ve inkılâplarına sımsıkı sarılmalıyız. Kadınlarımızı ve gençlerimizi çağdaş düşüncelerle donatıp geleceğe hazırlamalıyız. Siyasal, sosyal ve ekonomik kirlenmişliğe “Dur” demeliyiz.  Yalana, talana, dolana prim vermemeliyiz. Etnik ve dinsel amaçlarla ülkede huzursuzluk yaratanlara veya devlet imkânlarını bu yolda kullananlara, Atatürkçü düşünce sistemini ve O’nun milliyetçilik anlayışını zayıflatanlara “Ayıptır beyler, günahtır beyler, yaptığınız ahlaksızlıktır beyler, gaflettir-ihanettir beyler!..” demeliyiz. Demezsek, ortaya çıkan olumsuzluklardan yakınmaya, sitem etmeye, kapalı kapılar arkasında konuşmaya hiç, ama hiç gerek yoktur. Bu zavallılıktır, acizliktir, olup biten olumsuzluklara ses yükseltmemektir ve onları sineye çekmektir.
          Rozet Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yapmak ayıptır beyler, yüce İslam dinini araç olarak siyasal ve ekonomik rant için kullanmak, Boğaz’a nazır oturup viski yudumlayarak Zap suyu üzerine şiir yazıp-okumak ayıptır beyler, elleri nasırlı ve papuç altları yırtık insanları alet ederek siyasi ve ideolojik rant sağlamak ayıptır beyler, Milletvekili, Avukat, Öğretmen, Doktor,  Memur adım atıp,  göreve başlarken edilen yemine bağlı kalmamak, en ağır ayıptır beyler. Kısacası Cumhurbaşkanından köydeki muhtara kadar, insanlarımıza hizmeti ibadet derecesinde görme mecburiyetiyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Bunu unutmak, ayıptır beyler. Ayıplarla toplumu bir yerlere götürmek ayıptır beyler!...