8 Eylül 2015 Salı

Toplumsal Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı: "YAZIKLAR OLSUN!..."

TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR’IN “ŞEHİTLERİMİZ” HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
"YAZIKLAR OLSUN!.."
“Açılım” denilen karanlık politikaların ürünü olarak hain PKK’nın palazlanması, insan ve silah gücü toplaması, kırsaldan şehir merkezlerine inmesi olmuştur. Bu oluş, ülkemize kan ve gözyaşı getirmiştir.
Lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü parçalamayı hedef seçmiş olan alçaklar, şerefsizler, namussuzlar, hainler, sonunda gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olduklarını anlayacaklar ve bu anlamanın bedelini ağır ödeyeceklerdir.
Bu güzel vatanda Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Laz-Çerkez laik ve demokratik Cumhuriyeti kanla, irfanla kurdu. Bu ulvi kuruluşu hiçbir hain güç parçalayamayacaktır. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren karanlık güçler, Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının içine çekemeyeceklerdir. Türk Ordusu’nu kumpaslarla hırpalayan, kozmik odasının altını üstüne getirenler amaçlarına ulaşamayacaklardır.
Bu aziz vatan için Mehmetçikler ve polislerimiz mertçe, yiğitçe, onurluca bir mücadele veriyorlar. Zaman zaman, aziz vatanın bölünmez bütünlüğü için şehit oluyorlar. Bu şahadet ay yıldızlı bayrağın yurdun her köşesinde göklerde dalgalanmasının güvencesi oluyor. Vatan dardaysa, mertçe savaşa giden, onurluca canını veren Mehmet’in ve polisimin yüreğimize düşen acısının siyasi hesaplara malzeme edilmesini istemiyoruz.
“Analar ağlamasın.” ninnisiyle halkı uyutarak bölücü örgütün ayrık otu gibi özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimiz başta olmak üzere Anadolu’nun her tarafına yayılmasına fırsat veren siyasi anlayışlar, akan kanların sorumlularıdır.
Büyük vatan şairi Namık Kemal,
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara mağderini.” diyor.
Büyük devlet adamı Atatürk, Namık Kemal’e cevap veriyor:
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur elbet de kurtaracak bahtı kara mağderini.” diyor ve “Milli Mücadele Destanı”nı yazıyor.
Şimdi ülkemiz sanki Namık Kemal’in dediği noktaya gelmiş gibi. Haykıracak bir ses duymak istiyor Türk Milleti. Bu sese kulak tıkayanların Allah belasını versin. Dağlıca ve Iğdır’ da yüreğimize düşen ateşe sebep olanlara yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun. Kamuoyuna saygılarımızla…

25 Haziran 2015 Perşembe

T.D.D. GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR TÜİK AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ

Büyük bir toplumsal tehdit ve tehlike: Dinî değerlerden uzak bir yaşam evlilikleri sarsıyor
TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR TÜİK AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ
Avukat Fethi BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği
Genel Başkanı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı verilerdeki, son 12 yılda yüzde 36 artan boşanma oranları, dikkatleri aile içi ilişkilere çevirdi. 2013 yılı verilerine göre evlenen çift sayısı 600 bin 138 olurken, boşanan çift sayısı 125 bin 305 olarak gerçekleşti. Son 12 yılda evlilik oranı yüzde 10 artarken, boşanma oranı ise yaklaşık yüzde 36 arttı.
YENİ AKİT: SİNAN KAYA / ANKARA 
– Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı verilerdeki, son 12 yılda yüzde 36 artan boşanma oranları, dikkatleri aile içi ilişkilere çevirdi. 2013 yılı verilerine göre evlenen çift sayısı 600 bin 138 olurken, boşanan çift sayısı 125 bin 305 olarak gerçekleşti. Son 12 yılda evlilik oranı yüzde 10 artarken, boşanma oranı ise yaklaşık yüzde 36 arttı. Konuyu Akit’e değerlendiren Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkan Avukat Fethi Bolayır, boşanmaların nedeninin dini değerlerden uzaklık olduğunu ifade etti. Av. Fethi Bolayır, bazı görsel ve yazılı medya kuruluşlarının boşanmaları körüklediğini söyledi.
Boşanmaların son zamanlarda toplumda büyük yara oluşturduğuna dikkat çeken Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır, “Şu anda yuvaların dağılmasının, ailelerin perişan olmasının, en büyük sebebi ailelerin ekonomik sıkıntı çekmesi, erken yaşta yapılan evlilikler ve çoğu ailenin toplumsal ve dini değerlere bağlı kalmamasından kaynaklanıyor. Bazı görsel ve yazılı medya kuruluşları da boşanmaları körüklüyor. Televizyonlardaki diziler, evlilik programları boşanmalara teşvik ediyor. Bu programlar topluma hayır yerine zarar getiriyor” dedi.
Boşanmaların önlenmesinde dini boyutun da büyük bir etkiye sahip olduğunu dile getiren Dernek Başkanı Bolayır, şunları söyledi: “Evlilikte dini değerlerimize çok önem vermeliyiz. Onun için evliklerde ve aile yapılarımızda hem dinimizin ve milli değerlerimizi zedelememeliyiz. Bu değerlerimizi istismar etmemeliyiz ki evlilikler yürütülebilsin. Bunların da temelini aile de vereceğiz ki, hem kız çocuğu hem de erkek çocuğumuz ileri de bu tür olaylarla karşı karşıya kalmasın.”
Evliliklerde anne ve babaya çok büyük görevler düştüğünü hatırlatan Av. Fethi Bolayır, “Burada anne babalara sesleniyorum; gençlerimizi diskoteklere mahkûm etmememiz lazım. Onları başıboş bırakmamamız gerekir. Çünkü çocuk ilk eğitimini anne ve babadan aldığı için anne ve babalar çocukları için aynı zamanda birer öğretmendirler” dedi.

2 Haziran 2015 Salı

"MUTLAK GEREKLİLİK" Vural AKKOL, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Sekreteri

Vural AKKOL
Toplumsal Düşünce Derneği 

Genel Sekreteri
MUTLAK GEREKLİLİK
Türk toplumu son yıllarda endişeli, sıkıntılı ve karamsar bir ortamla karşı karşıya kalmıştır. Gülen yüzlerin sayısı giderek azalıyor. Memnuniyetsizlik had safhada. Bireyler ve kurumlar; bazı şeylerin düzeleceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanabileceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla insan unsurunu birinci plana alacağı siyasal iktidarların her kesime eşit mesafede yaklaşabileceği, milli hasılanın yükselebileceği ve pastadan eşit miktarda pay alınabileceği sabırla beklemişlerdir. Fakat sabrın artık patlama noktasına geldiği görülmektedir. Böyle bir negatif olguyu, yapılan anket çalışmaları da göstermektedir. Çünkü sonuç, vatandaşın siyasete güveninin kalmadığını göstermektedir. Demokrasinin sadece parmak sayısıyla olabileceği inancı yorgunluk ve bitkinlik yaratmıştır.
DESTEK YOKSA!..
Fizik kanunudur “Destek yoksa kaldıraç çalışmaz.” bilim kuralı, durumuna en güzel örnektir. Büyük önder Atatürk, toplumu yokluk içindeki Türk halkını arkasına alarak  oluşturduğu ordu ile milli mücadeleyi kazanmış bize Türkiye’ yi ve Cumhuriyeti armağan etmiştir. Yokluklar içinde ama zengin olan milli ruhla Türkiye Cumhuriyeti devletini çağdaş uygarlığa ulaştırılması için, çağdaş ilkeleri benimsemiş hayata geçirmiştir. Çağdaşlığa ulaşma toplumun huzuru ve mutlu olma yollarını açmıştır.
Bundan hareketle;
1-Toplumu dışlamayan kendi oturduğu dalı kesmeyen,
2-Toplumun gücünü yok saymayan, her zaman sivil toplumun gerekliliğine inanan, millitarist yöntemlerle demokratik kitlelerin gücünü kırmayan,
3-Hukuku, ekonomiyi, sosyal ve benzere alanları toplumla beraber pozitif şekilde kullanan,
4-Toplumun her kesimine eşit mesafede ve aktivitesi yüksek toplumu topluma  şikayet etmeyen ve her şeyden şikayetçi olmayan,
5-Global düşünen, beyinde liberal, gönülde milli bir politika yürüten
6-Uluslararası teknolojiyi takip ederek, sanayide söz sahibi olabilen, bu tür olguları ülke içerisinde planlı bir şekilde işletebilen, fakat yüzde kırka yakını tarıma dayalı bir kitleyi erozyona uğratmayan,
7-İnsanların yaşamını iyileştiren, insanların sosyal yaşamını düzenleyen, toplumun huzuru için çalışan, insan unsurunu birinci planda tutarak, insanca yaşamayı kabul edebilen, ne için yaşadığını bilen, bilgili, medeni, çağdaş, sağlıklı ve eğitim düzeyi yüksek toplum yaratmayı amaç ve ilke edinebilen,
8-Herkesle ve her kesim ile kavgalı olmayan, başkalarını suçlamayan, kendi özünü eleştirebilen, büyük Atatürk’ ün evrensel sözü olan “Yurtta barış, dünyada barış...” ilkesini yaşatabilen,
9-Bireyin devleti suçlamaması, devletin bireye kuşku ile bakmaması için güven verici, haksızlığı sıfıra indirebilecek, temiz ve şeffaf yönetimle temiz toplum oluşturabilecek,
10-İnsan haklarına,  demokrasiye ve Atatürk’ ün kurduğu Lâik Cumhuriyet ilkelerini baş tacı, edecek halk için politika üretecek yeni bir ruhun, yeni bir birlikteliğin, yeni bir aydınlığın yaratılmasına mutlak bir gereklilik vardır.
Vural AKKOL
        Toplumsal Düşünce Derneği
  Genel Sekreteri

7 Mayıs 2015 Perşembe

Av. Fethi BOLAYIR, Eğitimci-Yazar Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

GAFLET, DALÂLET VE HIYANET İÇİNDE OLMAK

Avukat Fethi BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Av. Fethi BOLAYIR, Eğitimci -Yazar; Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Türkiye hızla bölünmeye, mezhep kavgasına, onurlu ve güzel değerlerini kaybetme noktasına doğru sürükleniyor. Beş on yıl önce gıpta edilen, örnek alınan, dostluk kurulan, güvenilen bir ülke olarak görülen bir Türkiye, şimdi tersinden bakılır bir ülke konumuna geldi. Türkiye’yi kim, kimler, hangi anlayışlar olumsuzluklara sürükledi? Kimler laik ve demokratik Cumhuriyetimizi bu duruma düşürdü? Türkiye’yi kimler, hangi karanlık odaklar terörün kucağına itti, vatan topraklarını bölünme noktasına getirdi? Bu güzel ülkede insanlarımız arasına Alevi-Sünni, Kürt-Türk, dindar-dinsiz, namaz kılan-kılmayan, oruç tutan-tutmayan ve benzeri hıyanet tohumlarını kimler ekti, kimler ekmeye devam ediyor?
Nasıl bir ülke haline geldik? 
Çanakkale ruhu, 19 Mayıs ruhu, 23 Nisan ruhu, 30 Ağustos ruhu, 29 Ekim ruhu hırpalandı, zedelendi. Milli ruhun, iradenin, düşüncenin ve direnişin ürünü olan bu yüce duygu ve inançlar hoyratça, haince ve vicdansızca tahrip edildi. Tanımı imkânsız manevi acılara yol açıldı. Türk Milleti’ni tek vücut haline getiren milli duygularla beslenmiş milli anma günlerimizi, dini ve etnik yapıları siyasetin ve ideolojilerin kirli zeminine çekmek isteyenlerin amaçları nedir? Yüce İslam Dini’nin yüce değerlerini, kimler istek ve arzularına, çıkar ilişkilerine alet ediyor? Türk Milleti’nin milli değerlerine karşı açılan hıyanet savaşını kim, kimler organize ediyor? Türkiye’nin aydınlığını karartıp, zifiri bir karanlığın ortasına sürüklenmesine kim ya da kimler yol açıyor?
Ne yapmak istiyorlar, amaçları nedir?
Bu güzel coğrafyayı niye kirletmek istiyorlar?
Türkiye’yi milli birlik ve beraberlik ülküsünden uzaklaştırıp, kimlik bunalımına sürüklenmesine yol açılmak isteniyor. Yüzyılların eseri olan aynı çeşmeden Alevisi-Sünnisi, Kürdü-Türk’ü, Lazı-Çerkezi su içmedik mi? Öfke, kin, nefret ve hıyanet dolu söylemler, bakışlar niye? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne yönelen gaflet, dalalet ve hıyanet senaryolarını kim, kimler yazıyor, kimler oynuyor, kimler sahneliyor? Bu karanlık tabloyu insanlarımız mutlaka görmelidir. Kafalarını yastıktan kaldırıp ne olup bitiyor, diye etrafına bakmalı, olup bitenleri algılamalıdır. Topluma yön verenler, yol gösterenler ne oldu size? Bu yıkıcı, bölücü, ayrıştırıcı, hıyanet dolu zehirli otların boy atmasına müsaade edecek misiniz? Sağduyu ile hareket etmenin zamanı gelip geçmiyor mu? Milli birlik içinde, insan haklarına saygının, kederde-kıvanç-tasada bir ve beraber olmanın zamanı değil midir? Aklıselim ile olayları analiz etme ve sorunların çözülmesi zamanı değil midir? TBMM’nin, Yürütmenin, Yargının, Üniversitelerin, kitle örgütlerinin, basının ve sorumluluk mevkiinde bulunan herkesin; aklıselimi hâkim kılmak, ülkede huzuru sağlamak, endişeleri gidermek, içine düşülen kaostan kurtulmak için ayağa kalkmalarının zamanı değil midir? Milli bilicin ve “Yaratandan dolayı yaratılanı sevmenin” hâkim kılınmasının zamanı değil midir?
Diyoruz ki;
Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı, Muharrem Ayı, 10 Kasım, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos, Çanakkale ruhunu millet olarak birlikte yaşatalım. Ekonomik yönden toplumu ayağa kaldıralım. İnsanlarımızın karnı tok, sırtı pek olsun. Ortak akıl ve ortak menfaat bilinci içinde en güzeli, en iyiyi, en faydalıyı birlikte bulalım. Hep birlikte ayağa kalkalım. Bu ayağa kalkışa engel olanlara “Gaflet, Dalalet, Hıyanet İçindesiniz” diyelim.

5 Mayıs 2015 Salı

TEK ÇIKIŞ YOLU; Eğitimci – Yazar, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı, Av. FETHİ BOLAYIR

Toplumsal Düşünce Derneği
Genel Başkanı
Av Fethi BOLAYIR
TEK ÇIKIŞ YOLU
            Atatürk’te birleşmek; Türk Milleti’nin efsaneleşmiş Milli Mücadelesi ile kazanılan kutsal zaferin sonunda kurulan, üniter yapıya dayanan, misak-ı milli ile sınırları çizilen laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yönelen ve yöneltilecek tehlikelere karşı insanlarımızın güç birliği, fikir birliği, ilke birliği, ideal birliği içine girerek elele, omuz omuza vermeleridir. Karanlığa karşı, aydınlığa yürümeleridir, buluşmalarıdır.
            Atatürk’te birleşmek; “Ne mutlu Türk’üm diyene!...” sözünü ırkçılık boyutunda düşünmeyip, devletimizi kuran her kimlikteki insanlarımızı “Türk vatandaşı” kabul edenlerin birlikte hareket etmeleridir. “kederde, kıvançta, tasada” bir ve beraber olmalarıdır.
            Atatürk’te birleşmek; ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hıyanet edenlere karşı bir araya gelmektir. “Alevi-Sünni, Kürt-Türk, Laz-Çerkez, sağcı-solcu, ilerici-gerici” ayrıştırmasını elinin tersiyle iterek bir birliktelik meydana getirmektir.
            Atatürk’te birleşmek; yargının bağımsızlığına, egemenlerin (üstünlerin) hukukunu değil, hukukun egemenliğine ve evrenselliğine, adalet terazisinin bozulmamasına, hukuk devleti ilkelerine, kuvvetler ayrılığı (Yasam-Yürütme-Yargı) prensibine inanmaktır.
Av Fethi BOLAYIR
            Atatürk’te birleşmek; “Türk Milleti ortak kimliktir. İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.” söylemlerinin içeriğinde “ben, sen, o, biz, siz, onlar” yoktur, hep birlikte Türk Milleti’ni oluşturan unsurlar olduğunu beyninin ve gönlünün her noktasına kadar yerleştiren etkin bir gücü ortaya çıkarmaktır.
            Atatürk’te birleşmek; asrın en büyük lideri olan Atatürk’e, demokrasimizin vazgeçilmezi olan lâikliğe, ırk-dil-din-mezhep-renk-bölge farklılığı gözetmeksizin, vatanın ve milletin yücelmesinin lokomotifi olan Atatürk milliyetçiliğine (ulusalcılığına) karşı duranlara karşı hukuk kuralları içerisinde bir araya gelerek dik durmaktır.
            Atatürk’te birleşmek; bugün ülkemizin her köşesinde ezan sesleri yükseliyorsa, Osmanlı döneminde adeta azınlık durumunda (yani sayısı az) olan Müslüman ve Türk nüfusunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne kadar olan zaman dilimi içerisinde yüzde doksan dokuza ulaşmışsa ve bu başarının Atatürk aydınlığının eseri olduğuna inananların bir araya gelerek ülke yönetiminde söz sahibi olacak siyasal bir güç oluşturmaktır.
            Hangi mevki ve makamda olunursa olunsun; çalmadan, çaldırmadan, yan gelip yatmadan, “Aman bana ne!...” demeden bu yüce millete aydınlık bir gelecek hazırlamak, sorumluluk mevkiinde olan her kimse için şereftir, haysiyettir, onurdur, gururdur, namus borcudur. Bu anlayış içinde olanların Atatürk’te birleşmeleri gerekli hale gelmiştir. Ülkemizin üzerine çöken karanlığı ancak bu şekilde kovarız.
                                                                                               Eğitimci – Yazar
                                                                      Av. FETHİ BOLAYIR

8 Aralık 2014 Pazartesi

ATATÜRK’ e MEKTUP; Eğitimci-Yazar, Av. Fethi BOLAYIR

ATATÜRK’E MEKTUP 

Eğitimci-Yazar Av.Fethi BOLAYIR

         Aziz Atatürk, 76 yıldır senden ayrıyız. Ama hep içimizde yaşıyorsun. Diyeceksin ki, benim yokluğum boyunca ülkemde neler oldu, neler yapıldı? Bu sorunuzun karşısında utanç duyuyoruz. “Neden utanç duyuyorsunuz? Utanılacak neler yaptınız?”

         Aziz Atam, neler yapmadık ki; bir bir arzedeyim. Diyordunuz ki, “Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lazım.” Ama Atam, bugün ülkemizin pekçok aydını, ülkemize karşı hıyanet içinde veya sessizliğe gömülmüş yahut çıkar ve menfaat ilişkileri içine girmiştir.

         Aziz Atatürk, demiştiniz ki “Benim naciz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.” Aziz Atam, çok üzülüyoruz. Kurduğun Cumhuriyeti yıkmaya çalışan şer güçler etkin ve çoğalmış durumdalar. Kurum ve kuruluşlarımızdaki “T.C” rumuzu sökülüyor. Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmağa mahkûmdurlar.” İnanınız Atam, bize öncülük yapanlar, yüzlerini medeni dünyaya değil, karanlıkla içiçe olan, çağın gerisinde kalmış düşüncelere çevirir hale gelmişler.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Hukukta yatıştırma siyaseti ve asılsız hikayelere bağlılık milletleri uyanmaktan men eden en ağır bir kâbustur. Türk Milleti, üzerinde böyle bir ağırlık bulunduramaz.” Aziz Atam, içim acıyarak belirteyim ki, bugün Türkiye’ de hukuk ayaklar altına alınmıştır. Yargı bağımlı hale getirilmeye çalışılıyor. Bazı savcı ve hakimlerimiz evrensel hukuk anlayışından uzaklaşmışlardır. Hukukun egemenliği değil, egemenlerin hukuku etkili hale gelmiştir.
Av Fethi BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Büyük Türk kadınını ilmi, ahlâki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yürüyeceğimiz yoldur.” Aziz Atam, ne acıdır ki, bugün kadınlarımız eve kapatılmak, sosyal hayattan koparılmak, ikinci sınıf vatandaş haline getirilmeye çalışılıyor.

         Yüce Atatürk, diyorsunuz ki; “En mühim ve feyizli vazifelerimiz, milli eğitim işleridir. Milli Eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu, ancak bu suretle olur.” Aziz Atam, milli eğitimin milliliği kaldırıldı. 4+4+4 diye uzaydan getirilen ucube bir milli eğitim yapay sistemi ile karşı karşıyayız. Çağdaş eğitim, pozitif bilim, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür...” genç nesil yerine, imamı yetiştiren bir eğitim sistemi yerleştirilemeye çalışılıyor.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade şiirle, musiki ile, resimle, heykeltıraşla, mimarlıkla olur.” Aziz Atam, şu anda sanatın içine tükürenler, heykelleri yıkanlar, yıktıranlar, resimleri yasaklayanlar ülke siyasetine yön veriyorlar. Diyorsunuz ki; “Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” Aziz Atam, şu anda Türk gençliği yürüyor diye coplanıyor, üzerlerine biber gazı ve su sıkılıyor, TOMA’ larla kovalanıyor. Teröristlikle, terbiyesizlikle, çapulculukla itham ediliyor. Dindar ve kindar bir gençlik yetiştirilmeye çalışılıyor.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Biz doğrudan doğruya milliyet perveriz ve Türk milliyetçisiyiz.” Aziz Atam, şu anda Türk milliyetçiliği ayaklar altına alınmış haldedir. Yine diyorsunuz ki; “Hangi şey akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur, biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur.” Aziz Atam, ülkemizde gerçek İslami anlayış ve değerlerden uzak, gerçek dışı dinci anlayışlara sahip olanlar çoğaldı. Kafa kesen, kadınları pazarlarda cariye diye satan çağdışı inançlara özenen insanlarımız giderek çoğaldı.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; Basın milletin umumi sesidir. Bir milleti aydınlatmada ve uyarmada, bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı veremekte, bir milletin mutluluk  hedefi olan müşterek istikamette yürümesini teminde basın başlıbaşına bir kuvvettir.” Aziz Atam, şu anda ülkemizdeki basın, siyasal iktidarlarca teslim alınmıştır. Halkın sesi olmaktan çıkmış, sahibinin sesi olmuştur. Basını elinde tutan tacirler, tüccarlar eletek öper hale gelmişler.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Ordu, Türk Ordusu!... İşte, bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” Aziz Atam, inanın şu an  Türk Ordusu dizlerinin üzerine çökertilmiştir. Seçkin, milliyetçi, çağdaş, lâik, ülkesi için göğsünü siper etmiş en üst komutanlar, Genel Kurmay Başkanı dahil, uydurma-sahte delillerle hapishanelerde çürüdüler. Rütbeleri ellerinden alındı, terfi etmelerinin önü kesildi. Gününden önce emekliye sevk edildiler. Böyle bir zilleti, Türk Ordusu hiçbir zaman görmedi.

         Aziz Atatürk, diyorsunuz ki; “Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zaruretindedir. Yani iç kuruluşun tahammül edemeyeceği genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayali dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.” Aziz Atam, şu an Türkiye’ nin  iç ve dış siyaseti arap saçına dönmüş, dışarda inanırlığı yitirmiştir. Komşu devletlerle kanlı-bıçaklı hale gelmiş durumdayız. Uluslar arası camiada Türkiye arka plana itilmiştir. Artık herhangi bir konuda oyun kurucu kervanında Türkiye’ ye yer vermiyorlar.

         Aziz Atatürk, mektubumu biraz uzatıyorum ama, beni bağışlayacağınıza inanıyorum. Kalbimize zehirli bir ok gibi saplanan bazı acı olayları size arzetmek istiyorum. İnanması zor olacak, ama doğrudur. Okullarımızda “Andımız” ı kaldırdılar. Ülkemizin bazı yerlerinde Türk bayrağını “gönder” den indirip yaktılar, yırttılar. Okullarımızı yaktılar. Sizin heykellerinizi ve büstlerinizi parçaladılar. Bir kısım okullarımızda  “İstiklâl Marşı” mız söylenmez oldu. Bazı yörelerdeki köylerimizin, mezralarımızın ilçe ve illerimizin isimleri bölücülerce değiştiriliyor. Bazı yerleşim yerlerimizin mahallelerinde, özerlik ilan ediliyor, hendekler kazılıyor. Buralara askerler ve emniyet güçleri sokulmuyor. Bir bölgemizde eşkiyalar ve ayılıkçı-bölücü güçler kimlik ve yol kontrolleri yapıyor, vergi topluyor, mahkemeler kurup yargılamalar yapıyor.

Aziz Atatürk, açlık ve yoksulluk sınırına dayanmış insanlarımız, kömür çuvalları, nohut, patates, makarna torbalarıyla uyutuluyor, iradeler ipotek altına alınmaya çalışılıyor. Yandaşlara her kapı açılıyor. Bal tutan parmağını yalıyor. Binlerce kömür işçisi, etkili ve yetkililere rant sağlamak uğruna maden ocaklarının kanalık dehlizlerinde can veriyorlar. Güneydoğu Bölgemizde devlet otoritesi yok olmuş. Kırsalda ve merkezde alan hakimiyeti bölücü örgütün eline geçmiş. Devletin Valisi, Kaymakamı, askeri, polisi ortalarda yok gibiler. Bu bölgede askerimiz sivil kıyafetlerle bile çarşıya, pazara çıkamaz haldeler. Çıkanlar takip ediliyor. Kahpece, alçakça, şerefsizce arkadan ve enselerinden vurularak şehit ediliyorlar. Buralarda milli bayramlarımız kutlanamaz oldu.

Aziz Atatürk, yöre halkı asker ve polisimize düşman ve işgalci gücüymüş gibi bakıyor. Bu bölgede  Barzani ve peşmergelerin etkisi, bizden daha fazladır. İnsanlarımız bu Barzani bozuntusuna, “ Türkiye seninle gurur duyuyor.” diyerek tezahürat yapar hale geldi. Güneydoğu Bölgemizde, denetim tamamen elikanlı terör  örgütünün eline geçmiş haldedir. “Açılım” diye başlatılan bir senaryo, misaki milli ile sınırlarını çizdiğiniz vatan toprakları bölünme noktasına geldi. “Türkiye, Türk Milleti, Türklük” söylemlerini söyleyemez hale geldik.


Aziz Atatürk, kanla-irfanla kurduğunuz laik Cumhuriyet’ in bu duruma düşürüldüğü. Gaflet, dalalet, hıyanet ülkemizde kol geziyor. Arzettiğim bu durumlara çok üzülüyorsunuz değil mi? Bizler ise her gün kahır oluyoruz Atam. Yine de ümidimizi yitirmedik. “Gençliğe Hitabenizi” her sabah okuyarak doğacak güneşe bakıyoruz. İlkelerinizin bizlere kazandırdığı ruh, milli ülkü, azim ve kararlılık arz ettiğim bu hıyanet tablosunu yırtıp atacaktır. Ruhun şad olsun aziz ATAM.