Genel Merkez: İlkiz Sokak, No: 21/17 Sıhhiye/ANKARA, Tel+Fax: 0312 230 34 94 - e.MAİL:toplumsaldusunce@gmail.com
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av Fethi BOLAYIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av Fethi BOLAYIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ekim 2016 Pazartesi
YENİ BİR ESER & BÜYÜK BİR HİZMET: Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı: Eğitim - Yazar, Av. FETHİ BOLAYIR'ın Yeni Kitabı: "ATATÜRK GERÇEĞİ"
7 Ekim 2015 Çarşamba
ÇAĞRI, "HEP BİRLİKTE SANDIK BAŞINA" & TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANLIĞI
8 Eylül 2015 Salı
Toplumsal Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı: "YAZIKLAR OLSUN!..."
TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR’IN
“ŞEHİTLERİMİZ” HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
"YAZIKLAR OLSUN!.."
“Açılım”
denilen karanlık politikaların ürünü olarak hain PKK’nın palazlanması, insan ve
silah gücü toplaması, kırsaldan şehir merkezlerine inmesi olmuştur. Bu oluş,
ülkemize kan ve gözyaşı getirmiştir.
Lâik ve
demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü parçalamayı
hedef seçmiş olan alçaklar, şerefsizler, namussuzlar, hainler, sonunda gaflet,
dalalet ve hıyanet içinde olduklarını anlayacaklar ve bu anlamanın bedelini
ağır ödeyeceklerdir.
Bu güzel
vatanda Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Laz-Çerkez laik ve demokratik Cumhuriyeti
kanla, irfanla kurdu. Bu ulvi kuruluşu hiçbir hain güç parçalayamayacaktır.
Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren karanlık güçler, Türkiye’yi Ortadoğu
bataklığının içine çekemeyeceklerdir. Türk Ordusu’nu kumpaslarla hırpalayan,
kozmik odasının altını üstüne getirenler amaçlarına ulaşamayacaklardır.
Bu aziz
vatan için Mehmetçikler ve polislerimiz mertçe, yiğitçe, onurluca bir mücadele
veriyorlar. Zaman zaman, aziz vatanın bölünmez bütünlüğü için şehit oluyorlar.
Bu şahadet ay yıldızlı bayrağın yurdun her köşesinde göklerde dalgalanmasının
güvencesi oluyor. Vatan dardaysa, mertçe savaşa giden, onurluca canını veren
Mehmet’in ve polisimin yüreğimize düşen acısının siyasi hesaplara malzeme
edilmesini istemiyoruz.
“Analar
ağlamasın.” ninnisiyle halkı uyutarak bölücü örgütün ayrık otu gibi özellikle
Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimiz başta olmak üzere Anadolu’nun her
tarafına yayılmasına fırsat veren siyasi anlayışlar, akan kanların
sorumlularıdır.
Büyük
vatan şairi Namık Kemal,
“Vatanın
bağrına düşman dayamış hançerini,
Yoğ imiş
kurtaracak bahtı kara mağderini.” diyor.
Büyük
devlet adamı Atatürk, Namık Kemal’e cevap veriyor:
“Vatanın
bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur
elbet de kurtaracak bahtı kara mağderini.” diyor ve “Milli Mücadele Destanı”nı
yazıyor.
Şimdi
ülkemiz sanki Namık Kemal’in dediği noktaya gelmiş gibi. Haykıracak bir ses
duymak istiyor Türk Milleti. Bu sese kulak tıkayanların Allah belasını versin.
Dağlıca ve Iğdır’ da yüreğimize düşen ateşe sebep olanlara yazıklar olsun,
yazıklar olsun, yazıklar olsun. Kamuoyuna
saygılarımızla…
25 Haziran 2015 Perşembe
T.D.D. GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR TÜİK AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ
Büyük bir toplumsal tehdit ve tehlike: Dinî değerlerden uzak bir yaşam evlilikleri sarsıyor
TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR TÜİK AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ
TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR TÜİK AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ
![]() |
| Avukat Fethi BOLAYIR Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı |
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı verilerdeki,
son 12 yılda yüzde 36 artan boşanma oranları, dikkatleri aile içi ilişkilere
çevirdi. 2013 yılı verilerine göre evlenen çift sayısı 600 bin 138 olurken,
boşanan çift sayısı 125 bin 305 olarak gerçekleşti. Son 12 yılda evlilik oranı
yüzde 10 artarken, boşanma oranı ise yaklaşık yüzde 36 arttı.
YENİ AKİT: SİNAN KAYA / ANKARA – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı verilerdeki, son 12 yılda yüzde 36 artan boşanma oranları, dikkatleri aile içi ilişkilere çevirdi. 2013 yılı verilerine göre evlenen çift sayısı 600 bin 138 olurken, boşanan çift sayısı 125 bin 305 olarak gerçekleşti. Son 12 yılda evlilik oranı yüzde 10 artarken, boşanma oranı ise yaklaşık yüzde 36 arttı. Konuyu Akit’e değerlendiren Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkan Avukat Fethi Bolayır, boşanmaların nedeninin dini değerlerden uzaklık olduğunu ifade etti. Av. Fethi Bolayır, bazı görsel ve yazılı medya kuruluşlarının boşanmaları körüklediğini söyledi.
Boşanmaların son zamanlarda toplumda büyük yara oluşturduğuna dikkat çeken Toplumsal
Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır, “Şu anda yuvaların
dağılmasının, ailelerin perişan olmasının, en büyük sebebi ailelerin ekonomik
sıkıntı çekmesi, erken yaşta yapılan evlilikler ve çoğu ailenin toplumsal ve
dini değerlere bağlı kalmamasından kaynaklanıyor. Bazı görsel ve yazılı medya
kuruluşları da boşanmaları körüklüyor. Televizyonlardaki diziler, evlilik
programları boşanmalara teşvik ediyor. Bu programlar topluma hayır yerine zarar
getiriyor” dedi.
Boşanmaların önlenmesinde dini boyutun da büyük bir etkiye sahip olduğunu dile getiren Dernek Başkanı Bolayır, şunları söyledi: “Evlilikte dini değerlerimize çok önem vermeliyiz. Onun için evliklerde ve aile yapılarımızda hem dinimizin ve milli değerlerimizi zedelememeliyiz. Bu değerlerimizi istismar etmemeliyiz ki evlilikler yürütülebilsin. Bunların da temelini aile de vereceğiz ki, hem kız çocuğu hem de erkek çocuğumuz ileri de bu tür olaylarla karşı karşıya kalmasın.”
Boşanmaların önlenmesinde dini boyutun da büyük bir etkiye sahip olduğunu dile getiren Dernek Başkanı Bolayır, şunları söyledi: “Evlilikte dini değerlerimize çok önem vermeliyiz. Onun için evliklerde ve aile yapılarımızda hem dinimizin ve milli değerlerimizi zedelememeliyiz. Bu değerlerimizi istismar etmemeliyiz ki evlilikler yürütülebilsin. Bunların da temelini aile de vereceğiz ki, hem kız çocuğu hem de erkek çocuğumuz ileri de bu tür olaylarla karşı karşıya kalmasın.”
Evliliklerde anne ve babaya çok büyük görevler düştüğünü hatırlatan Av. Fethi Bolayır,
“Burada anne babalara sesleniyorum; gençlerimizi diskoteklere mahkûm etmememiz
lazım. Onları başıboş bırakmamamız gerekir. Çünkü çocuk ilk eğitimini anne ve
babadan aldığı için anne ve babalar çocukları için aynı zamanda birer
öğretmendirler” dedi.2 Haziran 2015 Salı
"MUTLAK GEREKLİLİK" Vural AKKOL, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Sekreteri
![]() |
| Vural AKKOL Toplumsal Düşünce Derneği Genel Sekreteri |
MUTLAK GEREKLİLİK
Türk toplumu son yıllarda endişeli, sıkıntılı ve karamsar bir ortamla karşı karşıya kalmıştır. Gülen yüzlerin sayısı giderek azalıyor. Memnuniyetsizlik had safhada. Bireyler ve kurumlar; bazı şeylerin düzeleceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanabileceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla insan unsurunu birinci plana alacağı siyasal iktidarların her kesime eşit mesafede yaklaşabileceği, milli hasılanın yükselebileceği ve pastadan eşit miktarda pay alınabileceği sabırla beklemişlerdir. Fakat sabrın artık patlama noktasına geldiği görülmektedir. Böyle bir negatif olguyu, yapılan anket çalışmaları da göstermektedir. Çünkü sonuç, vatandaşın siyasete güveninin kalmadığını göstermektedir. Demokrasinin sadece parmak sayısıyla olabileceği inancı yorgunluk ve bitkinlik yaratmıştır.
DESTEK YOKSA!..
Fizik kanunudur “Destek yoksa kaldıraç çalışmaz.” bilim kuralı, durumuna en güzel örnektir. Büyük önder Atatürk, toplumu yokluk içindeki Türk halkını arkasına alarak oluşturduğu ordu ile milli mücadeleyi kazanmış bize Türkiye’ yi ve Cumhuriyeti armağan etmiştir. Yokluklar içinde ama zengin olan milli ruhla Türkiye Cumhuriyeti devletini çağdaş uygarlığa ulaştırılması için, çağdaş ilkeleri benimsemiş hayata geçirmiştir. Çağdaşlığa ulaşma toplumun huzuru ve mutlu olma yollarını açmıştır.
Bundan hareketle;
1-Toplumu dışlamayan kendi oturduğu dalı kesmeyen,
2-Toplumun gücünü yok saymayan, her zaman sivil toplumun gerekliliğine inanan, millitarist yöntemlerle demokratik kitlelerin gücünü kırmayan,
3-Hukuku, ekonomiyi, sosyal ve benzere alanları toplumla beraber pozitif şekilde kullanan,
4-Toplumun her kesimine eşit mesafede ve aktivitesi yüksek toplumu topluma şikayet etmeyen ve her şeyden şikayetçi olmayan,
5-Global düşünen, beyinde liberal, gönülde milli bir politika yürüten
6-Uluslararası teknolojiyi takip ederek, sanayide söz sahibi olabilen, bu tür olguları ülke içerisinde planlı bir şekilde işletebilen, fakat yüzde kırka yakını tarıma dayalı bir kitleyi erozyona uğratmayan,
7-İnsanların yaşamını iyileştiren, insanların sosyal yaşamını düzenleyen, toplumun huzuru için çalışan, insan unsurunu birinci planda tutarak, insanca yaşamayı kabul edebilen, ne için yaşadığını bilen, bilgili, medeni, çağdaş, sağlıklı ve eğitim düzeyi yüksek toplum yaratmayı amaç ve ilke edinebilen,
8-Herkesle ve her kesim ile kavgalı olmayan, başkalarını suçlamayan, kendi özünü eleştirebilen, büyük Atatürk’ ün evrensel sözü olan “Yurtta barış, dünyada barış...” ilkesini yaşatabilen,
9-Bireyin devleti suçlamaması, devletin bireye kuşku ile bakmaması için güven verici, haksızlığı sıfıra indirebilecek, temiz ve şeffaf yönetimle temiz toplum oluşturabilecek,
10-İnsan haklarına, demokrasiye ve Atatürk’ ün kurduğu Lâik Cumhuriyet ilkelerini baş tacı, edecek halk için politika üretecek yeni bir ruhun, yeni bir birlikteliğin, yeni bir aydınlığın yaratılmasına mutlak bir gereklilik vardır.
Türk toplumu son yıllarda endişeli, sıkıntılı ve karamsar bir ortamla karşı karşıya kalmıştır. Gülen yüzlerin sayısı giderek azalıyor. Memnuniyetsizlik had safhada. Bireyler ve kurumlar; bazı şeylerin düzeleceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanabileceği, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla insan unsurunu birinci plana alacağı siyasal iktidarların her kesime eşit mesafede yaklaşabileceği, milli hasılanın yükselebileceği ve pastadan eşit miktarda pay alınabileceği sabırla beklemişlerdir. Fakat sabrın artık patlama noktasına geldiği görülmektedir. Böyle bir negatif olguyu, yapılan anket çalışmaları da göstermektedir. Çünkü sonuç, vatandaşın siyasete güveninin kalmadığını göstermektedir. Demokrasinin sadece parmak sayısıyla olabileceği inancı yorgunluk ve bitkinlik yaratmıştır.
DESTEK YOKSA!..
Fizik kanunudur “Destek yoksa kaldıraç çalışmaz.” bilim kuralı, durumuna en güzel örnektir. Büyük önder Atatürk, toplumu yokluk içindeki Türk halkını arkasına alarak oluşturduğu ordu ile milli mücadeleyi kazanmış bize Türkiye’ yi ve Cumhuriyeti armağan etmiştir. Yokluklar içinde ama zengin olan milli ruhla Türkiye Cumhuriyeti devletini çağdaş uygarlığa ulaştırılması için, çağdaş ilkeleri benimsemiş hayata geçirmiştir. Çağdaşlığa ulaşma toplumun huzuru ve mutlu olma yollarını açmıştır.
Bundan hareketle;
1-Toplumu dışlamayan kendi oturduğu dalı kesmeyen,
2-Toplumun gücünü yok saymayan, her zaman sivil toplumun gerekliliğine inanan, millitarist yöntemlerle demokratik kitlelerin gücünü kırmayan,
3-Hukuku, ekonomiyi, sosyal ve benzere alanları toplumla beraber pozitif şekilde kullanan,
4-Toplumun her kesimine eşit mesafede ve aktivitesi yüksek toplumu topluma şikayet etmeyen ve her şeyden şikayetçi olmayan,
5-Global düşünen, beyinde liberal, gönülde milli bir politika yürüten
6-Uluslararası teknolojiyi takip ederek, sanayide söz sahibi olabilen, bu tür olguları ülke içerisinde planlı bir şekilde işletebilen, fakat yüzde kırka yakını tarıma dayalı bir kitleyi erozyona uğratmayan,
7-İnsanların yaşamını iyileştiren, insanların sosyal yaşamını düzenleyen, toplumun huzuru için çalışan, insan unsurunu birinci planda tutarak, insanca yaşamayı kabul edebilen, ne için yaşadığını bilen, bilgili, medeni, çağdaş, sağlıklı ve eğitim düzeyi yüksek toplum yaratmayı amaç ve ilke edinebilen,
8-Herkesle ve her kesim ile kavgalı olmayan, başkalarını suçlamayan, kendi özünü eleştirebilen, büyük Atatürk’ ün evrensel sözü olan “Yurtta barış, dünyada barış...” ilkesini yaşatabilen,
9-Bireyin devleti suçlamaması, devletin bireye kuşku ile bakmaması için güven verici, haksızlığı sıfıra indirebilecek, temiz ve şeffaf yönetimle temiz toplum oluşturabilecek,
10-İnsan haklarına, demokrasiye ve Atatürk’ ün kurduğu Lâik Cumhuriyet ilkelerini baş tacı, edecek halk için politika üretecek yeni bir ruhun, yeni bir birlikteliğin, yeni bir aydınlığın yaratılmasına mutlak bir gereklilik vardır.
Vural AKKOL
Toplumsal
Düşünce Derneği
Genel Sekreteri
15 Nisan 2014 Salı
12 Nisan 2014 Cumartesi
"İHANETE HAYIR" PANELİ YAPILDI...
‘İhanete hayır;
Türk Milleti ve Devleti Bölünemez’
“İhanete hayır, Türk Milleti ve Devleti
Bölünemez “paneli Ankara’da ABEM konferans salonunda gerçekleşti.
ANKARA- “İhanete hayır, Türk
Milleti ve Devleti Bölünemez “paneli Ankara’da ABEM (Ankara Barosu Eğitim
Merkezi) konferans salonunda 09 Nisan 2014, Çarşamba günü gerçekleştirildi. Toplantının
açılışını Türkiye Sivil Toplum Birliği Başkanı Sadi Somuncuoğlu Yaptı. Panel
yöneticisi olan Hasan Korkmazcan yaptığı konuşmada “Mücadeleyi başlatıyoruz.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri mücadelenin ilk adımıdır” dedi.
Mücadele başlıyor. İlk adım Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Türkiye Sivil Toplum Birliği
Panelinde konuşan; Türk Parlamenterler Birliği Onursal Başkanı, TBMM (eski)
Başkan Vekili ve 4 dönem Denizli Milletvekilliği yapmış olan Hasan Korkmazcan
iktidara çok sert ifadelerle yüklendi.
Hasan Korkmazcan” Başbakan
Erdoğan artık güven kaybetmiştir. Kanunlara uymayan bir Cumhurbaşkanı,
Cumhur’un başı olamaz “dedi. Korkmazcan yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün, küçük bir salonda ama çok büyük bir hak ve adalet aramak için toplanmış
bulunmaktayız. Buradan, büyük bir ulusu parçalama zihniyetine ve “ihanete
hayır” diyoruz.
Türk Ulusu her şeyi affeder ancak ihaneti asla affetmez.
Tarihimiz bunun örnekleriyle
doludur. Bu Millet, düşmanlarının hainlerini bile cezalandırmıştır. Devlet
olmanın en önemli gereklerinden biri ihanetle mücadele etmektir. Üzülerek
belirtmeliyim ki, hukukun askıya alındığı bir süreç yaşıyoruz. Bu süreçte,
bugünler daha iyi günler, kötü günler ilerde diyenlere sesleniyorum. Şu anda
içinde yaşadığımız günler en kötü günlerdir, bundan daha kötü bir durum olamaz.
Türk Milleti adını bilinçli olarak silmeye çalışıyorlar.
Bunu yapmaya çalışan hainlere
sesleniyorum. Dünya’daki tüm kütüphaneler yıkılıp, kitaplar yakılmadan, tüm
sanat eserleri yıkılmadan, Türk adını yeryüzünden silmek mümkün olmayacaktır.
Geçmişte bu görüşe katılan ama bugün aksi davranışlar sergileyen kişileri, her
şeyden önemlisi TBMM’ni bu görüşe sahip çıkmaya davet ediyorum.
Bu son çağrıdır.
Bu son çağrıdır. İçinde
bulundukları hukuksuz durum, hükümeti, bu ülkeye ihanet eden PKK terör örgütü
ile aynı statüye getirir ve onlarla aynı sonu paylaşmalarını sağlar. ASALA ile
EOKA’cılar ve onların hasta zihniyetli destekçileri, yıllarca, yüce Türk
Milleti’nin ırkçı bir millet olduğunu söylediler.
Bu iftiradır.
Bu bir iftiradır. Türk Milleti
asla ırkçı olmamıştır, hattâ, ırkçılık düşüncesine en uzak millet, Türk Milleti
olmuştur. Aksi olsa birleştirici, bütünleştirici, insani değerleri yüksek bir
millet olmasa bu kadar uzun süre yaşaması mümkün olmaz ve tarihin
derinliklerine çoktan gömülürdü. Aynı zihniyettekilerin attığı ikinci bir
iftira var. Türkiye, terörle mücadelede başarı kazandı, ancak bu dönemde, 17
bin faili meçhul cinayet işlendi iftirasıdır.
Türk Milleti, hiçbir zaman cinayet işlememiştir.
Yetkililer niçin bu iftiraya
karşı bir kampanya yürütmüyorlar? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk
Devleti’nin köklü gelenek ve görenekleri ile ilkelerinden oluşmuştur. Bu
Anayasa’da değiştirilemeyecek hükümler vardır. Değiştirilemeyecek maddelere
dokunan Meclis gayrimeşru olur. Bizim en büyük gücümüz, yüce Türk Halkı’nın
bize olan güvenidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu güveni kaybetmiştir.
İsteyen herkes Başbakan’dan istediği tavizi koparabilir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu
güveni kaybetmesi ve içinde bulunduğu durum nedeniyle tehdit altındadır.
Başbakanın tehdit altında olması demek milletin tehdit altında olması demektir.
Onu bu tehditten kurtarmak bilinçli Türk Halkı’nın elindedir. Devlet milletin
devletidir. Millet çağlayan bir ırmak, bizler ise bu ırmakta bir damlayız. Bir
milletin, adını, kendi iradesiyle değiştirmem mümkün mü?..
Geçmişte, Japonya, Almanya ve
İtalya Anayasa’larını zorla değiştirenler bile bunların isimlerini silmeyi
başaramamışlarken; kim bize, Türk ismi Anayasa’dan çıkacak diyebilir ki?.. Bu
salondakiler, karar verirsek, bu toplantıyı, gider, bu vatanın ayrılmaz bir
parçası olan Diyarbakır’da da yaparız. Bunu kimse engelleyemez… Kötümserliğe
kapılmayalım ama mevcut durumu da seyretmeyelim.
Ülkesini seven bizlerin yapacak işleri var.
Bir proje etrafında birleşmeli ve
bir plan dâhilinde çalışmalıyız.
Bu proje; emperyalizmin
dayatmalarına hayır diyerek direnmek, insan hakları ve hukuk çerçevesinde
ülkemize sahip çıkmaktır. Terör örgütü üyeleri ve bu zihniyeti destekleyen
bölücüler asla affa uğrayamazlar. Bölge halkıyla doğrudan temas kurmalı ve
bölücüleri aradan çıkarmalıyız.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri mücadelenin ilk adımıdır.
Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti
kanunlarına uymayan bir Cumhurbaşkanı ile kanunu neresinden delerim diyen bir
Başbakana bırakılacak bir ülke değildir. Herkesin bir hesabı olabilir, ama
unutulmamalıdır ki; Yüce Türk Milleti’nin de bir hesabı vardır. Bu mücadeleye
gönül veren herkes, tüm önyargıları kaldırıp kucaklaşmalı ve bütünleşmelidir.”
Yoğun bir katılım ve bilinçli katkı…
İçişleri eski bakanı İdris Naim
Şahin, Eski Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Prof. Dr Anıl Çeçen, Sincan eski ağır
ceza mahkemesi başkanı Osman Kaçmaz, Türk Demokrasi ve Kadın Platformu Başkanı
Avukat Ayşegül Kahveci, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit
Özdağ., Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır, Gazi
Üsteğmen Serdar Öztürk ile İslâmcı Yazar İsmail Nacar gibi birçok Kanaat Önderi
ve önemli isim panelde yer aldılar.
10 Nisan 2014 Perşembe
25 Mayıs 2013 Cumartesi
akil'lere karşı "AKLI BAŞINDA" lar...

Şehit Aileleri Federasyonu Genel Başkanı Hamit Köse,
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Fethi Bolayır, Hukukun Egemenliği
Derneği Genel Başkanı Erdem Akyüz ve Telekomcular Derneği Genel Başkanı Zafer
Tekbudak "Akil İnsanlar Heyeti" ne karşı "Aklı Başında Vatanseverler Birlikteliği"
ni kurdu.
Yeni kuruluş adına yapılan ortak açıklamada; "Hiç bir
siyasi mülahaza gütmeksizin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milleti
ile bölünmez birlik ve bütünlüğünün korunması" nın tek amaç olduğu
belirtildi.
Kuruluş temsilcileri "Bu bir 'Akil Adamlar'topluluğu
değil, 'Aklıbaşında Vatanseverler Birlikteliği'dir" şeklinde
tanımladıkları yeni kuruluşunun temel amaçlarını şu şekilde açıkladılar.
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti uzun bir süreden beri bir
karmaşa ortamına sürüklenmek istenmektedir. Türk Milleti, içine sürüklenmek
istenen bu karmaşa, ve kaos ortamını aşacak, hiç bir şekilde bölücülerin
oyununa gelmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir
bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı; beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli Marşı
İstiklal Marşı'dır. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı
olan herkes Türk'tür. Temel amaç; Türk Devleti ve Milleti'nin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi sonsuza kadar
korumak ve muhafaza etmektir.
Bu amacı sağlamak için bir araya gelen kuruluşlar olarak,
üzerimize düşen görevleri hiç bir kaygı duymaksızın ve kararlı bir şekilde
sürdüreceğimiz hususunu Türk Milletinin bilgisine sunarız."
Açıklamada, "Akil İnsanlar" eleştirilirken,
"Analar ağlamasın, akan kan dursun diyen sözümona akil adamlara soruyoruz.
Bunun karşılığında ne ödeyeceksiniz. Ödediğiniz bedel daha pahalı olursa,
vicdan azabı çekmeyecek misiniz, bunun hesabını nasıl vereceksiniz.
İşte bütün bu nedenlerle, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve
milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğüne hizmet etmek amacı ile aşağıda
imzası bulunan sivil toplum örgütleri ve kişiler olarak hareket etme kararı
almış bulunmaktayız. Yeni çalışma ve uyarı programlarını açıklayacağız"
ifadeleri kullanıldı. (ANKA)
EN İYİ'LERE ÖDÜL TÖRENİ!...
EN İYİLER ÖDÜL TÖRENİMİZİ YAPTIK
![]() |
| Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Sayın Av. Fethi BOLAYIR ödülünü alırken... |
Ankara, Telekomcular Derneği Genel Başkanlığı - Tarih: 2013-03-03
2 Mart Cumartesi günü Ankara Kent Otel'de muhteşem bir
davetli ve misafir grubunun katılımı ile gerçekleştirilen “Telekomcular Derneği
Ödülleri-3” Töreninde; ödül alanların, ödül verenlerin, katılımcıların
oluşturduğu seçkin bir topluluk unutulmaz bir gün geçirdi….. Samimi, sıcak,
espirili ve hızlı akan bir gün…
Programın sunuculuğunu, Türk Telekom Ankara eski Bölge Müdür
Yardımcısı, Derneğimizin eski Başkanlarından Muzaffer ÜNVER yaptı…
Profesyonel sunucuları aratmayacak performansı, camianın
içinden olması, konuklara hitabeti ve samimi sunumu ile renk kattı…
Geleneksel Telekomcular Derneği Ödülleri Törenimizin 3. sü
Derneğimiz Yönetim Kurulu Başkanı Zafer TEKBUDAK’ın açış konuşması ile başladı.
Törene;
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM, AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Nükhet HOTAR, AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa ÖZTÜRK,
CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, CHP Genel Başkan
Yardımcısı Gürsel TEKİN, CHP Grup Başkan Vekilleri Muharrem İNCE, Emine Ülker
TARHAN, CHP İstanbul Milletvekilleri Oktay EKŞİ, Aykut ERDOĞDU, Ankara
Milletvekili Bülent KUŞOĞLU,
MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ, MHP Genel Başkan
Yardımcıları Şevkat ÇETİN, Prof.Dr. Zuhal TOPÇU, Prof.Dr. Mevlüt KARAKAYA, MHP
Grup Başkanvekili Mehmet ŞANDIR,
PTT Genel Müdürü Osman TURAL, Türk Telekom Hukuk Başkanı Can
ESEN, Telkoder Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata ARIAK,
tebrik telgrafı gönderdiler.
Ulaştırma eski Bakanlarından Enis ÖKSÜZ, CHP Konya
Milletvekili Atilla KART, MHP Kütahya Milletvekili Alim IŞIK, Türk Hava Kurumu
Rektör Yardımcısı ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Cengiz
TAPLAMACIOĞLU, Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu Genel
Başkanı Resul AKAY, Bağımsız Ulaşım Sendikası Genel Başkanı Mustafa SAYACI,
Bağımsız Eğitim Sendikası Genel Başkanı Abdullah SOY ve Teşkilatlandırma
Sekreteri Mustafa ŞAHİN, Mobbing ile Mücadele Derneği Başkanı Hüseyin GÜN,
Toplumsal Düşünce Derneği Başkanı Fethi BOLAYIR, Ülkütek Genel Başkanı Ekrem
AKSOY, TOKİ eski Başkan Yardımcısı Şükrü ÖNER, PTT eski Genel Müdürlerinden
Dursun DAĞAŞAN, Türk Telekom Kurucu ve İlk Genel Müdürü Cengiz BULUT, Türk
Telekom Eski Genel Müdürlerimizden İbrahim Hakkı ALPTÜRK, PTT Eski Genel Müdür
Yardımcılarından Murat Atak, Türk Telekom Eski Genel Müdür Yardımcılarından
Muharrem BEŞİR, Alaaddin İÇER. Türk Telekom’un eski Yöneticileri Osman Muzaffer
AYVALI, Dicle EROĞUL, Mete DARICI, Mustafa GÜLTEKİN, Halil YALÇIN, Ercan ÇELİK,
Yücel BAĞRIAÇIK ve PTT Yapı Dairesi Başkanı Adnan AYDEMİR, PTT eski Daire
Başkanlarından Vehbi KÖŞKER, Değerli dostumuz Zait AKGÜN, Derneğimiz Kurucu
Başkanı Zafer ÖZTÜRK, Çanakkale'den gelen Yönetim Kurulu Üyemiz Özcan
ALTINIŞIK, Kart İnşaat sahibi Fatih KART, Global Star Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürü Soner ABACI, geçen hafta çok önemli bir operasyon geçiren kardeşimiz
Önder Kürşad SOYSAL ödül törenine katılanlar arasındaydı.
Ve üyelerimiz…Her zaman yanımızda olan bizleri yalnız
bırakmayan dostlarımız...
2012 yılının kişisel bilişim sitesi sahibi Hamza ŞAMLIOĞLU,
Üniversitede daha önce düzenlenmiş bir programı olduğu için ödül törenine
katılamadı…
O’nun dışındaki tüm ödül sahipleri veya yetkilendirdikleri
kişiler törendeydi…
2012 yılının “Bilişim/Teknoloji Sitesi” ShiftDelete.net
Yayın Koordinatörü Hakkı ALKAN’a ödülünü Türk Telekom eski Uluslararası Dairesi
Başkanlarından Halil YALÇIN verdi.
2012 yılının “Bilişim Şirketi” Millenicom Türkiye
Kurumsal Satış Direktörü Orkan AYTULUN’a ödüllerini Türk Telekom İlk Genel
Müdürü Cengiz BULUT takdim etti. Sayın BULUT, tekrar bir arada olmaktan mutlu
olduğunu, özel sektörün Telekomünikasyon ve Blişim sektöründeki önemi ve yerini
vurguladı. Sayın AYTULUN ise yatırımlarını artırarak, hizmet ağlarını
geliştireceklerini, müşteri memnuniyetini her zaman ilke edindiklerini
belirterek, ödül ve programda emeği geçenlere teşekkür ettiler.
2012 yılının “Bilişim Yazarı” Melih Bayram DEDE
ödülünü Toplumsal Düşünce Derneği Başkanı Fethi BOLAYIR’dan aldı.
2012 yılının kitabı, “Türk Telekom’da Psikolojik
İşkence (Mobbing)” kitabının yazarı Bülent ATUK’a ödülünü Mobbing ile Mücadele
Derneği Başkanı Hüseyin GÜN verdi. Bülent ATUK, kitabının basımı ve tanıtımı ile
ilgili olumsuzlukları, yayınevlerinin adeta söz birliği etmişcesine kitabı
görmezden gelmelerini anlatarak, kitabın tanıtımı için parası ile hiç bir
gazete de ilan veremediğini, yine de mücadeleden vaz geçmeyeceğini belirtti.
2012 yılının “Sivil Toplum Örgütü” olarak seçilen Alternatif
Bilişim Derneği temsilcisi Eser Aygül ödüllerini Türk Telekom eski Genel
Müdürlerinden İbrahim Hakkı ALPTÜRK’ten aldı. Eser Aygül, Kişisel Bilgi
Güvenliğinin öneminden söz etti.
2012 Yılının “Siyaset Adamı” olarak belirlenen CHP Konya
Milletvekili Atilla KART’a ödülünü PTT eski Genel Müdürlerinden Dursun DAĞAŞAN
takdim ettiler. Sayın KART, “Türk Telekom gibi stratejik öneme haiz değerlerin
bedeli 6,5 değil 65 milyar dolar bile verilse özelleştirilmemesi gerektiğinden
söz ederek sebepeleri ile ülkemizin içinde bulunduğu her türlü olumsuz koşula
rağmen mücadeleden vaz geçmeyeceklerini belittiler. Sayın KART konuşması ile
davetlilerden en çok alkış alan konuklarımızdan oldu.
2012 Yılının “Siyaset Adamı” olarak belirlenen bir diğer
ödül sahibi MHP Kütahya Milletvekili Prof.Dr. Alim IŞIK’a ödülünü TOKİ eski
Başkan Yardımcısı Şükrü ÖNER takdim ettiler. Sayın IŞIK konuşmasında, “Türk
Telekom’un eski çalışanlarının sorunlarını iyi bildiğini, yakından takip
ettiğini, bununda kendilerinin görevi olduğunu, insanlarının sorunlarını
çözemeyen, onların mutluluklarını sağlayamayan iktidarların kalıcı
olamayacağını” söylediler. Konuklardan en çok alkış alan bir başka konuşmacı
ise Sayın Prof.Dr. Alim IŞIK idi.
2012 Yılının “Süreli Yayını” Ict Media’nın Genel Yayın
Yönetmeni Murat PEHLİVAN ödüllerini Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektör
Yardımcısı ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Cengiz TAPLAMACIOĞLU’ndan
aldı.
2012 Yılının “Telekomcusu” seçilen Gürdal UĞUR’a ödülünü
Derneğimiz Yönetim Kurulu Başkanı Zafer TEKBUDAK verdi. Sayın UĞUR, Türk
Telekom’da görev yapmanın yanında sanat yaşamı ve tiyatro geçmişini özetlerken,
yaşadığı olumsuzluklar, vefasızlıklar ve ilgisizlikler hakkında bilgi verdi.
Ödül için teşekkür etti.
2012 Yılının “Televizyon Programı” olarak belirlenen Silikon
Vadisi’nin program yapımcısı ve sunucusu Dinçer KARACA’ya ödülünü Türk Telekom
Eski Genel Müdür Yardımcılarından Muharrem BEŞİR verdi. Sayın KARACA
çalışmaları hususunda bilgi vererek ödül için teşekkürlerini sundu.
2012 Yılının “Tüketici Köşesi Yazarı” olarak seçilen Erkan
ÇELEBİ’nin ödülünü Halil YALÇIN, Derneğimiz Başkanı Zafer TEKBUDAKTAN’dan aldı.
2012 Yılının “Yöneticisi” olarak belirlenen Sinerji Türk
Vakfı Başkanı Abdullah Raşit GÜLHAN’ı temsilen Nazmi ERTAŞ’a ödülünü BASK Genel
Başkanı Resul AKAY verdi.
Derneğimiz seçici kurulunca “Vefa Ödülü”ne layık olduğu
değerlendirilen Ulaştırma Eski Bakanlarımızdan Sayın Enis ÖKSÜZ’e ödüllerini Türk
Telekom Eski Genel Müdürlerimizden İbrahim Hakkı ALPTÜRK sundular. Sayın ÖKSÜZ,
görev yaptığı dönemde Türk Telekom özelleştirilmesine karşı çıkma sebepleri,
karşılaştıkları baskılar, mücadeleleri hakkında açıklamalarda bulundular. Sayın
Bakan’ın açıklamaları davetlilerce ilgi ile izlenip yoğun alkış aldı.
Sayın ALPTÜRK konuşmasında Türk Telekom özelleştirmesini eleştirerek, ülke için stratejik önemini vurguladı. Genel Müdürümüzün aradan geçen bunca yıla rağmen salonda bulunan tüm eski çalışma arkadaşlarımıza ismen hitap etmesi ve arkadaşlarımızın da kendilerine gösterdikleri yakınlık ve sıcaklık çok dikkat çekici idi.
Sayın ALPTÜRK konuşmasında Türk Telekom özelleştirmesini eleştirerek, ülke için stratejik önemini vurguladı. Genel Müdürümüzün aradan geçen bunca yıla rağmen salonda bulunan tüm eski çalışma arkadaşlarımıza ismen hitap etmesi ve arkadaşlarımızın da kendilerine gösterdikleri yakınlık ve sıcaklık çok dikkat çekici idi.
Derneğimiz “Yönetim Kurulu Özel Ödülü”ne layık görülen CHP
Ankara Milletvekili Bülent KUŞOĞLU ile Sözcü Gazetesi köşe yazarı Emin
ÇÖLAŞAN’nın temsilcilerine ödülleri takdim edildi.
Ödül törenine katılan konuklar, ödül alanlar, ödül verenler
bu tür etkinliklerin sektör temsilcilerini, yıllarını PTT ve Türk Telekom’a
verenleri bir araya getirmesi açısından çok anlamlı olduğunu belirterek,
programda emeği geçenlere teşekkür ettiler.
Sohbetler, hasret gidermeler sonrası tören sona erdi.
8 Nisan 2013 Pazartesi
Flaş! 'Akil'lere karşı 'Aklı başındalar'
Flaş! 'Akil'lere
karşı 'Aklı başındalar'
Şehit Aileleri
Federasyonu Genel Başkanı Hamit Köse, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Fethi Bolayır, Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı Erdem Akyüz ve
Telekomcular Derneği Genel Başkanı Zafer Tekbudak “Akil İnsanlar Heyeti”ne
karşı “Aklı Başında Vatanseverler Birlikteliği”ni kurdu.
Yeni kuruluş adına yapılan ortak açıklamada; “Hiç bir siyasi mülahaza gütmeksizin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğünün korunması”nın tek amaç olduğu belirtildi.
Kuruluş temsilcileri “Bu bir ‘Akil Adamlar’ topluluğu değil, ‘Aklıbaşında Vatanseverler Birlikteliği’dir” şeklinde tanımladıkları yeni kuruluşunun temel amaçlarını şu şekilde açıkladılar.
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti uzun bir süreden beri bir karmaşa ortamına sürüklenmek istenmektedir. Türk Milleti, içine sürüklenmek istenen bu karmaşa, ve kaos ortamını aşacak, hiç bir şekilde bölücülerin oyununa gelmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı; beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli Marşı İstiklal Marşı’dır. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Temel amaç; Türk Devleti ve Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi sonsuza kadar korumak ve muhafaza etmektir.
Bu amacı sağlamak için bir araya gelen kuruluşlar olarak, üzerimize düşen görevleri hiç bir kaygı duymaksızın ve kararlı bir şekilde sürdüreceğimiz hususunu Türk Milletinin bilgisine sunarız.”
“BUNUN HESABINI NASIL VERECEKSİNİZ”
Açıklamada, “Akil İnsanlar” eleştirilirken, “Analar ağlamasın, akan kan dursun diyen sözümona akil adamlara soruyoruz. Bunun karşılığında ne ödeyeceksiniz. Ödediğiniz bedel daha pahalı olursa, vicdan azabı çekmeyecek misiniz, bunun hesabını nasıl vereceksiniz. İşte bütün bu nedenlerle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğüne hizmet etmek amacı ile aşağıda imzası bulunan sivil toplum örgütleri ve kişiler olarak hareket etme kararı almış bulunmaktayız. Yeni çalışma ve uyarı programlarını açıklayacağız” ifadeleri kullanıldı.
Yeni kuruluş adına yapılan ortak açıklamada; “Hiç bir siyasi mülahaza gütmeksizin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğünün korunması”nın tek amaç olduğu belirtildi.
Kuruluş temsilcileri “Bu bir ‘Akil Adamlar’ topluluğu değil, ‘Aklıbaşında Vatanseverler Birlikteliği’dir” şeklinde tanımladıkları yeni kuruluşunun temel amaçlarını şu şekilde açıkladılar.
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti uzun bir süreden beri bir karmaşa ortamına sürüklenmek istenmektedir. Türk Milleti, içine sürüklenmek istenen bu karmaşa, ve kaos ortamını aşacak, hiç bir şekilde bölücülerin oyununa gelmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı; beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli Marşı İstiklal Marşı’dır. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Temel amaç; Türk Devleti ve Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi sonsuza kadar korumak ve muhafaza etmektir.
Bu amacı sağlamak için bir araya gelen kuruluşlar olarak, üzerimize düşen görevleri hiç bir kaygı duymaksızın ve kararlı bir şekilde sürdüreceğimiz hususunu Türk Milletinin bilgisine sunarız.”
“BUNUN HESABINI NASIL VERECEKSİNİZ”
Açıklamada, “Akil İnsanlar” eleştirilirken, “Analar ağlamasın, akan kan dursun diyen sözümona akil adamlara soruyoruz. Bunun karşılığında ne ödeyeceksiniz. Ödediğiniz bedel daha pahalı olursa, vicdan azabı çekmeyecek misiniz, bunun hesabını nasıl vereceksiniz. İşte bütün bu nedenlerle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez birlik ve bütünlüğüne hizmet etmek amacı ile aşağıda imzası bulunan sivil toplum örgütleri ve kişiler olarak hareket etme kararı almış bulunmaktayız. Yeni çalışma ve uyarı programlarını açıklayacağız” ifadeleri kullanıldı.
05
Nisan 2013 Cuma 12:32
19 Mart 2013 Salı
12 Ocak 2013 Cumartesi
Özür dileyen özürlülere ithaf!...
Özür
dileyen özürlülere ithaf olunur…
Biz bu vatanı şehitlerimizden borç olarak aldık…
Önce onları şehit edenler özür dilesin ve borçlarını
ödesinler….. Tabiki kabul görürse…
ÇANAKKALE SAVAŞINDAN ;
Kocadere köyünde büyük bi sargı yeri kuruluyor. Kimi
Urfalı , kimi
Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı
getiriliyor…
Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.Zor
nefes alıp vermektedir.Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için
komutanının elbisesine yapışır.Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.“Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım…Arkadaşıma
ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
“Ben…Ben köylüm Lapseki’li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç
aldıydım…Kendisini göremedim.Belki ölürüm.Ölürsem söyleyin hakkını helal
etsin”
“Sen meraketme evladım” der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle
okşar.
Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de “söyleyin hakkını helal etsin” olur…
Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan
çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden
çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine
bir pusula.Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır.Pusulayı
açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır,
ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz…
Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı
getiriliyor…
Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.Zor
nefes alıp vermektedir.Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için
komutanının elbisesine yapışır.Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.“Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım…Arkadaşıma
ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
“Ben…Ben köylüm Lapseki’li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç
aldıydım…Kendisini göremedim.Belki ölürüm.Ölürsem söyleyin hakkını helal
etsin”
“Sen meraketme evladım” der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle
okşar.
Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de “söyleyin hakkını helal etsin” olur…
Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan
çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden
çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine
bir pusula.Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır.Pusulayı
açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır,
ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz…
>PUSULADAKİ NOT:
“Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni
göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben
dönemem.Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”
Siz bu olayın neresindesiniz?
Türklük davası güdüp de ecdadın ayaklarındaki toz olamayanların, vatan
millet sevdasında! olup ülkeyi yiyip-bitirenlerin ve yetim hakkına bile göz
dikip; haksızca hak iddia edenlerin gözlerine sokmanız dileğiyle…onlar anlar…
“Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni
göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben
dönemem.Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”
Siz bu olayın neresindesiniz?
Türklük davası güdüp de ecdadın ayaklarındaki toz olamayanların, vatan
millet sevdasında! olup ülkeyi yiyip-bitirenlerin ve yetim hakkına bile göz
dikip; haksızca hak iddia edenlerin gözlerine sokmanız dileğiyle…onlar anlar…
Akıllıca bir planın parçası
SÖzde aydınların başlattığı ’özür’lü kampanyaya toplumun her kesiminden çığ
gibi tepki büyüyor. Türk milletini, Ermeni’den özür dilemeye çağıranların
milleti ‘tavır almaya’ zorladığını belirten akademisyenler ve ülkenin gerçek
aydınları, kampanyanın ’akıllıca’düşünülmüş bir planın parçası olduğuna dikkat
çekiyor: Bu girişim, Türk milletini tuzağa düşürme planının bir adımıdır.
İŞTE O METİN
Sanal ortamda başlatılan kampanyanın metninde şöyle deniyor:
“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız
kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği
reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor,
onlardan özür diliyorum.”
Şehitlerimizin kanı ve vebali altındalar
Toplumsal Düşünce Derneği
Genel Başkanı
Avukat Fethi Bolayır:
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır kampanyayı, “Bir kitle kendi ülkesine ve milletine bu kadar hainlik yapamaz” sözleriyle eleştirdi. Özür dileme kampanyası başlatan ve buna destek veren kişilerin omuzlarında, Ermeniler tarafından şehit edilen Türk büyükelçilerinin, dışişleri mensuplarının ve onların ailelerinin kanları ve vebali olduğunu söyleyen Avukat Fethi Bolayır şunları söyledi:
“Kendi ülkesini kalkıp başka bir ülkenin kamuoyuna şikayet eden bir zihniyete aydınlık demek mümkün müdür? Ermenilerin hakkını savunurken, Karabağ’da Azerbaycan vatandaşlarına yapılan zulümleri neden hiç konuşmuyorsunuz ey aydınlar? Bu ihanetin ta kendisidir. Karabağ’daki o zihniyet, geçmişte de Kars, Van, Ardahan’da kirli elleriyle kan döktü. Türkiye’nin yanlışlarını elbette açığa çıkaracağız, eleştireceğiz. Ama Ermenilerin hiyanetini getirip de Türk milletinin üzerine yıkmak ancak ihanet olarak tanımlanabilir. Bu ülke artık sahipsiz hale geldi. Her önüne çıkan Türkiye cumhuriyetine, laik ve üniter devlete saldırıya geçti.”
Genel Başkanı
Avukat Fethi Bolayır:
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır kampanyayı, “Bir kitle kendi ülkesine ve milletine bu kadar hainlik yapamaz” sözleriyle eleştirdi. Özür dileme kampanyası başlatan ve buna destek veren kişilerin omuzlarında, Ermeniler tarafından şehit edilen Türk büyükelçilerinin, dışişleri mensuplarının ve onların ailelerinin kanları ve vebali olduğunu söyleyen Avukat Fethi Bolayır şunları söyledi:
“Kendi ülkesini kalkıp başka bir ülkenin kamuoyuna şikayet eden bir zihniyete aydınlık demek mümkün müdür? Ermenilerin hakkını savunurken, Karabağ’da Azerbaycan vatandaşlarına yapılan zulümleri neden hiç konuşmuyorsunuz ey aydınlar? Bu ihanetin ta kendisidir. Karabağ’daki o zihniyet, geçmişte de Kars, Van, Ardahan’da kirli elleriyle kan döktü. Türkiye’nin yanlışlarını elbette açığa çıkaracağız, eleştireceğiz. Ama Ermenilerin hiyanetini getirip de Türk milletinin üzerine yıkmak ancak ihanet olarak tanımlanabilir. Bu ülke artık sahipsiz hale geldi. Her önüne çıkan Türkiye cumhuriyetine, laik ve üniter devlete saldırıya geçti.”
14 Aralık 2012 Cuma
AYIPTIR BEYLER, GÜNAHTIR BEYLER!...
Eğitimci-Yazar, Fethi BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği Genel
Başkanı
Bu güzel ülkeye onurlu, namuslu,
haysiyetli bir anlayışla hizmet etmek görevlerin en yücesidir. Hangi makam ve
mevkide olunursa olunsun, çalmadan-çaldırtmadan, yan gelip yatmadan, “Amaaan
bana ne!...” demeden bu aziz millete aydınlık, mutlu ve huzurlu bir gelecek
hazırlamak, sorumluluk mevkiinde olan her kimse için şereftir, haysiyettir ve
namus borcudur.
Namussuzlar nasıl ki namussuzluk
için gözü kara, pervasız, acımasız ve cesur davranıyorlarsa, namuslular da en
az namussuzlar kadar cesur davranmalıdırlar. Namuslu olanlar, devlete ve
millete karşı hizmet anlayışlarını zedelemeden sürdürürlerse,
kardeşliği-birliği-beraberliği, ortak değerlerde el ele tutuşmayı ön planda
tutarlarsa, bu haklı davranış ve tutumlarını en yüksek sesle dillendirirlerse,
namussuzlar at oynatacak meydan bulamazlar. Güzel ülkemde; sisli, bulutlu
fırtınalı, karlı-buzlu bir hava yaratamazlar. Dolayısıyla; milli, ahlaki, dini,
ekonomik, sosyal, siyasal gibi değerler zarar görmez, yıpranmaz, olumsuzluklar
filizlenmez.
Laik ve demokratik kuralların, milli
birlik ve beraberliğin, üniter ve milli devlet yapısının, misak-ı milli ruhunun
zayıflatıldığı, hırpalandığı, burçlarında oyukların açıldığı, açılmağa
çalışıldığı bir Türkiye düşünün. Allah korusun, bu durum yüce Türk Milleti için
dünyanın sonu sayılır. Büyük Türk Milleti’ni ve devletini bu duruma düşürmek
için dışarıdan ve içerden satın alınmış beyinler hareket halindedir. Bu hareket
halinde olanlara sesleniyoruz: Her kim olursanız olunuz, bu yüce milletin üstün
değerleriyle oynamayınız. Emel ve arzularınıza alet etmeyiniz. İçimizde,
beyinleri satın alınmış olanlara diyoruz ki; ister siyasi, ister ekonomik,
ister makam kapmak için toplumumuzun kutsal değerlerinden, ortak mutluluğundan,
mili ve çağdaş değerlerinden çirkin, adi, alçak ve kirli düşünce ve ellerinizi
çekiniz. Bölücü ve karanlık düşüncelerinizi insanlarımızın temiz beyinlerine ve
kalplerine akıtmaktan vazgeçiniz. Ayıptır, günahtır, toplu katliamdır, anayasal
suçtur. Nifak tohumlarını ekmekten vazgeçiniz.
Bu yüce millet, yirminci yüzyılın
son çeyreğinden bugüne kadar çok acı çekti, çok canlarını kaybetti. 1980’den
önce beş binin üstünde vatan evladını kaybettik. 1980’den sonra da hortlayan ve
hortlatılan bölücü terör nedeniyle de otuz-kırk bine varan vatandaşımızı,
insanımızı yitirdik. Büyük ekonomik kayıplarla yüz yüze kaldık. Etnik kökeni ne
olursa olsun, yetmiş beş milyon insanımız acı çekmektedir. Öyle bir acı ki; hem
sosyal, hem siyasal, hem ekonomik, hem milli birlik alanında derin yaralar açtı
devletin ve milletin bünyesinde. Dışarıdan ve içerden hareketlenip Türk ve
Türkiye düşmanlığı yapanlar, Atatürk’ün en büyük ve en yüce eseri olan Türkiye
Cumhuriyeti’nin üniter ve milli yapısını bozmak için uğraşanlar, bünyemizde
açılan yaraların, her türlü insanı ve vicdanı değerlerden yoksun aktörleridir.
Türk insanı bu aktörleri mutlaka çok
iyi tanımalıdır. Demokratik ve laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen bu aktörler, türlü
rollere girerek, bulundukları coğrafyada en büyük güce sahip olan Atatürk
Türkiye’sini dünya arenasında zayıflatmak, hasta adam durumuna düşürmek
istiyorlar. Yüce Atatürk, Türk Milleti’nin yönünü çağdaş uygarlığa çevirmiştir.
Türk milleti, bu aydınlık yoldan ilerlemeye devam ederken, demokratik ve laik
Cumhuriyet’in aydınlığından, güçlü ve onurlu bir Türkiye’den rahatsız olan
karanlık düşünce ve ruhların sahipleri, zehirlerini aydınlık yola akıtmaya
devam ediyorlar. Ayıptır, günahtır beyler!...
Gelin görün ki; dünya tarihinde eşi
görülmemiş bir galibiyetin ve yarattığı inkılâpların sahibi olan Atatürk’ün
düşünce sistemini, Türkiye’nin gelişmesinin önünde engel gören, laiklik
ilkesiyle ülkemde yaratılan geniş manadaki din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlı olduğunu
söyleyen bir AB, Türkiye’ye karşı samimi değildir. Ülkemizde AB’nin bu
anlayışına içimizde alkış tutanlara diyorum ki, “Siz, Victor Hugo’nun değil,
siz bizim sefillerimizsiniz.”
Sevr ve Mondros hayallerini
içlerinden söküp atamayan devletler, Türkiye’nin içerideki birlik ve
beraberliğini bozmak için küreselleşen dünya anlayışı ve birlikteliğini
kullanarak hayallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa, Türkiye’yi yönetenlerin bu
ince hesapları çok iyi görmeleri gerekir. Bu görmenin yanında, ülkemin çağdaş
değerlerle giderek kucaklaşması için ülkemin yeraltı-yerüstü kaynaklarını,
değerlerini en randımanlı biçimde kullanmayı, değerlendirmeyi hiçbir boşluğa
imkân tanımadan yerine getirecek çalışmalar yapmalıdırlar. Zaman israfına,
kaynakların rant aracı olarak kullanılması yönünden kapının aralanmasına fırsat
verilmemelidir.
Çağdaş dünya ile birlikte harekete
evet. Kişi hak ve hürriyetlerine sonsuza kadar evet. Demokratik ve laik
anlayışa sonsuza kadar evet.Devletimizin üniter yapısının zedelenmesine, ülkemizin
dışarıdan emir alan bir ülke haline gelmesine, özür dileyecek bir ülke konumuna
düşürülmesine hayır. Yıllarca uluslar arası ekonomik kuruluşların talimatları
doğrultusunda hareket etmeye hayır. Kendi iç dinamiklerini harekete
geçirmiyorsanız, güçsüzseniz, dışarıya el-avuç açar durumdaysanız, ülkemde
dönen çark, çıkar ve menfaat üzerine kurulmuşsa, kısa zamanda köşe dönme
anlayışı yaygınsa, ele geçirilen siyasal ve bürokratik makamlar çıkar
ilişkileri, al gülüm-ver gülüm anlayışıyla kirletiliyorsa dışa bağımlılıktan
kurtulamayız.
Ülke huzurunu, barışı ve mutluluğu sağlayamayız.
Onun için diyoruz ki, laik-demokratik Cumhuriyet’in temel ilke ve inkılâplarına
sımsıkı sarılmalıyız. Başta kadınlarımız ve gençlerimiz olmak üzere,
insanlarımızı çağdaş düşüncelerle donatıp, geleceğe hazırlamalıyız. Siyasal,
sosyal ve ekonomik kirlenmişliğe “Dur” demeliyiz. Yalana, talana, dolana, pirim
vermemeliyiz. Etnik ve dinsel amaçlarla ülkede huzursuzluk yaratanlara veya
devlet imkanlarını bu yolda kullananlara, Atatürkçü düşünce sistemini ve
milliyetçilik anlayışını zayıflatanlara “Ayıptır beyler, günahtır beyler,
yaptığınız haksızlıktır beyler!...” demeliyiz. Demezsek, ortaya çıkan
olumsuzluklardan yakınmaya, sistem etmeye, kapalı kapılar arkasında konuşmaya
hiç, ama hiç gerek yoktur. Bu zavallılıktır, acizliktir, olup biten
olumsuzluklara ses yükseltmemektir ve onları sineye çekmektir.
Rozet Atatürkçülüğü ve
milliyetçiliğini yapmak ayıptır beyler, günahtır beyler!... Yüksek İslam
dininin değerlerini araç olarak kullanıp siyasal ve ekonomik rant elde etmek, boğaza
nazır oturup viski yudumlarken Zap suyu üzerine şiir okumak ayıptır beyler,
günahtır beyler!... Elleri nasırlı, papuç altları yırtık, sokakta el-avuç
açarak dilenen insanları alet ederek siyasi ve ideolojik rant sağlamak ayıptır
beyler!... Milletvekili, avukat, öğretmen, doktor, asker ve memurun ilk adımı
atıp hizmet alanına girerken edilen Aine bağlı kalmaması ayıptır beyler,
günahtır beyler!... Kısacası Cumhurbaşkanından köydeki muhtara kadar
insanlarımıza hizmeti ibadet derecesinde görme erdemliliğiyle, karşı karşıya
olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Bunu unutmak ayıptır beyler. Ayıplarla toplumu
bir yerlere götürmeye çalışmak daha da ayıptır beyler!...
16 Ekim 2012 Salı
O VİLLAYI SEHİT AİLESİNE BAĞIŞLA!...
O VİLLAYI ŞEHİT AİLESİNE BAĞIŞLA!...
Paşalimanı Adası’ndaki evini bebek katilinin ev hapsi için öneren BDP’li Ufuk Uras’a terör mağdurları böyle seslendi.
Adadaki evin çevresinde 8 dönümlük arazi var
BDP’li Ufuk Uras’ın, Adalet Bakanı Ergin’e bebek katili Öcalan’ın ev hapsine alınması için önerdiği Paşalimanı Adası’ndaki villasının çevresinde 8 dönümlük arazi bulunuyor.
Katiller bile aranmıyor
İSTANBUL Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pakize Akbaba, hainlere verilen tavizlere öfkeli: Bizim evlatlarımız ülkesi için can verdi. Biz de ‘vatan sağ olsun’ dedik. Ancak hainlere taviz üstüne taviz verilirken evlatlarımızın katilleri bile aranmıyor. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
İmralı keyfi de yetmedi
ŞEHİT oğlunun ‘Anne ben çok seviyorum, sen de bir yudum al’ dediği için 18 yıldır şalgam suyu içmediğini belirten Akbaba şöyle dedi: Bebek katili İmralı’da yıllardır keyif sürüyor. Bu da yetmiyor, eve çıkarmak istiyorlar. Asla kabul edilecek bir şey değil. Biz bugünleri görelim diye mi evlatlarımız şehit oldu.
Ufuk Uras’a öfke dinmiyor
Teröristbaşı Öcalan’ın ‘ev hapsi’ne alınmasını isteyen BDP’li Ufuk Uras’a tepkiler çığ gibi büyüyor. Terör mağdurları Uras’ın, Paşalimanı adasındaki villasını binlerce kişinin katili Öcalan yerine şehit yakınlarına vermesini önerdi
Haber : Bilun ÇELİK
PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın ev hapsini çekmesi için Paşalimanı Adası’nda bulunan villasını bebek katiline tahsis edebileceğini söyleyen BDP milletvekili Ufuk Uras’a tepkiler gittikçe büyüyor. Uras’ın yaptığı teklifi nefretle karşılayan ve tepki gösterenler, “Villasını İmralı canisi yerine şehit yakınlarına versin” dedi. MHP’li Mehmet Serdaroğlu, “İktidarın açılım süreci sonucunda Cumhuriyet tarihi boyunca duymadığımız tartışmaları duyuyoruz. Bunların sonucunda BDP’lilerin çıkıp terörist başına ev hapsi istemeleri, bunun için üzerlerine düşeni yapmaları geldiğimiz noktanın özeti.”
Hıyanet ile karşı karşıyayız
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır ise, “Türkiye’nin geldiği bu acı manzara bizim yüreğimizi yaralıyor. Ne acıdır ki insanlarımız bu gaflet uykusundan uyanmamış vaziyettedir. Ülkede bu kadar kan akıtmış bir insana ev hapsini önerirken Atatürkçüyüm, milliyetçiyim diyen, vatan bölünmesin diyen insanları hücre hapsine koyuyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değildir” dedi. Bolayır, şunları söyledi : “Ufuk Uras evini bağışlamak istiyorsa o kendi sorunudur ama hiç kimse binlerce şehit vermiş ailelere ev vermeye yanaşmıyor. Şehitlerimizin aileleri, çocukları ortada, perişan durumda. Bu bizim yüreğimizi yaralıyor. Güzel ülkemiz bu ülkenin ekmeği, suyu ile beslenen insanların hıyaneti ile karşı karşıya.”
Çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
Bebek katili terörist başı Öcalan için BDP’lilerin ’ev hapsi’önerisine İstanbul Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nden de büyük tepki geldi. Dernek Başkanı şehit annesi Pakize Akbaba, terörist başı’nın İmralı’da keyif sürdüğünü belirterek şöyle konuştu: “Önce şehitlerin katillerini gündeme getirin, üzerinde durun. Bunu asla kabul etmiyoruz. Biz bunları hak etmiyoruz. Böyle bir olay olamaz. Gaziler, şehitler için ne çıktı, hiç bir şey. Biz bir şey istemedik. Hiç olmazsa bırak yakalanan katil cezasını çeksin. Bizim çocuklarımızın katilleri nerede acaba, yakalananları da tek tek çıkarıyorsunuz. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
BDP’li Ufuk Uras’ın teröristbaşı Öcalan’ın ev hapsi çekmesi için önerdiği villasının bulunduğu 8 dönümlük arazi, İmralı adası yakınlarındaki Marmara adasının güneyinde bulunan ve içinde beş köyün yer aldığı Paşalimanı adasında.
Yaşananlar zulüm noktasına geldi
MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu, ” Ülkenin temeline dinamit koyanlar el üstünde tutulmak istenince bu tablo ortaya çıkıyor “ dedi. Yaşananların Türk Milletine zulüm noktasına geldiğini belirten Uslu, şöyle konuştu: ”Bir taraftan bu ülkenin altına dinamit koyanların milleti boğan talepleri, bir taraftan da bu dinamiti engellemek isteyen şehitlerimizin durumu. Çok çelişkili.”
Milletin geleceğini çaldı
MHP Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil de, milletin şehidine ve gazisine her zaman sahip çıktığını, çıkmaya da devam edeceğini ifade ederek, sahip çıkmayanların ayıbının da kendisine ait olacağını kaydetti. Teröristbaşına ev hapsi konusunun tartışılmasının ciddiye alınmaması gerektiğini belirten Asil, “Bu millete büyük açılar çektirmiş bir teröristin ev hapsi konuşuluyorsa bu zaten başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Milletin geleceğini çalmak isteyen birine bu imkanlar tanınamaz. Milletin geleceğini koruyanlar ise asla unutulamaz, sahipsiz kalmaz” dedi. Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Bugsur da, “Bu gibi siyasetçilerden ancak tellal olur. Binlerce insanı öldürdüğü mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir insanın ya bu insanları öldürdüğü kabul edilmiyor, ya Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin vermiş olduğu karara bir saygı yok, ya da kendi kafalarına göre kanunlar üretiyorlar. Burada bir akıl tutulması var” diye konuştu.
İnsanlık değerlerini kaybetmiş
İktidarın verdiği tavizler nedeniyle Türkiye’de terörist başı katilin belirlediği gündemi tartışmak zorunda kalındığını söyleyen Türk Büro - Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş da, “Ufuk Uras’ın bunları söylemesini fazla yadırgamıyoruz. İnsanlık değerlerini kaybetmiş, katile kapı açacak kadar küçülmüş bir zavallıdır. Bu zavallının şehit ailelerine kıymet vermesi zaten beklenemez” dedi.
Bu ülke sahipsiz değildir
Adalet Bakanı ve Başbakan’ın da Uras kadar daha kötü yanlışların içerisinde olduğunu söyleyen Yokuş, “Şu anda İmralı canisinin önce idam cezasının kaldırıp özel bir yerde rahat etmesinin istenmesi, arkasından siyasete serbest bıraktırılması, yani bu ülkede 30 bin insanımızın ölümüne sebep olmuş bir katil başına bu kadar itibar verilmesi sadece şehit ailelerinin değil, bütün Türkiye’nin yüreğini acıtmaktadır. Bu ülke sahipsiz değildir” şeklinde konuştu.
Adadaki evin çevresinde 8 dönümlük arazi var
BDP’li Ufuk Uras’ın, Adalet Bakanı Ergin’e bebek katili Öcalan’ın ev hapsine alınması için önerdiği Paşalimanı Adası’ndaki villasının çevresinde 8 dönümlük arazi bulunuyor.
Katiller bile aranmıyor
İSTANBUL Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pakize Akbaba, hainlere verilen tavizlere öfkeli: Bizim evlatlarımız ülkesi için can verdi. Biz de ‘vatan sağ olsun’ dedik. Ancak hainlere taviz üstüne taviz verilirken evlatlarımızın katilleri bile aranmıyor. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
İmralı keyfi de yetmedi
ŞEHİT oğlunun ‘Anne ben çok seviyorum, sen de bir yudum al’ dediği için 18 yıldır şalgam suyu içmediğini belirten Akbaba şöyle dedi: Bebek katili İmralı’da yıllardır keyif sürüyor. Bu da yetmiyor, eve çıkarmak istiyorlar. Asla kabul edilecek bir şey değil. Biz bugünleri görelim diye mi evlatlarımız şehit oldu.
Ufuk Uras’a öfke dinmiyor
Teröristbaşı Öcalan’ın ‘ev hapsi’ne alınmasını isteyen BDP’li Ufuk Uras’a tepkiler çığ gibi büyüyor. Terör mağdurları Uras’ın, Paşalimanı adasındaki villasını binlerce kişinin katili Öcalan yerine şehit yakınlarına vermesini önerdi
Haber : Bilun ÇELİK
PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın ev hapsini çekmesi için Paşalimanı Adası’nda bulunan villasını bebek katiline tahsis edebileceğini söyleyen BDP milletvekili Ufuk Uras’a tepkiler gittikçe büyüyor. Uras’ın yaptığı teklifi nefretle karşılayan ve tepki gösterenler, “Villasını İmralı canisi yerine şehit yakınlarına versin” dedi. MHP’li Mehmet Serdaroğlu, “İktidarın açılım süreci sonucunda Cumhuriyet tarihi boyunca duymadığımız tartışmaları duyuyoruz. Bunların sonucunda BDP’lilerin çıkıp terörist başına ev hapsi istemeleri, bunun için üzerlerine düşeni yapmaları geldiğimiz noktanın özeti.”
Hıyanet ile karşı karşıyayız
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır ise, “Türkiye’nin geldiği bu acı manzara bizim yüreğimizi yaralıyor. Ne acıdır ki insanlarımız bu gaflet uykusundan uyanmamış vaziyettedir. Ülkede bu kadar kan akıtmış bir insana ev hapsini önerirken Atatürkçüyüm, milliyetçiyim diyen, vatan bölünmesin diyen insanları hücre hapsine koyuyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değildir” dedi. Bolayır, şunları söyledi : “Ufuk Uras evini bağışlamak istiyorsa o kendi sorunudur ama hiç kimse binlerce şehit vermiş ailelere ev vermeye yanaşmıyor. Şehitlerimizin aileleri, çocukları ortada, perişan durumda. Bu bizim yüreğimizi yaralıyor. Güzel ülkemiz bu ülkenin ekmeği, suyu ile beslenen insanların hıyaneti ile karşı karşıya.”
Çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
Bebek katili terörist başı Öcalan için BDP’lilerin ’ev hapsi’önerisine İstanbul Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nden de büyük tepki geldi. Dernek Başkanı şehit annesi Pakize Akbaba, terörist başı’nın İmralı’da keyif sürdüğünü belirterek şöyle konuştu: “Önce şehitlerin katillerini gündeme getirin, üzerinde durun. Bunu asla kabul etmiyoruz. Biz bunları hak etmiyoruz. Böyle bir olay olamaz. Gaziler, şehitler için ne çıktı, hiç bir şey. Biz bir şey istemedik. Hiç olmazsa bırak yakalanan katil cezasını çeksin. Bizim çocuklarımızın katilleri nerede acaba, yakalananları da tek tek çıkarıyorsunuz. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
BDP’li Ufuk Uras’ın teröristbaşı Öcalan’ın ev hapsi çekmesi için önerdiği villasının bulunduğu 8 dönümlük arazi, İmralı adası yakınlarındaki Marmara adasının güneyinde bulunan ve içinde beş köyün yer aldığı Paşalimanı adasında.
Yaşananlar zulüm noktasına geldi
MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu, ” Ülkenin temeline dinamit koyanlar el üstünde tutulmak istenince bu tablo ortaya çıkıyor “ dedi. Yaşananların Türk Milletine zulüm noktasına geldiğini belirten Uslu, şöyle konuştu: ”Bir taraftan bu ülkenin altına dinamit koyanların milleti boğan talepleri, bir taraftan da bu dinamiti engellemek isteyen şehitlerimizin durumu. Çok çelişkili.”
Milletin geleceğini çaldı
MHP Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil de, milletin şehidine ve gazisine her zaman sahip çıktığını, çıkmaya da devam edeceğini ifade ederek, sahip çıkmayanların ayıbının da kendisine ait olacağını kaydetti. Teröristbaşına ev hapsi konusunun tartışılmasının ciddiye alınmaması gerektiğini belirten Asil, “Bu millete büyük açılar çektirmiş bir teröristin ev hapsi konuşuluyorsa bu zaten başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Milletin geleceğini çalmak isteyen birine bu imkanlar tanınamaz. Milletin geleceğini koruyanlar ise asla unutulamaz, sahipsiz kalmaz” dedi. Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Bugsur da, “Bu gibi siyasetçilerden ancak tellal olur. Binlerce insanı öldürdüğü mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir insanın ya bu insanları öldürdüğü kabul edilmiyor, ya Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin vermiş olduğu karara bir saygı yok, ya da kendi kafalarına göre kanunlar üretiyorlar. Burada bir akıl tutulması var” diye konuştu.
İnsanlık değerlerini kaybetmiş
İktidarın verdiği tavizler nedeniyle Türkiye’de terörist başı katilin belirlediği gündemi tartışmak zorunda kalındığını söyleyen Türk Büro - Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş da, “Ufuk Uras’ın bunları söylemesini fazla yadırgamıyoruz. İnsanlık değerlerini kaybetmiş, katile kapı açacak kadar küçülmüş bir zavallıdır. Bu zavallının şehit ailelerine kıymet vermesi zaten beklenemez” dedi.
Bu ülke sahipsiz değildir
Adalet Bakanı ve Başbakan’ın da Uras kadar daha kötü yanlışların içerisinde olduğunu söyleyen Yokuş, “Şu anda İmralı canisinin önce idam cezasının kaldırıp özel bir yerde rahat etmesinin istenmesi, arkasından siyasete serbest bıraktırılması, yani bu ülkede 30 bin insanımızın ölümüne sebep olmuş bir katil başına bu kadar itibar verilmesi sadece şehit ailelerinin değil, bütün Türkiye’nin yüreğini acıtmaktadır. Bu ülke sahipsiz değildir” şeklinde konuştu.
İHANETTEN DAHA BETER…
Akıllıca bir planın parçası
SÖzde aydınların başlattığı ’özür’lü kampanyaya toplumun her kesiminden çığ gibi tepki büyüyor. Türk milletini, Ermeni’den özür dilemeye çağıranların milleti ‘tavır almaya’ zorladığını belirten akademisyenler ve ülkenin gerçek aydınları, kampanyanın ’akıllıca’düşünülmüş bir planın parçası olduğuna dikkat çekiyor: Bu girişim, Türk milletini tuzağa düşürme planının bir adımıdır.
SÖzde aydınların başlattığı ’özür’lü kampanyaya toplumun her kesiminden çığ gibi tepki büyüyor. Türk milletini, Ermeni’den özür dilemeye çağıranların milleti ‘tavır almaya’ zorladığını belirten akademisyenler ve ülkenin gerçek aydınları, kampanyanın ’akıllıca’düşünülmüş bir planın parçası olduğuna dikkat çekiyor: Bu girişim, Türk milletini tuzağa düşürme planının bir adımıdır.
İŞTE O METİN
Sanal ortamda başlatılan kampanyanın metninde şöyle deniyor: “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Şehitlerimizin kanı ve vebali altındalar
Toplumsal Düşünce Derneği Başkanı Avukat Fethi Bolayır kampanyayı, “Bir kitle kendi ülkesine ve milletine bu kadar hainlik yapamaz” sözleriyle eleştirdi. Özür dileme kampanyası başlatan ve buna destek veren kişilerin omuzlarında, Ermeniler tarafından şehit edilen Türk büyükelçilerinin, dışişleri mensuplarının ve onların ailelerinin kanları ve vebali olduğunu söyleyen Bolayır şunları söyledi:
“Kendi ülkesini kalkıp başka bir ülkenin kamuoyuna şikayet eden bir zihniyete aydınlık demek mümkün müdür? Ermenilerin hakkını savunurken, Karabağ’da Azerbaycan vatandaşlarına yapılan zulümleri neden hiç konuşmuyorsunuz ey aydınlar? Bu ihanetin ta kendisidir. Karabağ’daki o zihniyet, geçmişte de Kars, Van, Ardahan’da kirli elleriyle kan döktü. Türkiye’nin yanlışlarını elbette açığa çıkaracağız, eleştireceğiz. Ama Ermenilerin hiyanetini getirip de Türk milletinin üzerine yıkmak ancak ihanet olarak tanımlanabilir. Bu ülke artık sahipsiz hale geldi. Her önüne çıkan Türkiye cumhuriyetine, laik ve üniter devlete saldırıya geçti.”
“Kendi ülkesini kalkıp başka bir ülkenin kamuoyuna şikayet eden bir zihniyete aydınlık demek mümkün müdür? Ermenilerin hakkını savunurken, Karabağ’da Azerbaycan vatandaşlarına yapılan zulümleri neden hiç konuşmuyorsunuz ey aydınlar? Bu ihanetin ta kendisidir. Karabağ’daki o zihniyet, geçmişte de Kars, Van, Ardahan’da kirli elleriyle kan döktü. Türkiye’nin yanlışlarını elbette açığa çıkaracağız, eleştireceğiz. Ama Ermenilerin hiyanetini getirip de Türk milletinin üzerine yıkmak ancak ihanet olarak tanımlanabilir. Bu ülke artık sahipsiz hale geldi. Her önüne çıkan Türkiye cumhuriyetine, laik ve üniter devlete saldırıya geçti.”
21 Haziran 2012 Perşembe
Görüş bildirildi ve katkı sağlandı...
AGONİ "Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi"
Yazılmayan Tarih
Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının Türk milleti için kabulü çok zordur. Bugün dahi yapılan işlerin sonunda, cümlelere "Atatürk olsaydı..." diyerek başlayan insanlarımız bir çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Bunun asıl sebebi ise Atatürk gibi bir şahsın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başına henüz gelmemiş olmasıdır. Bu derin boşluk henüz doldurulamamıştır.
Atatürk'ün hayatına ilişkin yazılan ve kitap haline getirilen eserlerin azlığı kadar yeni bilgilerin ortaya konulmaması ve gerekli araştırmaların yeteri kadar halka indirgenmemesi Atatürk ve düşünce dünyasında boşluklar oluştururken bir taraftan da hakkında asılsız haberler oluşturmak suretiyle (Bu boşluğu fırsat bilenlerce) manevi şahsiyeti yıpratılmaya çalışılmaktadır. Bu durum aslında üzerinde yaşamaktan büyük mutluluk duyduğumuz biricik ülkemizin sömürü haline getirmeyi planlayan, kökleri içerde ve dışarıda bulunan örgüt ve devletlerin, planlı ve programlı çalışmalarından oluşmaktadır.
Bu kitabın özellikle bölümlere ayrılarak, bölüm sonlarına o konulara ilişkin bilgi ve belgeleri eklemek suretiyle her bir konunun kendi içinde tartışılması yoluna gidilmiştir. Çünkü her bir bölüm kendi içinde değişik konular içermektedir. Ağırlıklı olarak Tıp'a yönelik konular ele alınırken, Siyasi ve Politik olaylarında tartışılması bizi böyle bir fikre sevk etmiştir
Atatürk'ün müşavir hekimleri arasında ismi geçen Prof.Dr. Mustafa Hayrullah Diker'in biyografisi kitapta (konuda) ismi geçmediğinden dolayı biyografisi alınmamış. Dr. İ. Refik Saydam ise, Atatürk'ün müdavi ve müşvir hekimleri arasında yer almamsına karşın uzun yılar hastalıklarıyla direk mücadele etmiş bir doktordur. Bu yazıya, İ.Refik Saydam'ın da biyografisini alma gereği duyulmuştur.
Ayrıca, 3. Bölümde ele alınan salygran (dizüretik)'in konuların uzmanlarının dikkatine yönelik olarak hazırlamaya çalışılmıştır.
Bununla birlikte gündeme getirilen, Tedavi yöntemleri ve kullanılan ilaçların mahiyeti orijinal metinler kullanmak suretiyle ortaya çıkartılan yanlışlıkların giderilmesi ve Atatürk'ümüzün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yakışır bir şekilde "Fenni Rapor'unun tekrar gözden geçirilmesi yoluna gidilmesi gereğini ortaya koymaya çalışmıştır.
Ortaya konulan bilgi ve belgelerin tekrar tartışılması ve bu yöntemlerin sonuçlarının açıkça toplumumuza anlatılması gereği belki de bu kitabın temel konusunu oluşturmaktadır.
Yapılmaya çalışılan ve bu kitabın temelini oluşturan, konulardan birisi de, Atatürk'ümüzün bilinmeyen ve neredeyse unutturulmaya çalışılan bir yanlışlığı düzeltmek ve Atatürk hakkında bilinmeyenleri ortaya koymak suretiyle bu büyük şahsiyetin, Milletine ve Devletine olan sevgi ve bağlılığının ne kadar büyük bedeller karşılığında ödendiğini göstermeye çalışmaktır. Bununla birlikte bölüm sonunda Atatürk'ün haytmda önemli bir yer teşkil eden fakat sürekli olarak unutturulmaya çalışılan manevi oğlu Abdurrahim Tuncak'ın ilk kez yayınlanan belgelerle birlikte bir kitap halinde sunulmaya çalışılmıştır. Fakat bu yeterli değildir.
Atatürk'ün hayatının bir Özeti yapılmaya çalışılmış olan bu eserde işlenmemiş ve unutulmuş konular olmakla birlikte eksiklerimiz de bulunması mümkündür. Bu sebepten ötürü Türk Milletinin o büyük hoşgörüsüne sığındığımı da ayrıca belirtmek isterim.
Kitabın hazırlanmasında bizlere yardımlarını esirgemeyen ve görüşlerini bildirmek suretiyle fikir sahibi olmamıza yardım eden;
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır,
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Ana Bilim Dalı ve Farmakoloji Derneği Başkanı, Prof . Dr. Mehmet Melli ve bölüm arkadaşlarına, Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Turan Aslan ve Kimyager Mustafa Hacıömeroğlu'na, Atatürk'ün tedavisinde kullanılan ilaçların belgelerini bize vermekle bizi onura eden tarihi İstanbul Eczanesinin sahibi, sayın Ecz. Ömer Faruk Erdem'e ve Atatürk üzerine derin bilgilere sahip bulunan, Ahmet Palazoğlu'na ve bu çalışma esnasında kendisinden maddi ve manevi olarak destek gördüğüm ve Tıp konusunda bana desteklerini esirgemeyen, Atatürk'ün alkole bağlı sirozdan ölmediğini gerçek hastalık nedeninin sıtma olduğunu, Prof.Dr. Sait Kapıcıoğlu, Dr. Şakir Coşkuner ile birlikte ilk defa Türk milletine duyuran Sayın, (E) Dz. tbp. Alb. Op.Dr. Aytekin Ertuğrul'a yardım ve destekleri için teşekkür ederken, Burada ismini yazmadığım ve her biri kendi dallarında uzman olan insanlara teşekkürü bîr borç bildiğimi, önce milletim (Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Halkı) adına sonra da kendi adıma minnet ve şükranlarımı bildirmeyi bir borç bilmekteyim.
Bu kitabın yayına hazırlanması ve basımında yardımcı olan Lazer Ofset sahibi Sayın Yaşar Türkkorur'a (Milli Mücadelemizin "Altın Levhalara" yazılı bir ismi olan SÜTÇÜ İMAM'ın torunudur) ve ekibine, bana göstermiş oldukları derin sabır ve sevgileri için de aileme ayrıca teşekkür ederim.
Ogün DELİ
Gazeteci - Yazar
Gazeteci - Yazar
19 Mayıs 2012 Cumartesi
19 MAYIS "BAYRAMINIZ" KUTLU OLSUN,,,,,,,,,,,,
Dünya Türklüğü ve Türk Gençliğinin "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" nı içtenlikle kutlar; Bu yolda, bu uğurda sadakat; Azim, irade, kararlılık başarılar dileriz...
19 Mayıs 2012 Cumartesi
son başvekil ve...
SON BAŞVEKİL VE “AHDE VEFA”
Mustafa Nevruz SINACI
Lânetli çadır tiyatroları ve Türk hukuk tarihi’ni yüzkarası, ebedi utancı “yassı-ada” despot hanesinde, sözde muhakeme konusu bir olay ve tarihi bir hakikat: Bulaşık yıkayan Valide Sultan ve ‘Anne, ne olur bizi affet, geç geldik’ diyen son Başvekil Adnan Menderes!..
Hain mütegallibe tarafında atılı suçlarından birisi…
İşte hak sahnesi ve o, içler acısı hakikat:
“Merhum Adnan Menderes, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider. Bir ara Türk Büyükelçisini yanına çağırarak;
- Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar nerededir, ne yer, ne içer, ne ile geçinirler? diye sorar. Ama büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını görünce, pek şaşıran ve öfkelenen Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;
- Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi gelir ve temin ettiği adresi Başvekil Adnan Menderes’e verir..
Derhal Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.
Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında üçüncü sınıf bir varoş lokantasının mutfağında, Fransız işçi, köylü ve amelelerinin temizlik işlerini yapmakta, bulaşıklarını yıkamakta, yani bulaşıkçılık yapmaktadırlar….
Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;
- Anne, ne olur bizi affet, geç geldik, der.
Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;
- Sen kimsin?, diye sorar. Menderes de;
- Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başvekiliyim, der.
- “Ben başvekilim” sözünü duyan koca sultan sevinç, mutluluk ve heyecandan öyle bir çığlık atar ki, adeta kalbi duracak gibi olur. Oracıkta yere düşer, bayılır.
Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.
- Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım, der. Celal Bayar: - Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar, der.
Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.
Mektupta, tam olarak şunlar yazılıdır:
“- Ana’larının ve Baba’larının Fransa da hizmetçilik ve bulaşıkçılık yaptığı bir ülkenin Baş Vekili olmaktan hicap ediyor ve utanç duyuyorum. İstifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes…” Adnan Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır. Sonuçta, hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.
Anavatan’a Dönüş:
İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır. Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi bizzat Başvekil Adnan Menderes’tir.
- Şâyet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim, der. Başında tülbent elinde tespihiyle Başvekil Adnan Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
- Şâyet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim, der. Başında tülbent elinde tespihiyle Başvekil Adnan Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
- Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başvekil de; - Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…, demesinden sonra Şefika Sultan; - Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gaâfil avlandık” der. Adnan Menderes; - Estağfurullah, zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını sual edip, öğrenmek için geldim, der...
Ayrılırken, (daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu) şişkince bir zarf bırakır.İşte, Menderes’in amansız suçlarından birisi de budur. Oysa, Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır? Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir. Bu yaşananlar bir bedel midir? Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir!…”
(Belge için bak: Vikikaynak)
LÜTFEN BAKINIZ; WEB ::: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























