19 Ocak 2012 Perşembe

Atatürk Suçlusun!...

ATATÜRK  SUÇLUSUN!...
SUÇLU, AYAĞA  KALK, GÖR  HALİMİZİ!...
ÇÜNKÜ!...
                                                                                                                          Eğitimci Yazar
                                                                                                                  Av. Fethi BOLAYIR
                                                                             Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
“EY TÜRK GEÇLİĞİ!
BİRİNCİ VAZİFEN, TÜRK İSTİKLÂLİNİ, TÜRK CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.
MEVCUDİYETİNİN VE İSTİKBALİNİN YEGÂNE TEMELİ BUDUR. BU TEMEL, SENİN, EN KIYMETLİ HAZİNENDİR. İSTİKBÂLDE DAHİ, SENİ, BU HAZİNEDEN MAHRUM ETMEK İSTEYECEK, DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLARIN OLACAKTIR. BİR GÜN, İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİ MÜDAFAA MECBURİYETİNE DÜŞERSEN, VAZİFEYE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN VAZİYETİN İMKÂN VE ŞERÂİTİNİ DÜŞÜNMEYECEKSİN! BU İMKÂN VE ŞERÂİT, ÇOK NÂMÜSAİT BİR MAHİYETTE TEZAHÜR EDEBİLİR. İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNE KASTEDECEK DÜŞMANLAR, BÜTÜN DÜNYADA EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GALİBİYETİN MÜMESSİLİ OLABİLİRLER. CEBREN VE HİLE İLE AZİZ VATANIN, BÜTÜN KALELERİ ZAPTEDİLMİŞ, BÜTÜN TERSANELERİNE GİRİLMİŞ, BÜTÜN ORDULARI DAĞITILMIŞ VE MEMLEKETİN HER KÖŞESİ BİLFİİL İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. BÜTÜN BU ŞERÂİTTEN DAHA ELİM VE DAHA VAHİM OLMAK ÜZERE, MEMLEKETİN DAHİLİNDE, İKTİDARA SAHİP OLANLAR GAFLET VE DALÂLET VE HATTÂ HIYANET İÇİNDE BULUNABİLİRLER. HATTÂ BU İKTİDAR SAHİPLERİ ŞAHSİ MENFAATLERİNİ, MÜSTEVLİLERİN SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİD EDEBİLİRLER. MİLLET, FAKR Ü ZARURET İÇİNDE HARAP VE BİTAP DÜŞMÜŞ OLABİLİR.
EY TÜRK İSTİKBALİNİN EVLÂDI! İŞTE; BU AHVAL VE ŞERÂİT İÇİNDE DAHİ, VAZİFEN; TÜRK İTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!” 
  diyerek; 
FETHİ BOLAYIR VE TÜRK GENÇLİĞİ
Türk  Gençliği’ne  birinci  vazifesini hatırlattığı, yeri ve zamanı geldiğinde bu vazifeyi yerine getirmek için, müsait olmayan şartlar içinde dahi olsa asla geri adım atmamasını ikaz ettiği, Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumak, kollamak ve savunmak gibi görevlerinin olduğunu işaret ettiği için ATATÜRK SUÇLUDUR!...
Demokratik ve laik Cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlanan herkese sesleniyoruz:
Atatürk’ün neden suç işlediğini ve suçlu olduğunu, bu yazımızı okuyunca anlayacaksınız ve bize hak vereceksiniz. Yıllardır Atatürk ilke ve inkılâplarına karşı örtülü-örtüsüz başlatılan ve zaman zaman da amacına ulaşma eğilimi gösteren, Cumhuriyet karşıtı tutum ve davranışlar ne yazıktır ki, adi ve alçakça devam etmektedir. Bu durumda ATATÜRK’ün suçlu olduğu kanıtlarıyla ortaya çıkmaktadır.
Atatürk, ulusal mücadelenin gerçeği olduğu için, Atatürk ulusal bir  gerçek olarak, Türk Ulusunun mahşeri vicdan ve dehasını şahsiyetinde  topladığı ve temsil ettiği için, Atatürk ulusal ve uluslararası bir gerçek, insanlık  idealinin yararına insanlara barış ve güvenlik, özgürlük ve bağımsızlık  ilkelerini  aşıladığı, davranışlarını ona doğru  yönelten  bir  insan  olarak  gerçeğin  ta  kendisi  olduğu  için  SUÇLUDUR!...
İradesinin bütün  kaynağını  ancak  Türk  Ulusu’nun  yaratıcı  ve  sonu  olmayan  ruhunda  bulduğu, her  türlü  başarının  sırrını, her  türlü  kuvvetin, kudrettin  hakiki  kaynağının  ulusun  kendisi  olduğu  inancını  yüreğinin her zerresinde taşıdığı ve “Ulusal mücadeleyi yapan doğrudan  doğruya ulusun kendisidir, ulusun evlatlarıdır.” Diyerek Türk Ulusu’nun  büyüklüğünü ve tarihi rolünü ifade ettiği için ATATÜRK  SUÇLUDUR!... 


Alman Generali L.V. Sanders, “Atatürk sevimli, sempatik, mütevazi duruşlu, fakat kararlarında aşırı derecede ısrarlı, dileklerinde sarsılmaz surette sebatlı, görüşlerini açıklamada tereddüde yer bırakmayacak derecede açık.” E. Herriot, “Onda hayranı olduğum iki harikulade vasıf vardır ki, biri alev gibi parlayan vatan sevgisi, diğer eserine mutlak bir mantık ve vahdet manzarası veren nefse hakimiyettir.” Clausewitz, “Atatürk, yenilmez iradesiyle bütün hayatı boyunca çok nazik durumlarda güçlükleri, hatta çaresizlikleri yenerek milletini selamete ulaştıran, bu yargının gerçekliğini ispat eden nadir komutan ve liderlerin başında gelmektedir.” Bu yabancı kimselerin cümlelerinde, kendisine  layık  görülen  üstün  dehaya  sahip  olduğu  için  SUÇLUDUR!...
“ Ulusumuz çok büyüktür. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez. Ben 1919 senesi Mayıs’ında Samsuna çıktığım gün elimde, maddi hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız  Türk  Ulusu’nun  asaletinden  doğan  ve  benim  vicdanımı  dolduran  yüksek ve  manevi  bir  kuvvete, bu  Türk  Ulusuna  güvenerek  işe  başladım.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
“ Milli mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya ulusun kendisidir, ulusun evlatlarıdır. Ulus analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ilke edindi. Ulusal mücadeleyi kedisine ülkü edindi. Ulusal  mücadele  şahsi  hırs  değil, milli  ülkü, milli  izzeti  nefis  hakiki  etken  olmuştur.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinden mahrumiyet, ulusun ve memleketin gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir. Biz, bunu  temin  etmeden  barış  ve  sükuna  erişeceğimiz  inancında  değiliz.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
Türk ulusunun yüksek bir haysiyet ve karaktere sahip olduğuna ve özgür yaşamayı varlığının temel unsuru kabul ettiğine inanan Atatürk, “Türk ulusunun haysiyet ve izzeti nefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan  dolayı, ya  bağımsızlık, ya  ölüm!...” dediği  için  SUÇLUDUR!...

Tüm egemenliğin kaynağının ulusun kendisi olduğuna işaret eden ve  “ Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Kuvvet birdir ve o ulusundur. Ulus önünde, onun bağımsızlığının temini önünde, onun liyakat, ilerleme ve yenileşmesi önünde her kuvvet, ancak ulusun irade ve emeline uymak suretiyle yaşayabilir. Bütün dünya bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu ulusun başında hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da ulusal egemenliktir. Yalnız  bir  makam  vardır, oda  ulusun  kalbi, vicdanı  ve  mevcudiyetidir.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
“ Ulusal  egemenlik  uğrunda  canımı  vermek, benim  için  vicdan  ve  namus  borcu  olsun.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
Her  şeyi  Türk  ulusu, onun  yüksek  menfaatleri  için  seferber  etmek  gerektiğini  ve  “ Kendilerine  bir  milletin  talihi  bırakılan  adamlar, ulusun  kuvvet  ve  kudretini  yalnız  ve  ancak  yine  ulusun  hakiki  ve  elde  edilmesi  mümkün  menfaatleri  yolunda  kullanmakla  görevli  olduklarını  bir  an  hatırlarından  çıkarmamalıdırlar.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
30 Ağustos Bayramında tebrikleri kabulünde “ Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki, onların her birinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat  hepsinin  ortak  bir  adı  vardır: Türk  Askeri!... Tebriklerinizi  onların  adına  kabul  ediyorum!...” dediği  için  SUÇLUDUR!...
“ Benim  naçiz  vücudum  bir gün  elbet  toprak  olacaktır, fakat  Türkiye  Cumhuriyeti  ilelebet  yaşayacaktır.”sözünü  söylediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Muasır medeniyet seviyesine ulaşılmasını Türk ulusundan isteyen, medeniyetin ufkunda Türk ulusunun, bir güneş gibi parlamasını  yüreğinin her zerresinde duyan ve “Medeni olmayan insanlar, medeni  olanların  ayakları  altında  kalmaya  mahkumdur.” diyen  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Hep ulus dedi, hep ulusun sesi ve kudreti dedi, hep ulusuna güvendi ve  “ Ulusun uyanıklığına, ulusun ilerleme ve gelişme kabiliyetine güvenerek, ulusunun azminden asla şüphe etmeyerek Cumhuriyetin bütün gereklerini yapacağız. Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini tetkik ile azim ve iman ile ve ulus aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O ulus aşkı ki, her şeye rağmen sinemizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.” dediği için  SUÇLUDUR!...

“ Medeni hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere bağlılık, milleti uyanmaktan alı koyan en ağır bir kâbustur. Türk milleti, üzerinde kabus  bulundurmaz.” dediği  için  SUÇLUDUR!...
Türk kadınına medeni tüm hakların verilmesini, onların toplumun en önünde yürümesini istediği, her işte ve oluşta erkekle omuz omuza olmasını çok önemsediği ve “ Daha endişesiz ve korkusuzca, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak  yapmak, hayatımızı onunla birlikte  yürütmek, Türk  kadınını  ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu  yapmak  yoludur.” dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Ulusun hakiki kurtuluşunu eğitimde gördüğünü söyleyen, ulusun hür ve bağımsız olmasını eğitimde gören, insan cemiyetinin en fedakâr ve saygıdeğer unsurları olarak öğretmenleri işaret eden ve “Büyük ve asil milletimizin insan gücü üstündeki savaşma ve fedakârlıkları ile kazanılan zaferler pek parlak olmakla beraber, bizi henüz gerçek mutluluk ve kurtuluşa eriştirememiştir. Bu zaferlerin değerli sonuçlarını tamamen toplamak, birçok kan ve can karşılığında elde ettiğimiz milli istiklal ve hakimiyetimizi her türlü saldırıdan korumak için aynı emek, aynı kararlı davranış ve fedakar hisle daha çok, pek çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Memleketi ilim, kültür, iktisat ve bayındırlık sahasında da yükseltmek, milletimizin her hususta pek sevimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin arasında öğretmenler en mühim ve nazik yeri almaktadır.” diyen,  Atatürk  bu  söylemlerinden  dolayı  SUÇLUDUR!...
Halkımızın, yüksek karaktere, asil bir ruha sahip bulunduğuna inandığı ve gençlerin böyle bir halka hizmet etmekte güvenilir olması gerektiğine işaret ettiği ve “Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındaki kimselerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiklerine inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun  için  gençlerin  her şeyden  evvel  ulusa  güven  vermesi  lazımdır.” dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Her ulusal konuda, ruhunun derinliklerinden gelen ve tüm benliğimizi saran sözleriyle bize yol gösterdiği için ve de “Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini, doğru temellerin üstüne kurmak; öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek için candan çalışmakta olduğunu söyleyelim. Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını ister. Milli şuurun  ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda  çalışmaya mecburuz.” diye ulusal bir düşünceyi ortaya koyduğu için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...

“Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Ben  fani  bir  insanım, bir  gün  öleceğim, büyüklüğüne  ve  üstün  kabiliyetlerine  inandığım  Türk  Ulusu’nun  gerçek  tarihinin  yazılmasını  sağlığımda  görmek  istiyorum.” dediği için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Türk Ulusu’nun geleceğini ve Cumhuriyeti, yüksek karakter ve meziyetlere sahip olarak gördüğü Türk Gençliği’ne emanet ettiği ve  “Gençler! Vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır. Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız, aziz memleket ve ulusum hakkındaki sonsuz sevgim değil, bu günün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdür.
Gençler için vatani işlerde ölmek söz konusu olabilir. Lakin korkmak asla!
Gençler! Cesaretimizi takviye ve devam ettiren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti  biz  kurduk, onu  yükseltecek  ve  devam  ettirecek  sizsiniz.” dediği   için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Tüm varlığını ulusuna adadığı ve her şeyini Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ulusuna feda ettiği için ve “Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir. Türk! Öğün. Çalış. Güven. Türk ulusu büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış göz ile görünmez küçük varlıklarız. O arslanın büyüklük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek... işte bizim için iftihar edilebilecek rol budur.
Bu dünyada göçecek, Türk Ulusuna veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: Benim Türk ulusuna, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.
Bu sözler bir ferdin değil, Bir Türk Ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” “Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı bir elime de Türk Bayrağını alıp Elma Dağı’na çıkacağım. Burada tek başıma, son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna ant  içiyorum.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...   

“Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı ulusumun sinesidir. Bu  ulus, kılı  kıpırdamadan  dava  uğruna  ve  benim  uğruma, canını  vermeye  hazır  olmasaydı, ben  hiçbir  şey  yapamazdım.” dediği  ve  Türk  ulusunun  bu  yüksek  vatan  sevgisini  ortaya  koyduğu  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Laiklik ilkesiyle dinimizi dünya işleri içinden çekip çıkardığı ve layık olduğu yere oturttuğu ve “Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur, biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslâm’ın menfaatine uygunsa bize sormayın. O şey dinidir. Eğer  bizim  dinimiz  aklın, mantığın  uyduğu  bir  din  olmasaydı  mükemmel  olmasaydı, son  din  olmazdı.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Uğruna ömrünü verdiği ulusuna hiçbir zaman yalana, hayale ve gerçek dışılığa başvurmadan gecesini gündüzüne katarak çalıştığı ve “Yemin mukaddes bir sözleşme demektir. Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönemez. Asla hatırdan çıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de, yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir. Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. Hakikati konuşmaktan korkmayınız.” dediği için ATATÜRK SUÇLUDUR!...
Ulusal iradeye, ulusa hizmet etmeye ve onun hizmetkârı olmaya hayatı boyunca özen gösterdiği için ve  “Ulusa efendilik yoktur. Hizmet etme vardır. Bu ulusa hizmet eden, onun efendisi olur. Benim istediğim sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisinde, Türk Ulusu’nun gözü önünde açıkça konuşulmayacak hiçbir işi yoktur. Memleket, dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla ulusu parçalamak  hıyanettir.” dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Ulusun bireylerinin kabiliyetine öyle inanıyordu ki, bu ulusun her ferdinin ekonomik kalkınmada üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğinde asla şüphesi olmadığı için ve “Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. Türkiye bu kalkınmada, iki büyük kuvvet dizisine dayanmaktadır. Toprağın iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi vaziyeti ve bir de Türk Ulusunun silah kadar, makine de tutmaya yaraşan kudretli eli ve ulusal olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda, tarihin akışını değiştirir kahramanlıkla beliren, yüksek sosyal benlik duygusu. Yeni Türkiye Devleti, temellerini süngü ile değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kurulacaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti, bir ekonomi devleti olacaktır.” dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...

Her alanda tam bağımsız olmayı Türk Ulusunun asla vazgeçilemez özelliği olarak kabul eden ve bu ulusa da bunun yakışacağına inanan ve “Bugünkü savaşlarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğü ise ancak mali bağımsızlıkla mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olursa, o devletin bütün hayati kuruluşlarında bağımsızlık felce uğramıştır. Çünkü her devlet organı ancak mali kuvvetle yaşar. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır. Bundan ötürü devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya müraacat etmeksizin memleketin gelir kaynaklarıyla idareyi temin ve çare tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür. Azami  tasarruf  ulusal  özelliğimiz  olmalıdır.”diyen  Atatürk, bu  söyleminden  dolayı  SUÇLUDUR!...
Ulusal ve uluslar arası barışı temel prensip olarak kabul ettiği, huzur ve mutluluğun bu temel prensipten geçtiğine işaret ettiği ve “Türkiye’nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir ulusun aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daima prensibimiz olacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir. Yurtta  barış, dünyada  barış  için  çalışıyoruz.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Fransız Büyükelçisine sohbet esnasında, “Ben toprak büyütme isteklisi değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak anlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu alamazsam edemem. Büyük Millet Meclisi kürsüsünden ulusuma söz verdim: Hatay’ı alacağım... Ulusum, benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam. Yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem. Yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu  bilerek  ve  sözümü  mutlaka  yerine  getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız Ekselans...”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Ulusu için çok sevdiği askerlik mesleğinden ayrılıp sine-i millete dönen ve onların içinde bir fert olarak ulusal mücadeleyi başlattığı için ve  “Ulus ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan ancak yine bu aziz ulus ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak için ayrıldık. Ulusun kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu ulus, bu memleket parçalanacak olursa umumi şerefsizliğin yıkıntısı altında şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumi şerefi kurtarabilmek için harekete geçen ulusa ruhumuzla iştirak ettik. İştirakimize  mani  olabilecek  şahsi  rütbeleri, mevkileri de  umumi  şerefi  kurtarmağa  yönelmiş  bir  gaye  uğruna  feda  ettik.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Ulusun bağımsızlığı uğruna her türlü mevki ve makamı elinin tersiyle ittiği için ve “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben ulusumun ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım. Çocukluğumdan bu güne kadar ailevi, hususi ve resmi hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence, bir ulusa şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple ulusal bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Ulus ve memleketin menfaatleri gerektirdiği taktirde insanlığı teşkil eden uluslardan her biriyle medeniyet gereği olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle  takdir  ederim. Ancak  benim  ulusumu  esir  etmek  isteyen  herhangi  bir  ulusun da  bu  arzusundan  vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım.”dediği için ATATÜRK  SUÇLUDUR!... 

En büyük vatansever ve milliyetperver olarak tüm varlığını Türk Ulusu’nun refahı, mutluluğu ve bağımsızlığı uğruna vermesinden dolayı ve “Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz ulusuma dayanmaktadır. Bir ulusa güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalade işler yapmağa kabiliyetli kahramanlar bulunabilir, ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar. Ben, ulusumun duygu ve düşüncelerini yakından tanımaktan, aziz ulusumda gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Ulusumdaki bugünkü zaferleri doğrulayabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün  bahtiyarlığım, işte  bundan  ibarettir.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Türk Ulusu’nun düşünce yapısının çağdaş, bilim ve teknoloji temeline oturtmayı en büyük ideallerinden biri olarak gördüğü ve “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşü ile uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. İnkılâpların ana ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir, şimdiye kadar ulusun beyinlerini paslandıran, uyuşturan, bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her halde anlayışlarda var olan uydurma ve boş fikirler tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyine gerçeğin nurlarını sokmak imkansızdır.” diyen  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Tüm dünya uluslarının mutluluk ve huzur içinde yaşamasını istediği, yurtta ve dünyada barışı işaret ettiği, kendi ulusu için dilediklerini, başka uluslar için de dilediğinden ve de, “İnsan mensup olduğu ulusun varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya uluslarının huzur ve refahını düşünmeli ve kendi ulusunun mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya uluslarının mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki, bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü, dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya ulusları arasında huzur, anlaşma ve iyi geçim olmazsa, bir ulus kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan yoksundur. Onun için ben, sevdiklerime, şunu tavsiye ederim:
Ulusları yönetenler doğal olarak öncelikle kendi ulusunun varlığı ve mutluluğunun gerçekleştiricisi olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün uluslar için aynı şeyi istemek lazımdır. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir ulusu, bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir... İşte bu düşünüş, insanları, ulusları ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, ulusal olsun, daima kötü olarak kabul edilmelidir.” dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Bir ulusun namuslu ellerle yönetilmesinin temelinin okullarda ve eğitimle atıldığına, her türlü ulusal hizmet ve vazifelerin yapılmasında sağlanacak bilgilerin okulda ve eğitim yoluyla mümkün olacağına inandığı ve “Okullar, genç beyinlere, insanlığa hizmeti, ulus ve memlekete sevgiyi, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilmesi en uygun olan, en güvenli yolu belletir... Memleket ve ulusu kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur. İlim ve fen teşebbüslerinin faaliyet merkezleri okuldur. Ayrıca Türk Devletinin dinamik ideallerini Türk gençliğinin beyninde ve Türk Ulusu’nun bilincinde daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca vazifedir.
Türkiye’nin eğitim ve öğretim politikasının her derecesini, tam bir netlik ve hiçbir tereddüde yer vermeyen açıklık ile ifade etmek ve uygulamak lazımdır. Bu  politika  tam  anlamıyla  ulusal  bir  nitelikte  görülebilir.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
“Ulusal eğitimimizin temel ilkelerinden biri, eğitimimizin ulusal olmasıdır” diyor, Atatürk. “Türk ulusal kültür düzeyini çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılmasında, başlıca amacının milli eğitimi her yönüyle ulusal niteliklere sahip kılmaktır. Türk Ulusu’na gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade ile bunları benimseyip kullanmalı, ancak, asıl temel kendi içimizden çıkarılmalıdır. Türk Ulusu’nu başarıya götürecek güçte ve nitelikte olmasını öngördüğü eğitim sistemi, ulusal olmalıdır. Eğitim sisteminin ulusal nitelikte olması; Türk Devleti’nin dayandığı tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik esaslarına, Türk benliğine ve Türk Devleti’nin devlet hayatı, fikir hayatı ve ekonomik hayattaki bütün müesseseleri ile uyacağı ve uygulayacağı Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılık ilkelerini benimseyip uygulamasından gelir. Gerçekte ulusal niteliklerin Türk gençliğinin beyninde ve Türk Ulusu’nun bilincinde daima canlı tutularak uygulamalarını sağlayacak ulusal eğitim sistemidir. Eğitim sistemini  bu  ilkelerin  tümünü  birlikte  ve  birliğini  kollayarak  uygulamalarını  sağlayarak, Türk  Ulusu’nun  ihtiyacı  olan  fikren  ve  bedenen  güçlü  nesiller  yetişmesi, Türk  Devletinin  geleceği  için  güvencesidir...” diyerek  bu  yüce  duyguların  eğitimin  temel  harcı  olarak  işaret  ettiği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Kadın-erkek demeden tüm fertlerimizin eşit esaslar çerçevesinde eğitilmeleri, kız ve erkek çocuklarımızın aynı şekilde ve eşit olarak öğrenim görmelerini, böylece oluşturulan eğitim ve öğretim birliğinin, tüm Türk ulusunun ilmi olmasını sağlayacağına yürekten inanan ve “Bir toplum, bir ulus, erkek kadın denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim. Diğerini görmemezlikten gelelim de kitlenin tümü ilerlemeye imkân bulabilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme sahasına birlikte kesin aşamalar yaptırmak lazımdır. Böyle  olursa, inkılap  başarılı  olur.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Gerçek disiplinin; öğrendiğini benimseyen, uygulayan, yapıcı ve yaratıcı, ulusal şuura sahip, güven duyan kimselerle sağlanacağına ve eğitimde gerçek başarının öğretmenin kıymetinden, yeteneğinden ve üstün vazife şuurundan geçeceğine inanan ve “Öğretmen; yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Biliyorsunuz ki, görüşlerin, programların kesin ve açık olması çok önemli olmakla birlikte, etkili ve verimli olabilmesi, anlayışlı ve fedakâr öğretmenlerce, okullarımızda çok büyük bir özen ve istekle uygulanmasına bağlıdır... İşte, bu özellikle sizden rica edeceğim şey budur. Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır... Hiçbir  zaman  hatırlarınızdan  çıkmasın ki, Cumhuriyet  sizden  fikri  hür, vicdanı  hür, irfanı nesiller  ister.”diyerek  öğretmen  ve  eğitimcilere  hitabettiği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...

Ulusal kültürün ve çağdaş medeniyetin en tabii ve vazgeçilmez hakkı olduğuna, ulusal kültürün maddi ve manevi etkenlerini bir arada devamlı geliştirmek ve çağdaş uygarlık düzeyinin üzerinde tutmayı temel amaçları arasında kabul ettiği, buna yürekten inandığı için ve “Türk ulusuna çok yaraşan yüksek ideal, onu, insanlığa hakiki huzurun temini yolunda kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta başarılı kılmaktadır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni niteliği ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Medeniyetin yolunda yürümek ve başarılı olmak hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde duraksayanlar veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak cahilliği ve tedbirsizliğinde bulunanlar, medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkumdurlar. Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Medeniyetin coşkun seli karşısında direnmek boşunadır ve o gafil ve o itaatsizlere karşı çok amansızdır. Dağları delen, göklere uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen medeniyetin kudret ve yüceliği karşısında çağdışı kalmış zihniyetlerle, ilkel, boş inançlarla yürümeye çalışan uluslar yok olmaya veya hiç olmazsa esir olmaya, aşağılanmaya mahkumdurlar. Asıl  uğraşmaya  mecbur  olduğumuz  şey, analarımızın  ve  atalarımızın  oldukları  gibi, yüksek  kültürde  ve  yüksek  fazilette  dünya  birinciliğini  tutmaktır.”dediği  için ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Kişi hak ve özgürlüklerine en üstün değeri veren, kişi ve toplum ilişkilerinin özünde bu üstün değerin önemine işaret eden, dolayısıyla toplumumuzda en üstün değere sahip olması gerekenin Türk kadını olduğuna inanan, toplumumuzda kadının yerinin yüksek ve şerefli olduğuna dikkat çeken Atatürk, “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir. Türkiye Cumhuriyetinde kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır. Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz içinde ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeye lüzum yoktur. Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Bu yol, büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur. Dünyada hiçbir ulusun kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, ulusumu  kurtuluşa  ve  zafere  götürmekte  Anadolu  kadını  kadar  gayret  gösterdim  diyemez.”dediği için ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Gençliğe hitabında, Türk gençliğine nelere dikkat etmesi ve gerektiği zaman nasıl davranması icap edeceğine önemle işaret ettiği, Türk gençliğini; ahlaklı, kültürlü, memleket sorunları ile ilgili, ulusal karakteri  temsil  eden, çalışkan  ve  vatansever  bir  gençlik  olarak  gördüğü  için  ve  “Ulusun  bağrında  temiz  bir  nesil  yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacaktır. Türk çocuğu, çok zekisin, bu belli; fakat, zekanı unut, daima çalışkan ol. Denilebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır: çalışkan olmak.”dediği için, ayrıca gençlerden isteği olan “Almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız. Siz, genç arkadaşlar, yorulmadan beni takibe söz vermişsiniz. İşte ben, özellikle bu sözden çok duygulandım. Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakika da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk, her insan, her canlı için doğal bir durumdur. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk  gençliği  gayeye, bizim  yüksek  idealimize  durmadan, yorulmadan  yürüyecektir.”diyerek Türk Gençliği’ne  yürüyecekleri  ve  izleyecekleri  yolu  gösterdiği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Dini lüzumlu bir müessese olarak gören, dinsiz milletlerin devamına imkân olmayacağına, dinin kul ile Allah arasındaki bir bağlılık olduğuna özellikle işaret ettiği için ve “Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Bu değer ölçüsü ile herhangi bir şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur, biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatlerine, İslâm’ın menfaatine uygunsa bize sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, son din olmazdı. Türkiye Cumhuriyeti’nde her yetişkin, dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatıyla ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz, siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu  faziletleri  hiçbir  kuvvet, milletimizin  kalp  ve  vicdanından  çekip  alamamıştır  ve  alamaz.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...

Atatürk; ekonomik kalkınmada tam istihdamın, hızlı ve dengeli sermaye birikiminin, dış ödeme dengesinin, dengeli gelir dağılımının, enflasyonsuz yüksek bir büyüme hızının, dengeli bir bölgesel kalkınmanın, özel girişim işletmelerini geliştirmenin, hızlı teknolojik gelişmenin sağlanmasını özenle ve özellikle işaret ettiği için SUÇLUDUR!...
Atatürk suçludur çünkü, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Türk ulusunun idaresinde ve korumasında ulusal birlik, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz hedeftir. Ulusal kültürün her çağda açılarak yükselmesini Türkiye Cumhuriyetinin temel dileği olarak sağlayacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş kültür seviyesinin üstüne çıkaracağız. Çağdaş demokraside ferdi hürriyeti düşünürken her ferdin ve nihayet bütün ulusun ortak çıkarı ve devlet varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Memleketin ve inkılâbın içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve Cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır... Aynı cinsten olan kuvvetler ortak amaç yolunda birleşmelidir. Bir yurdun en değerli varlığı yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur.” Diyerek çağdaş, aydınlık, ulusal birlik ve çalışkanlığı hedefleyen yolu göstermektedir.
Türk Ulusu’nun en büyük özelliğinin hür ve bağımsız olarak yaşamak olduğuna inanan ve “Türk Ulusu, yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu ulus, istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir ulus, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Hürriyet ve istiklal
benim karakterimdir. Ben  ulusumun en büyük ve ecdadımın  en  kıymetli  mirası  olan, istiklal  aşkı  ile  dolu  bir  adamım.”diye  haykıran  Atatürk  bu  söylemlerinden  dolayı  SUÇLUDUR!...
Dünyanın hiç bir liderinde mevcut olmayan vatan ve ulus sevgisini, içinde sönmeyen bir meşale gibi yüreğinde ve beyninde son nefesini verdiği ana kadar taşıdığı için ve “Ulus sevgisi kadar büyük mükâfat yoktur. İstiklal harbinde benim de ulusuma ettiğim birtakım hizmetler olmuştur. Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi ulusun eseridir, derim; aranacak olursa, doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyetler kurmuş bir ırkın ve ulusun çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri sürmeliyiz; bu güne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi çalışmalar da bunlar arasındadır. Beni  seven  arkadaşlarıma  tavsiyem  şudur: Şahsınız  için  değil, fakat  mensup  olduğumuz  ulus  için  elbirliği  ile  çalışalım, çalışmaların  en  yükseği  budur.”dediği  için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
Asırlar  boyu  hür  ve  bağımsız  olarak  yaşamış, ancak  Mondros  ve  Sevr  Antlaşmalarıyla  her  türlü  hakkı  ve  hukuku  elinden  alınmış  olan  bu  büyük  ulusun  önüne  düşerek  ya  istiklal, ya  ölüm  parolasıyla  yola  çıkıp  Kurtuluş  Destanı  yaratan  Atatürk, yıkılan  Osmanlı  İmparatorluğu’nun  külleri  içinden  modern, demokratik, laik  ve  çağdaş  Türkiye  Cumhuriyeti’ni  kurduğu, ulusal  egemenliği  ulusunun  eline  verdiği  için  SUÇLUDUR!...
“Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne  kadar  zengin  ve  refaha  kavuşturulmuş  olursa  olsun  bağımsızlıktan  mahrum  bir  millet, medeni  insanlık  karşısında  uşak  olmak  mevkiinden  yüksek  bir  muameleye  layık  olamaz.”gibi  yüce  bir  duyguyu  içinde  taşıdığı   için  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
“Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı olarak kalmalıyım. Bu sebep milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği taktirde, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle taktir ederim. Ancak benim  milletimi  esir  etmek  isteyen  herhangi  bir  milletin de  bu  arzusundan  sarfınazar  edinceye  kadar  amansız  düşmanıyım.”dediği  için  

ATATÜRK  SUÇLUDUR!...
“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra  hürriyetlerini ve daha sonra da istiklallerini kaybetmeye  mahkumdurlar.” söylemlerinden  dolayı  yüce  ATATÜRK  SUÇLUDUR!...


TÜM VARLIĞIMIZLA
BU SUÇLUNUN 

İZİNDEYİZ, 
YOLUNDAYIZ.
BU SUÇLARI
EBEDİYEN İŞLEMEYE
ULUS OLARAK 
DEVAM EDECEĞİZ.

Bu Suçlu Adam İçin Bakınız Ne Diyorlar?...
Şeklen güzel ve çehresi çok mânalı olan Atatürk, psikoloji bakımından bariz vasfını, hür ve müstakil bir karakterde oluşunda gösterir. Çocukluğundan ölümü anına kadar bu istiklâl meylini bir an terk etmemiştir. Bu itibarla müstakil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda, kurucusunun şahsi karakterine Türk Milleti’nin minneti ve borcu büyüktür. Pek çok fertlerde İstiklâl meyli, onları bencil ve çekingen yaptığı, hatta münzevi bir hayata sürüklediği halde Atatürk’ün diğer bir vasfı olan cemiyet ve kalabalık sevgisi; kendisini halkçı, milliyetçi ve insaniyetçi yapmıştır. Türk oluşunu ve Türk cemiyetine bütün mazisi, hali ve istikbaliyle bağlanışını kendisi için büyük bir saadet kaynağı bilmesi; bu duygunun zeval bulmaz bir eseridir. Atatürk’ün bütün müstakbel Türk nesillerine kalacak en kuvvetli nasihat ve vasiyeti şu sözde toplanır:
“Ne mutlu Türk’üm diyene!...”
Atatürk, Türklerin milli kahramanıdır. Omuzlarında taşıdığı askerlik işaretlerinin en küçük rütbesinden başlayarak ve derece derece baş olup yükselerek, Trablusgarp’ta, İstanbul’un kapısı Çanakkale’de, Filistin ve Doğu cephelerinde, nihayet kendisinin önderi olduğu İstiklâl Mücadelesi’nde, daima muzaffer bir kumandan sıfatıyla düşmanla dövüşmüştür. Atatürk, küçük rütbeli subaylığından başlayarak Türk ordularının Başkumandanlığında bulunduğu zamanlar dahil olmak üzere, bütün askerlik hayatında daima komuta ettiği kuvvetleri başarıya götürecek ihtimallerin en kesinini, her tehlikeyi göze alarak ve her şeye rağmen ihtiyar etmekte tereddüt etmemiştir. Başkaları için başarısızlıklar doğuracağı zannını veren bu cüretli kararlara teşebbüste çok kere en büyük mesuliyeti tek başına üzerine almaktan çekinmemiştir. Fakat bunda harikulâde bir cesaretle, itinalı bir düşme, hesaplama ve ihtiyatın hissesi büyüktür. O’nun askerlik dehâsı bu iki zıt kabiliyeti birleştirmesindendir.
Kahramanlığını, şahsi ihtiraslardan kurtaran sıfatı ise, vatanseverliğidir. En büyük hizmetler ve gayretlerle haklı olarak kazanmış olduğu rütbeleri söküp bir “ferd-i millet” sıfatıyla İstiklâl Mücadelesine girişmesi; ondaki vatan ve millet sevgisinin üstünlüğü, bu uğurda fedâ etmeyeceği hiçbir şeyin bulunmadığını ispat etmiştir. Hayatının son yıllarında Hatay meselesinde aldığı iradeli ve hareketli durum, bu vasfın onda ölümüne kadar devam ettiğini gösterir.
Onun kahramanlığını ve yurtseverliğini, yalnız muharebe meydanlarında değil, millet kürsülerinde de gördük. En sıkıntılı ve çapraşık zamanlarda halk arasına karışmaktan çekinmeyen, millet kürsüsüne atılmaktan kendini alamayan Atatürk; hareketleri kadar sözleri ile de, Türk tarihinin şerefli kahramanlarından biri olmuştur.
Atatürk en geniş manasında bir cemiyet değiştirici, islâhatçı ve inkılâpçıdır. Gerçekçi bir görüş ve düşünüş kudretine gereği gibi sahip olan Atatürk; içinde çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği Osmanlı Cemiyeti’nin ne olduğunu çok iyi görmüştür. Müstakil Türkiye Devleti’nin kuruluşundan sonra medeniyette ilerlememize asırlarca engel olan bu kurumlar ve kıymetlere, ruhundaki engin mücadele kudret ile taarruz etmiştir. Saltanatın ilgası, hilâfetin kaldırılması, medeni kanunun kabulü, medrese ve tekkelerin kapatılması, harf inkılâbı, serpuş değişmesi ve kisve meselesi, kadın erkek eşitliği; içine girdiğimiz büyük reform hareketlerinin birer önemli ve ünlü safhasıdır. Teferruatı üstünde durulmayarak esasiyle mütalâ edilmesi gereken, milli dil ve milli tarih hareketleri ise “Yeniden doğma” Renaisance hareketlerimizin başlangıç safhalarıdır. Milli karakterimizi daima mahfuz tutarak Garplı bir cemiyet olmamızda toplanan bu inkılâpçılık ruhunun ülküsü; Atatürk’ün vicdan ve idrâkında şu düsturla kendisini ifade etmiştir.

“Cumhuriyetimizi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.”
Atatürk, bütün bu vasıfları ve hareketleri ile ülküsünü gerçekleştirme yolunda dünya tarihinde benzeri nadir görülebilen diplomatlardan biri olmuştur. Ondaki inandırma kuvveti, şahsiyetinin çekici tesiri, yalnız dostlarını değil, düşmanlarını bile, kendine hayran etmesinde, hattâ bağlıyabilmesinde açık olarak görülür. Karar aldıktan sonraki hareketlerinde iradeli ve azimli görünüşüne rağmen neticeyi elde etmekte gösterdiği zekâ intibak kabiliyeti, onun diplomatlıktaki başarısının ve üstünlüğünün delilidir. Muharebede maharetli bir komutanın taktiklerini, Atatürk’ün dış ve iç siyaset meselelerini halletmesinde bütün inceliğiyle görmemek kabil değildir. Bu mücadeleci ve harp meydanlarının döğüşçü insanından “Yurtta sulh, cihanda sulh…” düsturunu işitebilmek için, onun ruhuna ne kadar asil ve anlayışlı bir duygu, zakâsında ne kadar uzağı gören bir kudret bulunmalıdır?
Atatürk her şeyiyle büyük bir insandı. Tarih onu, Türk Milleti’nin en ünlü evlâtlarından ve insanlığın en haklı şereflerinden biri sayacaktır.
İslam Ansiklopedisi, “Atatürk Özel Sayısı”

YORUM VE KATKILAR: 
Sayın Mustafa Nevruz SINACI Bey,

Sayın Fethi BOLAYIR Bey, kıymetli bir ögretmen arkadasımız.

Ben de Emekli ögretmenim.Cumhuriyet, zorlu dönemlerden gecerek buraya geldi.

Kıymetli siyasetci, Inönüyü elestirebiliriz. Bugün TC yi savasa soksaydı, belki TC cok  farklı yerde olacaktı.  Biz bir Japonya, Kore degiliz, Cin hic degiliz. Her zaman icerden ve dısardan engelleniyoruz. Gazi Mustafa Kemal, halkın kanını emen sahte din tacirlerinden TC yi korumak istemistir. Sadece, calısmadan, halkın manevi degerlerini sömüren bir sınıf ,her alanda  hakim olmak istemektedir. 
Bu gün (20 Ocak 2012, Cuma) Kocatepe Camiinden cıkıyorum. Bir genc, Kent otelde, hak toplantısı var dedi.,

Vakit Gazetesinin düzenledigi bir tasavvuf toplantısının reklamı yapıyor. Yani biz hak sahibi degilizde sen bizi hakka mı cagırıyorsun dedim. Canım sen ibadet yaptın simdi sizi baska bir hak yolculuguna cagırıyoruz dedi.

Düsünün bir kere 150 bin din görevlisi var. 100.000 e yakın cami var, yetmiyormus gib, insanlar baska, dini gruplara gidiyor. Niye diyanetin, gazaetesi, radyosu, televizyonu, internet yayıncılıgı yok? Niye Camilerde, kadınlara, genclere ve erkeklere Islami bilgi veren programlar yok?

Niye, Cuma vaizleri bir TV programından yayınlanmıyor. Niye ülkede cesit cesit dini gruplar olsun? Belki kızacaksınız, ne gerek var diyeceksiniz. Cok gerekli. Eger halk dini yönden aydınlanırsa,bir takım sahte imamlar halkı sömüremiyecek. Manevi sömürme ,siyasi sömürmeye dönüsüyor. Müslümanlar, dünyadan soyutlanmıs, hu cekmek pesinde, dünyamızda, gayri müslümlarin elinde  oyuncak oluyor. 
Gurbuz GÜVENDAĞ, Ankara-20 Ocak 2012

24 Kasım 2011 Perşembe

yorum ve katkı

Sayın: Av. Fethi BOLAYIR
TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL BAŞKANI

Türkiye Cumhuriyeti'nin aklın ve çağın gereği Liberal Demokrat düşünceli bireyleri olarak, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk'ün gösterdiği doğrultuda, uygar yaşama elverişli bir toplum oluşturmak, adaleti hakim kılmak, iç huzuru sağlamak, dış tehditlere karşı ortak bir savunma sağlamak, genel refahın artmasına müsait bir düzen yaratmak ve özgürlükçü demokrasinin bütün nimetlerinden faydalanmak üzere ortaya koyduğumuz aşağıda okuyabileceğiniz ANAYASA yı kabul ve tesis ederiz.

Çalışmalarınızda başarı dileklerimle, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Metin Türkeli
Orman Müh./Turizmden emekli/Liberal-izmirli

BİREY HAKLARI
Bent 1. Anne ve babasından herhangi biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, veya anne ve babasından herhangi biri en az on yıldır Türkiye'de yaşayan ve Türkiye'de doğmuş her insan, geri alınamaz bir hakla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
Bent 2. Din ve Devlet işleri ayrıdır. (Laiklik Prensibi.) Devlet dini vecibelerin icrasını sınırlayacak veya herhangi bir dini vecibenin icrasını mecburi kılacak hiç bir tasarrufta bulunamaz. Hiç bir dini vecibenin icrası, o icraya bazı bireyleri gönülsüz olarak dahil ediyorsa veya gönüllü de olsa katılan ve fakat yaşları 18 yaşından küçük olanlara fiziki eziyeti içeriyorsa; böyle bir icra, bu bent dışında belirtilen ve dini vecibelerin icrasının sınırlandırılamaması ile ilgili hükmün kapsamı dışına çıkar ve konuyla ilgili bütün kanunların kapsamına girer.
Bent 3. Devlet ifade özgürlüğünü kısıtlayacak herhangi bir tasarrufta bulunamaz. Bireyler ve özel kurumlarla ilgili kasten hilaf-ı hakikat ifadede bulunanlar, bu eylem gerçekleştikten sonra ilgili kanunlarla kovuşturmaya uğratılabilirler, ancak böyle ifadeler yapılmadan önce veya sonra ifade özgürlüğüne mani olacak hiçbir kısıtlama getirilemez. Savaş halinde Devlet sadece askeri haberlerin yayınlanmasına sınır getirebilir.
Bent 4. Bireylerin barışçı bir şekilde toplanmalarına, şikayetlerini yazılı ve sözlü belirtmelerine hiç bir sınırlama konulamaz.
Bent 5. Herkes, kendi yaşamını uygun gördüğü şekilde sürdürmek, üretmek, mübadele etmek
ve mülkiyet edinmek hakkına sahiptir. Bir kimse yaşamından, özgürlüğünden veya
mülkiyetinden, sadece kanunun gösterdiği yollardan geçerek mahrum bırakılabilir. Toplumsal yaşamın gereği olarak başka bireylerle koordinasyonu zorunlu olan ve kanunlarda açıkça belirtilen bazı fiziki eylemlerde özgürlüklerin ve mülkiyetin kullanımı, bir kamu otoritesinin tanzimine sokulabilir.
Bent 6. Hiç bir kimsenin mülkiyeti, adil karşılığı verilmeksizin kamulaştırılamaz.
Bent 7. Kanunla açıkça yasaklanmışlar dışında hiç bir malın üretim ve mübadele özgürlüğü
sınırlandırılamaz. Devlet adalet, asayiş ve savunma konuları dışında hiç bir üretim ve mübadele alanında bilfiil girişimci olamaz.
Bent 8. Bir hak, bir insanın davranma özgürlüğünün ifadesidir; bir takım mal veya hizmetleri, o mal ve hizmetlere karşılık olarak onları üretenlerce belirlenen değerleri sunmadan karşılıksız olarak elde etmek değildir. Hiç kimse, başka bir kimsenin mal ve hizmetlerinden sahibinin rızası olmaksızın yararlanamaz.
Bent 9. Özel hayatı bireye aittir. Yargıç kararı veya suçüstü hali olmaksızın; hiç bir kimsenin üstü, meskeni ve eşyaları aranamaz; özel hayatının ve haberleşmesinin gizliliğine dokunulamaz.
Bent 10. Kimse eylemin yapıldığı anda kanunda suç olarak tanımlanmamış bir fiilden dolayı suçlanamaz. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler olan bir kişi, kaçma veya delillerle oynayabilme ihtimallerinin bulunması halinde ancak yargıç kararıyla tutuklanabilir. Suçüstü halinde veya gecikmesi halinde sakınca olan ve kanunla belirtilen şartlarda yargıç kararı olmaksızın yakalanan bir kişi, her hâl ve şartta, en çok yirmi dört saat içinde yargıç karşısına çıkarılır ve yargıcın tutuklamaması halinde aynı isnattan dolayı yeni deliller dahi ortaya çıkmış olsa en az kırk sekiz saat geçmeden yargıç kararı olmaksızın tekrar yakalanamaz. Tutuklanan veya yakalanan kişiye· suçlanma sebebi derhal söylenir. Herkes yer veya suç çeşidi itibariyle, isnat edilen eyleme, eylem tarihinde bakan mahkeme dışında bir mahkeme önüne çıkarılamaz.Tutuklu kişinin tutukluluk halinin yargıç tarafından gözden geçirilmesini isteme hakkı ve yargıcın, tutuklu kişinin mahkeme önüne getirilmesini emretme yetkisi hiç bir hal ve şartta sınırlandırılamaz. Herkes ilgili olduğu mahkeme davalarının hızla bitirilmesi hakkına sahiptir.
Suçluluğu ispat edilene kadar herkes masum addedilir. Kimse, kendisi, anne-babası, eş veya çocuklarıyla ilgili ifade vermeğe zorlanamaz. Herkes mahkeme önünde tanıklarla yüzleşmek, kendi lehine olan tanıkları zorla mahkemeye getirtmek, avukat tutmak veya maddi gücü yetersizse kamu avukatlığı hizmetlerinden yararlanmak hakkına sahiptir. Kimse aynı suçtan
ikinci defa hürriyeti bağlayıcı ceza mahkumiyeti alacak biçimde yargılanamaz. Kimse zalimane ve eşi görülmemiş bir şekilde cezalandırılamaz.
Bent 11. On sekiz yaşını bitirmiş herkes siyasi seçimlerde oy kullanma hakkına sahiptir.
Bent 12. Herkes, doğuştan veya sonradan edindiği hususiyetlerine bakılmaksızın kanun önünde eşittir.
Bent 13. Hiç bir grup, içindeki bireylerin her birinin sahip olduğundan daha büyük bir hakka
sahip değildir. Hiç bir grubun bireyi, o gruptaki bireylerin tamamının veya bir kısmının, niteliksel veya niceliksel özelliklerinden dolayı, yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı, daha az veya daha çok hakka sahip değildir.
Bent 14. On sekiz yaşından küçük bireyler. zihnen ve bedenen gelişmelerini mümkün kılacak olanaklara sahip olmak ve zihin ve bedenlerine yönelecek tehditlerden korunmak hakkına sahiptir.
Bent 15. Devlet bu maddedeki birey haklarının başka bireylerce veya Devlet görevlilerince ihlalini önleyecek tedbirler alır.
YASAMA
Bent 1. Yasama kuvveti Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir.
Bent 2. Meclis, en az 25 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından, dört yılda bir,
dört yıl görev yapmak üzere, kanunla belirlenecek dar bölgelerden, oyların %50'den fazlasını
alarak seçilmiş, 300 milletvekilinden oluşur. Hiç bir adayın %50'den fazla oy alamaması halinde, en çok oy alan iki adayla seçim iki hafta sonra tekrarlanır.
Bent 3. Meclis kendi başkanını ve diğer görevlilerini seçer, çalışma usullerini kanunla belirler.
Bent 4..Milletvekilliği hakkını kaybetme sadece ölüm, istifa veya Anayasal Tard ile mümkündür.
Bent 5. Anayasal Tard, görevden alınması Anayasal Tarda bağlı bir devlet görevlisinin, vatana hıyanet, rüşvet ve kanunda belirtilen diğer suç ve kabahatlerden dolayı mahkum olması ve bu mahkumiyetin Meclis üye genel sayısının 2/3'ünce onaylanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Başkanının Anayasal Tardında, bu işlemle ilgili Meclis oturumlarına Yüksek Mahkeme Başkanı başkanlık eder.
Bent 6. Meclis üye genel sayısının %25 eksilmesi halinde yenileme seçimleri yapılır.
Bent 7. Milletvekilleri, Meclisteki konuşmalarından dolayı takibata uğratılamazlar, Meclis
oturumu sırasında veya oturuma giderken tutuklanamazlar.
Bent 8. Milletvekilleri bu görevleri dolayısıyla Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir Devlet memuriyetine atanamazlar.
Bent 9. Anayasal Maaş, yüksek bir yaşam seviyesi sağlayan ve satın alma gücü görev süresince mümkün olduğunca sabit tutulacak şekilde kanunla düzenlenen ödemedir.
Bent 10. Bütün kanun tasarıları Mecliste teklif edilir ve üye genel sayısının çoğunluğuyla kabul edildikten sonra, on gün içinde veto edilebilir kaydıyla Başkana sunulur. Başkanın onaylamasıyla tasarı kanunlaşır. Başkan onaylamaz ve on gün içinde veto da etmezse tasarı kanunlaşır. Başkanın veto etmesi halinde tasarı Meclise geri gönderilir. Veto edilmiş bir tasarı Meclisin üye genel sayısının 2/3'ünce kabul edilirse kanunlaşır.
Bent 11. Meclis aşağıdaki yetkilere sahiptir:
z Yüksek mahkeme altındaki mahkemeleri kurmak.
z Yerel Yönetim teşkilat kanunları yapmak, ki bu kanunlar Yerel Yönetim birimlerinin Başkan, Başkan Yardımcısı ve Meclislerinin seçim esasları, tur sayısı, dar bölgelerin tayini, %50'den fazla oyla seçilme, görev süresi şartları açısından - Türkiye Cumhuriyeti Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim esaslarına uygun olarak
düzenlenmelidir.
z Vatandaşların Birey Haklarını iç ve dış tehditlere karşı korumak için kanunlar koymak ve
bu hizmetlerde kullanılmak üzere savaş hali dışında bireylerin veya kurumların net
gelirlerinin %10'unu geçmemek üzere vergi toplamak.
z Sadece savaş halinde yabancı ülkelerle ticareti düzenlemek.
z Savaş ve Barış ilan etmek.
z Geçerliliği ancak o yasama döneminden sonraki ikinci seçimde başlamak üzere, seçim kanunları ve Anayasal Maaş kanunları çıkarmak.
z Geçerliliği ancak o yasama döneminden sonraki ilk seçimde başlamak üzere, üye genel
sayısının 2/3'ünce kabul edilen Anayasa değişiklikleri yapmak. 
YÜRÜTME
Bent 1. Yürütme kuvveti, Türkiye Cumhuriyeti Başkanına aittir. Başkan ve bir Başkan
Yardımcısı, en az 35 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından, dört yılda bir, dört yıl görev yapmak üzere, oyların %50'den fazlasını alarak seçilir. Hiç bir adayın %50'den fazla oy alamaması halinde, en çok oy alan iki adayla seçim iki hafta sonra tekrarlanır. Başkan, seçimden bir ay sonra aşağıdaki yeminle göreve başlar:
"Türkiye Cumhuriyeti Başkanlık görevlerini , yeteneklerimin el verdiği en üst düzeyde yerine
getireceğime, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını sadakatle koruyacağıma bütün mukaddesatım
üzerine and içerim."
Bent 2. Başkanlık makamı ancak ölüm, istifa veya Anayasal Tard ile boşalır.
Bent 3. Başkanlık makamının boşalması halinde, Başkan Yardımcısı görevi üstlenir. Her ikisinin aynı zamanda yukarıdaki sebeplerle görev dışı kalmaları halinde, Meclis bir ay içinde, üye genel sayısının çoğunluğuyla, görev dışı kalan Başkanın dönemini tamamlayacak bir süre için yeni bir Başkan ve Başkan Yardımcısı seçer.
Bent 4. Başkan ve Başkan Yardımcısı bu görevleri dolayısıyla Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir Devlet memuriyetine atanamazlar.
Bent 5. Başkan Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Başkomutanıdır.
Bent 6. Başkan, Yüksek Mahkeme Üyelerini, Kabine Üyelerini, Genel Kurmay Başkanını, Kuvvet Komutanlarını, Büyükelçileri, Valileri ve tayini henüz kanunla düzenlenmemiş bütün Devlet görevlilerini tayin eder ve Yüksek Mahkeme Üyeleri dışındakileri görevden alabilir. Meclis herhangi bir atamayı, bir ay zarfında, üye genel sayısının 2/3'üyle reddetme yetkisini haizdir. Meclis bu maddede sayılanlar dışındaki Devlet görevlilerinin tayinini, kanunla düzenleyebilir.
Bent 7. Başkan, Büyükelçileri kabule, bir ay zarfında Meclis üye genel sayısının çoğunluğunca reddedilebilmek kaydıyla anlaşmalar yapmaya yetkilidir.
Bent 8. Başkan bütün kanunlara riayet edilmesini sağlar.
YARGI
Bent 1. Yargı kuvveti, bir Yüksek Mahkemeye ve Meclis tarafından kanunla kurulan diğer alt
mahkemelere aittir. Yüksek Mahkeme bütün kanunların Anayasaya uygunluğunu ve alt
mahkemelerin kararlarını denetlemeğe yetkilidir.
Bent 2. Yüksek Mahkeme, biri başkan olmak üzere on üç üyeden kuruludur.
Bent 3. Yüksek Mahkeme üyeleri ve bütün yargıçlar, istifa etmedikçe, Anayasal Tarda
uğramadıkça veya yüksek Mahkemenin 2/3'ünce yaşlılık ve sağlık hali gerekçeleriyle görevden alınmadıkça ömür boyu görevde kalırlar. Meclis, Yüksek Mahkemenin yaşlılık ve sağlık hali gerekçeleriyle görevden alma kararlarını, bir ay zarfında, üye genel sayısının 2/3'üyle reddetme yetkisini haizdir.
Bent 4. Yüksek Mahkeme üyeleri ve bütün yargıçlar Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir
Devlet memuriyetine atanamazlar. Bent 5. Yargı kuvveti, yapılmış ve yapılacak bütün kanunları ve anlaşmaları,vatandaşlar arası, vatandaş Devlet görevlisi arası, Devlet görevlileri arası bütün davaları kapsar.

3 Kasım 2011 Perşembe

yeni anayasa hazırlanırken!........

 KANLA - İRFANLA KURULAN
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’nin
YENİ ANAYASASI HAZIRLANIRKEN
Yeni Anayasa hazırlanırken geniş bir konsensus çerçevesi içerisinde yapılmalıdır. Kamuoyunun sesi olan kurum ve kuruluşların, üniversitelerin ve özellikle Hukuk Fakülteleri’nin akademik görüşleri, Sivil Toplum Kuruluşları’nın ve en önemlisi büyük-küçük demeden tüm siyasi partilerin görüşleri alınarak Türk Milleti’nin resmini yansıtacak, geniş tabanlı Anayasa taslağının uzlaşma komisyonunda görüşülüp yüce Meclisin önüne getirilmesidir. Türk Milleti’nin milli kimlik belgesi olacak ve yüzyıla hitabedecek yeni Anayasa bir siyasi partinin, ne de bir kaç siyasi partinin ürünü olmamalıdır. Yüce Türk Milleti’nin Anayasa’sı hiçbir siyasi parti anlayışına, hiçbir bölücü ideolojiye ve inanca teslim edilmemelidir. Yetmiş beş milyon insanımızın ezici çoğunluğu gönül huzuru içinde “Oh be, işte benim Anayasam budur.” diyebilmelidir.
              Anayasalar, bireyin hak ve özgürlüklerini teminat altına alan, koruyan, çiğnenmesine müsade etmeyen, her türlü hukuk dışı davranış ve hareketleri önleyen özlü belgelerdir. Bireyin hak ve özgürlüklerine karşı devletin gücünün belli bir sınırda durmasını ve sınırlamasını belirler. Çoğulcu demokrasiyi öne çıkaran, yasama ve yürütme erkinin tek elde toplanmasını önleyen metinlerdir. Devleti oluşturan değerler mutlaka korunur. Ancak bu değerlere aşırı kutsallık atfedilerek kişi hak ve özgürlükleri göz ardı edilemez, hırpalanamaz, ihmal edilemez.
   Türkiye Cumhuriyeti’nin refahını, huzurunu, mutluluğunu ve çağdaş medeniyetin hedef gösterdiği düzeye gelmesini amaç seçen bir Anayasa hazırlanmalıdır. Türk toplumunun maddi ve manevi değerleri hiçbir siyasi gücün emrinde rant aracı olarak kullanılmasına müsade etmeyen bir Anayasa hazırlanmalıdır. Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin hiçbir kayda ve şarta bağlı olmadan millete ait olduğu gerçeğini kalın çizgilerle belirten bir Anayasaya ihtiyaç vardır. Milli egemenliği eline geçiren çoğunluk anlayışının “Dilediğimi yaparım. Güç bendedir. Benim parmak sayım en fazladır.” yaklaşımıyla yapılacak yeni Anayasaya pirim verilmemelidir. Milli egemenliği millet adına kullanan erklerin, hukuk dışına çıkamayacağını kesin çizgilerle belirlemiş bir Anayasa yazılmalıdır. Kuvvetler ayırımının anlam ve işlevlerini, hiçbir tereddüte meydan vermeyecek şekilde belirleyecek bir Anayasa halka sunulmalıdır.
   Yeni Anayasa hazırlanırken, göz önünde bulundurulması gereken hususlara yönelik görüş ve düşüncelerimizi aşağıda paragraflar halinde kamuoyuna arz ediyoruz:
   İçeriği, geleceğe aydınlık günleri müjdeleyen, çağdaş devletlerle boy ölçüşecek yenilik, değişim ve gelişimi içeren, tek adam veya zümreye biat anlayışından uzak, kaderine razı bir toplum anlayışını reddeden bir ANAYASA... Kişi hak ve özgürlüklerini, insan haklarını güvence altına almış bir ANAYASA... Eşitlik, adalet, laiklik, demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlarını içeren, şeffaf - kadın erkek eşitliği - adaletin bağımsızlığı - özgür basın, farklı düşüncelerin serbestçe ortaya konulduğu ve buna saygı duyulduğu bir ANAYASA...
   Oligarşiyi sıfırlamış, devletin gücünün bireyi ezmesine müsade etmeyen ve önleyen, kurum ve kuruluşlarıyla çağdaş bir ANAYASA... Askeri diktalara, dinsel kuşatmalara, ırksal sömürülere, devleti ve milleti soyacak anlayışlara zemin hazırlayacak yapılanmaya taviz vermeyen, kapı aralamayan bir ANAYASA... İnsanları korkularla yaşamasına, ürkek davranmasına zemin hazırlamayan, “senin - benim” sürtüşmeleri yerine “bizim - bizlerin” anlayışını hakim kılan, silahlı ve polisiye çözüm önerilerini toprağa gömen, sivil cesaretin yükselmesinin önünü açan, öbür dünya için bu dünyayı cehenneme çeviren fanatizme yol vermeyen bir ANAYASA...
Türkiye’nin tam bir hukuk devleti olduğunu, hukukun üstünlüğünün tartışılmadığını, hukukun ayaklar altına alınmadığını, hukukun siyasal düşüncelere ve her türlü çıkar ilişkilerine alet edilmediğini teminat altına alan bir ANAYASA... Demokrasi ve hukuktan nasibini almamış gerici, ırkçı ve dikta anlayışlarının devletin milli – demokratik – laik – üniter yapısına sızmalarına hukuk kuralları içerisinde fırsat vermeyecek ve zemin kazanmalarına imkân tanımayacak bir ANAYASA...
   Yokluğun, işsizliğin, yıkılan aile yuvalarının, sosyal bunalımın, kapkaç düzeninin rekor bir düzeyde olduğu ortamda insanlarımızın karamsarlığa mahkûm edilemeyeceği yollarını işaret eden bir ANAYASA... Özgürleşme ve demokratikleşme adına siyaset kurumlarının azdıracağı bölücü ve yıkıcı bir ortamın yaratılmasına, zemin hazırlanmasına fırsat vermeyecek bir ANAYASA... Mal ve can güvenliğini tehlikeye atacak, devlet ve millete meydan okuyacak, kanunların işletilmesine engel olacak, kamu düzenini bozacak, milli devletin temeline dinamit koyacak ve sarsıntılara yol açacak her türlü faaliyet ve girişimlere hukuk içinde kalarak “Dur.” diyecek temel ilke ve kuralları koyan bir ANAYASA...
Av. Fethi Bolayır ve arkadaşları DSP'de
 Mutlaka özgürlükçü, insan haklarının ihlal edilmesine meydan vermeyen hususları içeren bir ANAYASA... Ancak yoğun özgürlük ve yoğun insan hakları maskesiyle kamufle edilmiş isteklerle Anayasa hazırlayıcılarını baskı altına almak hayır getirmez. Milliliği ve özgürlüğü ortadan kaldıracak, her demokratik sistemde önemli olan “insan hakları” çığlıklarını “yeryüzü yurttaşlığı” algısına çevirecek, “milli yurttaş” yerine “evrensel yurttaş” demogojisini baskı aracı olarak kullanacak, kanla - irfanla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin kimliğini sakatlayacak anayasa çalışmaları mutsuzluğun kaynağı olur. Laik ve demokratik anayasa çalışmalarını sakatlayacak anlayışlara fırsat vermeyecek sağduyu sahibi, milli duruşa, demokratik ve çağdaş anlayışlara sahip ve milli egemenliği tam yansıtacak ortak akılların hazırladığı bir ANAYASA...
   Son zamanlarda ülkemizde moda haline getirilen ve bir ur gibi insanlarımızın içine yerleştirilmeye çalışılan “Türk” kelimesinden nefret etme adiliğinin hazırlanacak anayasaya yansıtılmasının çabaları bir hıyanetin ürünüdür. Bu hıyanetçilere “Hadi be sen de...” diyerek ellerinin tersiyle bu bölücü istekleri reddedenlerin hazırlayacağı bir ANAYASA... Çünkü yüzyıllardır bu toprakların adı “TÜRKİYE” dir. Bu topraklar, “Sahibi benim” diyenlerin kanı ve canı pahasına ebedi vatan yapılmıştır. Bu kanlar ve canlar içerisinde Türkü de, Kürdü de, Çerkezi de, Alevisi de, Sünnisi de vardı. Bu kanlar ve canların birlikteliği, Türklük ruhunu bu topraklarda ebedileştirmişlerdir. Bu topraklarda şu anda huzur, güven ve barış içinde yaşayan herkesin, varlığının bu Türklük birliğine bağlı olduğunu unutmaması gerekir. Bu unutmamayı göz ardı etmeyen bir ANAYASA...
   Evrensel hukuka ve devletimizin esaslarına bağlı olarak, çok partili demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayalı egemenlikler bir devlet, bir millet ve eşit birey esasına göre inşa edilmektedir. Eşit birey ilkesi, toplumdaki bütün farklılıkları eşitlediği için demokrasinin ruhu gibidir. Her milletin içinde varlığını sürdüren etnik ve diğer topluluklar, içinde bulundukları milletten sayılırlar. Ayrı bir siyasi ve hukuki kimliği, tüzel kişiliği yoktur. Hiç kimse bu toplum guruplarını temsil edemez. Böyle bir yetkisi olamaz. Siyasi ve hukuki kimlik ve tüzel kişilik devlete ve millete, gerçek kişilik ise bireye aittir. Bu gerçekler ışığında hazırlanan bir ANAYASA... Demokrasinin kaynağı, milli birliğin omurgası, insan haklarının, kişi hak ve özgürlüklerinin, bilimselliğin ve çağdaş yaşamın en güzel ikliminin özü olan laikliğin korunmasını, zedelenmemesini önde tutan bir anlayışı bünyesinde saklayan bir ANAYASA...
Av. Fethi BOLAYIR
   Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni polis devleti veya kanun devleti cereyanına kaptırmayacak, demokrasiyi amaçlayan ve özümseyen bir anlayışla hukuk devletini, örgütlü yaşamı hedefleyen, eşitlikçi yurttaşlar yapılanmasını sağlayan, tam bir halk demokrasisini yansıtan, çoğulcu - katılımcı, kurallar ve kurumlar düzeni olarak tanımlanan demokrasiyi güçlendiren bir ANAYASA... Demokrasinin milli kurumu olan devleti hukukla donatan, hukukla güçlendiren, yurttaşlarını hukukla doyuran ve koruyan bir ANAYASA... Erkler ayrılığı ilkesini duyarlılıkla uygulamayı, hak ve özgürlükleri güvence altına almayı, eşitlik ve genellik ilkeleriyle hukukun üstünlüğüne özen gösterilmeyi, yurttaşların barış içinde yaşamalarını sağlamayı, evrensel ilkelerin anayasa üstünde değerler olarak yasa koyucuyu bağladığı anlayışını işaret eden bir ANAYASA...
   İnsan yaşamı için su, ekmek, ışık ne ise, devlet için de hukuk odur. Yargı, hukuk yoluyla adaleti yaşama geçirir. Hukuksuzluk ve adaletsizlik en tedavi edilmeyen bir hastalıktır, yaradır. Hukuk barıştır, özgürlüktür, onurdur. Bu anlamda hukukun korunmasını, bütün işlem ve işlevlerin temeline hukukun yerleştirilmesini tek amaç gören bir ANAYASA... Akla, bilime dayanan ve varsayımlara değil, gerçeğe yer ve yön veren, demokrasi ve inanç sömürüsünün yapılmasına fırsat vermeyen, yürütmenin yasamaya egemen olmasına imkân tanımayan bir ANAYASA...
   Türkiye’nin milli kimliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, üniter - laik - milli devlet yapısını, milli kültürünü, Türk dilini ve “Türk, Türklük, Türk Milleti, Atatürk...” söylemlerini koruyup kollayacak, fakat bireysel özgürlüklere, yerel ve mahalli iç kültürlere oldukça önem verecek bir ANAYASA... Cumhuriyet tarihinde görülmemiş demokratikleşme örtüsü, maskesi altında bir hıyanete, dışardan Türk Milleti’nden intikam alırcasına bize bir elbise giydirilmeye, anayasa değişikliği ile çalışılmaktadır. Bu zihniyet anayasası ile Türk kimliği, Türk tarihi, Atatürk düşünce sistemi yok edilmek istenmektedir. Türkiye’yi Türkiye olmaktan çıkarılma amaçlanmaktadır. “Türkiyeli’lik” kavramı ve benzeri kavramlarla tanınmaz hale getirilmek istenmektedir. Güdülen amaç budur. Dışardan kumandalı bir anayasa oyunu sahnelenmek istenmektedir. Ülkemizin arzulanan ihtiyaçlarına göre değil, küresel güçlerin arzuladığı bir dönüştürme programı uygulanmak istenmektedir. Bütün iç ve dış yıkıcı mihrakların çabalarını boşa çıkaracak, milli ve geniş mutabakatla hazırlanmış bir ANAYASA... Eşitlik prensibini zedelemeyecek, marjinal grupları birtakım dış baskılar etkisiyle öne çıkararak imtiyazlı kılmak ve egemenliği paylaşmak gibi milli anayasa anlayışını zedeleyecek açık - kapalı sinsi unsurlara yer vermeyecek bir ANAYASA... Demokratik devletin sigortası olan bağımsız kurumların bir yerlere bağımlı duruma getirilmesine imkân vermeyecek, TBMM’nin iradesini devre dışı bırakacak ve zayıflatacak unsurları ortadan kaldıracak, insanlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletecek ve bu bireysel hak ve özgürlüklere devletin, yani yürütme organlarının baskıcı müdahaleciliğini önleyecek, bağımsız yargının her kademesinin yürütmenin güdümüne sokmayacak, yargının verdiği kararlara mutlak uyulacak anlayışını hakim kılacak, üniversitelerin her alanda özerk birer kuruluş olması gerektiği hususunu vurgulayacak, kitle örgütlerinin hak ve imtiyazlarının çağdaş ülkelerdekilerinin seviyesine getirecek hukuki düzenlemelerin yapılmasını işaret edecek bir ANAYASA...
Bölücülük, ırksal ve dinsel ayırımcılık, tarikat, aşiret, ticaret, siyaset sarmalı gibi arayışların yasamaya, yürütmeye, yargıya, kurum ve kuruluşlara egemen olmasına, sızmasına kapıyı asla aralamayacak, lider sultasına, tek adam zihniyetine imkân tanımayan, partiler ve seçim yasalarını yeniden temel ilkelere bağlayan, seçim barajını çağdaş ülkelerdeki orana çeken, kurum ve kuruluşlar arasında kutuplaşmalara meydan vermeyen düzenlemeleri işaret eden bir ANAYASA... Özel yargı, dolayısıyla özel savcı, özel hakim anlayışını sonlandıracak, hukuksuz olarak yapılan izlenme ve dinlemelere, özel yaşama müdahale ve saygısızlığa fırsat vermeyecek düzenlemelere gönderme yapan, yargı kararlarının yerine getirilmesini ve kuralları çiğneyenle kurallara uyanların ayırt edilmesini sağlayan, yurttaşlık - hukuk devleti - demokrasi bilinci - milli değerler - ilkeler - yaşamsal kavramlar ve kurumlar bilincini geliştirecek, ayrımcılık ve ayrılık tohumlarının ekilmesine fırsat vermeyecek bir ANAYASA...
Kişilere ve kuruluşlara göre demokrasi anlayışına imkân tanımayan, demokrasimizi inanç ve inançsızlık bağlamındaki değerlendirmelerle zedelenmesine sebep ve gelişmesine engel olan unsurları ortadan kaldıran, demokrasiyi yargı deneteme dışında tutulan birtakım unsurlara dayanan bir veya birkaç kişinin iki dudağı arasına sıkıştırılmasına müsaade etmeyen, dokunulmazlık zırhını giyinmişlerin dilediği gibi tavır ve davranışlar içine girmelerine imkân tanımayan ve bu dokunulmazlık elbisesini çıkartan bir Anayasa… Çok partili sistemi Anayasamız kabul etmiştir. Bu yapı zaman içinde iktidarı ele geçiren siyasi erk, hukuk ve anayasal yetkileri istismar ederek ve kullanarak bir parti diktatoryasına ve tek kişi egemenliğine yöneldiği görülmüştür. İktidardan gitmemek için bir istismar kapısını giderek aralamışlardır. Ülke istikrarsızlıklara yol açmışlardır. Bu istismar kapılarını kapatacak, aralanmasına fırsat vermeyecek bir Anayasa…
Anayasalar ideolojisiz, renksiz, tarafsız olamaz. Ait olduğu ülkenin özellikleri, jeopolitik ortamı, tehdit algılamaları ve tarihi geçmişi dikkate alınarak yazılır. Anayasalar; ülkenin varlığı, bütünlüğü, güvenliği, halkının refah ve mutluluğu göz önüne alınarak hazırlanır. Bunun aksini düşünmek, siyasi hırs ve doyumsuzluklara esir almak anlayışıyla Anayasa hazırlamak, ülkemizin kuruluş felsefesini ve Cumhuriyet ilkelerini yok etmektir. Bu yok edişe asla izin ve fırsat vermeyen bir ANAYASA... Toplumumuzun en doyurucu gıdası, en sağlıklı dayanağı ve en güçlü güvencesi olan adaleti üretecek hukuki yasaları ve organlarını güvencede tutacak bir ANAYASA... Hukuka bağlılığı, yargıya güveni, hakka saygı duygusunu içtenlikle koruyup koruyacak bir ANAYASA... Hukukla bağdaştırılması imkânsız işler, kararlar, atamalar, görevlendirmeler yapılmasının yolunu kesecek bir ANAYASA... Millet adına karar veren bağımsız mahkemeler, yargı alanında milli egemenlikten kaynaklanan yetkilerini hiçbir tesir altında kalmadan kullanırken topluma ve bireye güven vermelidir. Güvensizlik yaratırsa adaletten söz edilemez. Bu güvensizliğin yaratılması boşluğunu bırakmayacak bir ANAYASA... Çünkü adaleti yanlı, bağımlı, gölgeli ve kuşkulu olan bir ülkede hiç kimse rahat uyuyamaz. Haksızlıklar zinciri uzar. Herkesi boğan bir karanlık ortalığı kaplar ve toplum bünyesinde onarılmaz yaralar açılır. Bu yaraların açılmamasına özen gösterecek ve merhem olacak bir ANAYASA...
Parlamenter demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul eden mevcut Anayasamızın 7. maddeside “Yasama yetkisi” Türk Milleti adına TBMM’sine verilmiştir. Bu yetkiyi devredemeyeceği de belirtilmiştir. Ancak tek istisnası, mevcut Anayasa’nın 91. maddesinde Bakanlar Kuruluna. “önemli, ivedi, zorunlu” hallerde “Kanun Hükmünde Kararname” çıkarma yetkisi vermiştir. Bu yetkiyle Bakanlar Kurulu’na yasama organının işlevini yüklenme görevi verilmiş oluyor. Yani yasama ve yürütme erkleri aynı organda birleştirilmiş oluyor. Bu yetkinin kötüye kullanılması, hukuk devleti ilkesini zedeler, devleti hırpalar. Totaliter ve otoriter yönetimin yolunu açar. Tek parti çoğunluğuna sahip anlayış, yasama organına egemen olursa Kanun Kuvvetinde Kararname kullanım alanlarının istismar edilmesi her zaman mümkündür. Böyle bir geniş yetkiyi eline alan yürütme organı, devletin temel kurum ve kuruluşları üzerinde dilediği gibi oynayabilir. Böyle bir durum hukuk devleti, güçler ayrılığı ilkesi ve yasama yetkisinin devredilemeyeceğine ilişkin kurallarla bağdaştırılmasının imkânı yoktur. Böyle sınırsız ve kamusal düzeni temelinden sarsacak bir yetkiyi sınır dışına taşacak şekilde kullanılmasına “Dur.” diyecek bir ANAYASA...
Kanunlarla somutlaşan ceza yargılama kurallarının keyfi olarak uygulanmasına asla fırsat vermeyecek ve sıkı sıkıya güvence altına alacak, bunun yanında bağımsızlığını, kişi hak ve özgürlüklerini, adil yargılamayı, kişi güvenliğini tehtid edecek anti demokratik anlayış ve yansımalara imkân tanımayacak, bu durumlara “Dur.” diyecek bir ANAYASA... Türkiye Cumhuriyeti’nde herkesin huzurlu, güvenli, geleceğinden emin bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğuna, temel haklarının devletin koruması altında bulunduğuna güçlü vurgu yapan bir ANAYASA... Ülkemizin milli ve manevi değerlerini çıkarlara alet edilmesini reddeden bir ANAYASA...
Türk insanının sesi ve özü olarak, ülkemizin siyasal – sosyal – iktisadi – hukuku yönden çağdaş – demokratik – laik bir anlayışla güçlü olarak yapılandıracak, yüce Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini yaşamsal bir hedef olarak belirleyecek, devletimizin üniter yapısından ve bölünmez bütünlüğünden tavizler verilmesine asla izin vermeyecek, etnik – kültürel – dinsel kimliklere saygı gösterilmesini sağlayacak ve fakat bu kimliklerin de ülkemizin sosyal hayat profiline, birliğine, dirliğine, beraberliğine karşı asla yanlış bir tavır içine girmemelerine müsaade etmeyecek bir ANAYASA... Kederde – kıvançta – tasada bir ve beraber olan Türk toplumunu demokratik ve laik Cumhuriyetimizin temel ilkeleri etrafında birleşmeye, uzlaşmaya, barışmaya çağıran bir ANAYASA... Kirlenmiş bir ticaret anlayışına, işlevini istenilen şekilde yerine getiremeyen adalet yapısına, siyasetin kokuşmasına, yönetim ve yöneticilerin tükenmişliğine imkân tanımayan bir ANAYASA...
Sağcısı – solcusu, Alevisi – Sünnisi, Süryanisi, Musevisi, Hıristiyanı – Müslümanı, Türk’ü, Kürt’ü, Lazı, Abazası, Çerkezi, Çeçeni, Gürcüsü, Arabı, Ermenisi, Türkmeni, Rumu, Acemi, Arnavudu, Boşnağı, Romanı, Göçmeni gibi her Türkiye yurttaşına kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesinde, huzur ve mutluluğunda sorumluluk sahibi olduğunu, hak ve menfaatlerinde eşit pay sahibi olduğunu, açıkça işaret eden bir zaten önceki Anayasalarımız da bu konuda hassastı, ANAYASA... Etnik – kültürel – inançsal farklılıklarımızı birbirimize karşı bir üstünlük ve baskı silahı olarak kullanmaya kapıyı aralamaya fırsat vermeyen ve kapıyı bu yönden sıkı sıkıya kapatan bir ANAYASA... Tüm toplum kesimlerinin katılımıyla hazırlanmış bir ANAYASA... Bireyin temel hak özgürlüklerini siyasi otoriter güçlere karşı koruyan bir ANAYASA... Bağımsız bir yargı ve bağımsız bir yargıç ilkesini tam anlamıyla vurgulayan, yargının üstünlüğünü sağlayan bir ANAYASA... Ülke insanımızın fikri, kültürel, sanatsal yaratıcılığını kısıtlayacak her türlü engeli ortadan kaldıran bir ANAYASA... Milletvekillerin siyasi söylem ve eylemleri dışındaki adi suç teşkil eder her türlü eylem ve işlemlerinden dolayı sahip oldukları dokunulmazlıklarını kaldıran bir ANAYASA...
Kamuoyunda tartışmaya açılmak istenen başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine karşılık güçlendirilmiş fonksiyonel parlamenter demokratik rejimi esas alacak bir ANAYASA... Yürütmenin ve yasamanın yargıya müdahalesini engelleyecek, “Ankara da hakimler var.” anlayışını hakim kılacak bir ANAYASA... Yargıda birliği sağlayacak, özel yetkili mahkemeleri kaldıracak, yargıyı tamamen mevcut sivil mahkemelere bırakacak bir ANAYASA... Yasama ve yargıyı, meclis çoğunluğuna dayanarak etkisi altına almaya kalkışan yürütmeyi, yasama organının denetimi altına tam sokacak tedbirleri getiren bir ANAYASA... Hantal ve ağır işleyen merkeziyetçi devlet yapısını modernize edecek ve devletin üniter yapısına zarar vermeyecek şekilde merkezi idarenin taşra teşkilatı birimlerine bir takım yetki devrini esas alan yapısal bir değişikliğe ışık tutan bir ANAYASA...
Devletin kurum ve kuruluşları üzerinde siyasetin gölgesini kaldıracak, itibar ve tarafsızlıklarını sağlayacak bu kurum ve kuruluşları asli görevlerinin gerektirdiği etkinliğe kavuşturacak bir ANAYASA... Kamu yönetiminin her kademesindeki devlet memurları üzerindeki siyasi baskı ve zorlamalara fırsat vermeyecek, tayin – nakil ve atamalarda liyakat esasını göz önünde bulunduracak, devlet memurlarına tam yargı güvencesi sağlayacak, bürokrasiyi siyasi baskı ve tahakkümü altında kurtaracak bir yapıyı işaret eden bir ANAYASA... Seçimle göreve gelen yerel yönetim yetkililerinin, merkezi idare tarafından görevden alınmalarına imkân vermeyen, bu yöneticilerin işlemlerinde suç ve usulsüzlük görülmesi halinde, konunun yargıya intikal ettirilmesi ve işten el çektirilmesi idari yargı kararıyla olmasını öngören bir düzenlemeyi sağlayan bir ANAYASA...
Sosyal yaşamda çok kültürlülüğü işaret eden farklı kültür ve inanç kümelerinin kendilerini özgürce ifade etmelerini teminat altına alan, devletin inanç ve kültür alanlarına eşit mesafede duracağını gösteren, hiçbir kimsenin de kendi etnik, kültürel ve inançsal özelliğini bir diğerine karşı üstün olarak görmesine ve kullanmasına, ayrıca ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar verecek ayırımcı yollara sapmasına izin vermeyen bir ANAYASA... Bu düşüncelerden hareketle ülkemizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, devletin üniter yapısını tüm etnik – kültür – inanç kümelerinin üstünde ve önünde tutan bir ANAYASA... Devlet erkinin, din ve inanç konularında tek bir mezhebin baskıcı olmasına yönelik tutum ve davranışlarını önleyen, inanç gruplarının maddi ve manevi ihtiyaçlarına, istek ve arzularına eşit şekilde katkıda bulunmayı öngören bir ANAYASA...
Ülkemiz, sendika özgürlüğü alanında uluslararası normlara ve ilkelere sahip değildir. Bu norm ve ilkelere ters düşen uygulamalar ve yasal düzenlemeler yürürlüktedir. Bu durum, uluslararası arenada ülkemize eleştiriler yöneltilmesine neden olmaktadır. Memurlarımız dahil tüm çalışanlarımızı, uluslararası standartlara uyumlu grevli – toplu sözleşmeli sendikal hak ve özgürlüklere kavuşturacak bir ANAYASA... Sendikaların, Batı toplumlarında olduğu gibi çalışanların haklarını destekleyen, savunan, gündeme taşıyan siyasi partilerle organik bağ kurma yolunu açan bir ANAYASA... Sanayi ve Ticaret Odası, Ziraat Odaları, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları, Mimar ve Mühendis Odaları, Baro, Tabip Odaları, Veteriner Odaları, Eczacı Odaları, Diş Hekimleri Odaları, Serbest Muhasebeciler ve Yeminli Mali Müşavirler Birliği, Kooperatifler Birlikleri gibi meslek kuruluşlarının ve bunların üst kuruluşlarının, faaliyet alanlarına ilişkin konularda yapılacak mevzuat değişiklikleri ile yürütmenin alacağı kararların oluşumuna, görüş ve eleştirileriyle aktif katılımını sağlayacak bir ANAYASA...
Demokrasimizin genişletilmesinde ve derinleştiril-mesinde, çok sesliliğin yankılanmasında Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) yadsınamaz bir ağırlığı vardır. İleri Batı demokrasilerinde bu örgütlerin demokratik sürece etkin katılmalarının, söz konusu ülkelerde demokrasi deneyimini zenginleştirdiği bilinmektedir. Çoğulcu ve katılımcı demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla hayata geçirmek istiyorsak, çeşit amaçlarla (devletin ve milletin birliğine, dirliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne zarar vermemek kaydıyla...) toplumdaki bireyler tarafından oluşturulan vakıf ve dernekler gibi Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) toplumu ilgilendiren tüm konularda söz sahibi olmalarının, görüş ve düşüncelerini serbestçe açıklamalarının yolunu açan bir ANAYASA...
 Ülkemizin siyasal, sosyal, ekonomik sorunları ile bireylerin sosyal güvenlik sorunlarının çözümüne yönelik yol gösteren bir ANAYASA... Ülkemiz insanının sosyal güvenlik alanında ihtiyaç duyacağı bütün sosyal konuma, güvence ve yardımlarını hayata geçirecek kurum ve kuruluşların aktif bir şekilde hayata geçirilmesinin yollarını gösteren bir ANAYASA... İnsanlarımız için sıhhatli ve nitelikli bir gelecek yaratmak amacıyla sosyal barış devletini gerçekleştirecek bir ANAYASA... Çalışma hayatına ilişkin engel ve kısıtlamaları kaldıracak, ILO benzeri yapılmış uluslararası anlaşmaların iç hukukta uygulanmasına yönelik düzenlemeleri getirecek, sendikaların ve sivil Toplum Kuruluşları’nın siyasal, sosyal ve ekonomik hayatımızın yeniden düzenlenmesine aktif olarak katılımlarını sağlayacak bir ANAYASA...
Akılcı, bilimsel düşünen, Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve çağdaş düşüncelerine bağlı; hak ve sorumluluklarının bilincinde olan, üretken, modern becerilerle donatılmış, yaratıcı, demokrasiden taviz vermeyen, milli ve manevi değerleri özümsemiş, ahlaklı, Atatürkçü ve milliyetçi düşünen bireyleri yetiştiren bir milli eğitim politikasını ön gören bir ANAYASA... Güçlü toplumun temeli, güçlü ailedir. Ailenin çözülmemesi önemli bir husustur. Ailenin temel taşı olan kadının ekonomik ve sosyal statüsünün korunması önem arzetmektedir. Aile, toplumdaki dayanışına duygusunun yerleştirilmesinde ve güçlendirilmesinde çekirdek kurumdur. Bunun içindir ki; toplumsal barışın kurulmasında ve korunmasında yapabilen vazgeçilmez bir kurum olan ailenin güçlendirilmesini hedef gösteren bir ANAYASA...
Düşünmesini, sorgulamasını, farklılıklara demokratik hoşgörüyle yaklaşabilen, ülkesine ve ülkesinin insanına karşı sorumluluklarının bilincinde olan, geleceğe yönelik tasarımlar ortaya koyan bir gençliğin yetişmesi için başarı yollarını ve temel ilkeleri işaret eden bir ANAYASA... Kadın – erkek eşitliği çağdaş toplumun ve demokrasinin vazgeçilmez şartıdır. Temel hedeflerden önemli olanlardan biri de ailede, okulda, iş yerinde, siyasette, sosyal hayatta ve hukuk önünde kadın – erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Şiddet ve eziyeti maruz kalan kadınların korunması çok çok önemlidir. Kadınları, evlerinde hapis hayatı yaşamını sürdürmekten kurtarmak, toplum yaşamına tüm güçleriyle katılmalarını sağlamak gereklidir. Aile içi şiddetin önlenmesi kaçınılmazdır. Kadınlar, “olumlu ayırımcılık ilkesi” ışığında desteklenmelidir. Aile ve kadınlar için söylediğimiz bu kısa notlardan da anlaşılıyor ki, bu konuda sağlam güvenceleri işaret eden bir ANAYASA...
Basın, yayın ve iletişim özgürlüğünün hayata geçirilmesi ve antidemokratik sınırlamalardan, yürütme erkinin baskı ve kuşatmasından kurtarılması hayati bir konudur. Dördüncü kuvvet dediğimiz, halkın ve hakkın sesi olan basının özgürce kalemlerini oynatmaları gerekir. Özellikle basın (yazılı – görsel) sahibi olan insanların bu iş dışında büyük – küçük ticari işlerle uğraşmamaları, bunun için de yürütme erkine boyun eğmemeleri önemlidir. Halkın haber alma özgürlüğünü sınırlandıran ve yanlı haberlerle yanlış yönlendirilmesine yol açan basın – yayın kurumları üzerinde, siyasi etkiden arındırılmış, özerk ve teknik bir kamu denetimi anlayışına ihtiyaç vardır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve TRT’nin özerk bir yapıya kavuşturulması ve siyasi etkilerden uzaklaştırılması kaçınılmaz olmuştur. Radyo, televizyon ve yazılı basındaki her türlü tekel, kartel ve tröst türü oluşumlara engel olunmalıdır. Yasama-Yürütme - Yargıdan sonra dördüncü güç olarak adlandırılan “Basın - yayın - iletişim” korumamız gerekli düzenlemelerle özgür bir yapıya kavuşturacak bir ANAYASA...
Ülkemizin siyasal, sosyal, ekonomik sorunlarını ve Türkiye’yi yeniden yapılandıracak bir ANAYASA... Emeğin değerini savunan, sermayenin önemini kavrayan, emek – girişimci sermaye birlikteliğini temel alan bir anlayışı işaret eden bir ANAYASA... Sosyal hakları, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü merkezine alan bir anlayışı hakim kılan, ekonomide bireyin girişim özgürlüğünü önde tutan önlemleri ortaya koyan bir ANAYASA... Demokratik, laik, sosyal, çoğulcu ve insan hakları merkezli bir hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla işletecek bir ANAYASA... Düşünce suç ve yasaklarını kaldıran, Yasama – Yürütme - Yargı fonksiyonlarının kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir birine karışmamasını sağlayan bir ANAYASA...
Silahlı Kuvvetler, Emniyet Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı gibi kurumları siyasi etkiden ve siyasi kadrolaşmalardan uzak tutacak bir ANAYASA... Memurların, olağan yargı usullerine tabi olarak yargılanabilmelerine imkan tanımayacak, hantal ve ağır işleyen merkeziyetçi devlet anlayışına hareket kazandıracak, kamu yönetiminin her kademesindeki devlet memurları üzerindeki siyasi baskı ve zorlamaların kaldırılmasında yol gösteren, kamu kurum ve kuruluşları arasındaki görev, yetki ve sorumluluk çatışmalarının yaşanmaması için yol gösterici olacak bir ANAYASA...
Diyanet İşleri Başkanlığı özerk bir kuruluş haline getirilmeli. Kurum bünyesinde her inancın temsilcisi, yani ünitesi bulunmalı. İnançlar karşısında yansız, tarafsız ve hoşgörülü, tolerans sahibi bir yapıya kavuşturulmalıdır. Devlet ve Diyanet İşleri Başkanlığı Camilerimize nasıl bakıyorsa, koruyorsa ve kolluyorsa, kadrolar belirliyorsa Cem evlerine de maddi ve manevi yönde aynı gözle bakmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kanunlar çerçevesinde dinsel faaliyet gösteren Kiliseye, Havraya, Sinegoka da kulak verilmeli, istek ve arzuları yerine getirilmeye çalışılmalıdır. Ancak bu dini kurumlarda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilke ve kurallarına saygıda kusur etmemelidirler. Arzetiğimiz bu görüş ve düşünceleri hayata geçirecek bir ANAYASA...
Mevcut Anayasa’nın 1. 2. 3. maddelerinin değiştirilmesi teklifine kapıyı aralamayan, mevcut Anayasa metinlerinde geçen “Türk, Türklük, Türk Milleti ve benzeri” kelime veya kavramların çıkartılmasına müsaade etmeyen, dinse-ırksal-bölücü ideolojilere fırsat vermeyen ve Cumhuriyet’in temel ilkelerini sarsmak isteyen karanlık düşünceleri elinin tersiyle iten bir ANAYASA... Özerklik temelinde bir federasyon, anadilde eğitim, demokratik özerklik maskesi gibi kavramlarla Türkiye’yi bölme noktasına taşıyacak girişimlere kesin çizgilerle “Hayır.” diyecek bir ANAYASA... Ülkemizi “Tele kulak ülkesi, Tele kulak Devleti, Gizli Dinleme Cumhuriyeti” adıyla anılmaya imkân tanımayacak bir ANAYASA... Çünkü Türkiye’de son yıllarda gelişen hiç de hoş olmayan, çoğu kez birçok insanın haksız yere töhmet ve eziyet içine sokulduğu ve Wikileks ifşaatları ortadadır. Bu da gösteriyor ki, pervasızca “ortam dinleme” acı faturalar ortaya koyuyor. Bu acı faturaların kelimesine yazılmasına yol vermeyen bir ANAYASA...
Hayali ihracatlara, sahte belgelerle ticaret yapanlara, “Devletin malı deniz, yemeyen keriz…” zihniyetinde olanlara, eline-beline-diline sahip olmayanlara, “Bu devleti, bu ülkeyi ben mi kurtaracağım, boş ver…” diyen lekeli zihniyetlere kapıyı aralamayacak tedbirleri işaret eden bir ANAYASA... Ülkemizde sanki ikinci Cumhuriyet ilan ediliyormuş görüntüsünü asla vermeyecek, dönüşüm adı altında ülkemizi, devletimizi ve milletimizi ayakta tutan kalelerin yıkılmasına müsaade etmeyecek bir ANAYASA...
Yeni Anayasa, meclisteki sayı çokluğuna dayanarak ekler ve değişikliklerle şansızlığa uğramamalıdır. Yeni Anayasa, komisyon aşamasında geniş bir çerçeve içerisinde ve çeşitli kesimlerin görüş ve düşünceleri alınarak hazırlanıp insanlarımıza huzur veren bir metin olarak TBMM’nin önüne getirilmeli. Mecliste “parmak çoğunluğu” zihniyetine kapılmadan daha da zenginlik kazanmış halde halka sunulmalıdır. Yeni Anayasa ile verilecek yeni haklar, eşitlik-laik-demokratik ve sosyal hukuk devleti inşa edecek özellikler taşımalıdır. Yeni Anayasa ile elde edilecek hiçbir kazanım bir zorlamanın ya da hilenin ürünü olmamalıdır. Toplumun her kesiminin kendine en güçlü bir güvence olarak göreceği bir ANAYASA... Devletin bekası, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, devletin üniter yapısı, Cumhuriyetin temel ilke ve inkılâpları yıpratılmadan, bu yüce değerlere en ufak bir gölge düşürmeden bir ANAYASA... “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil…” gibi Türk Milleti’nin omurgasını oluşturan bu yüce değerleri zedelemeyen bir ANAYASA... Milletvekillerinin ettikleri yemin metnindeki ruhu koruyacak, yaşatacak, leke sürdürmeyecek, bağlı kalacak bir ANAYASA... Gücünü Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinden alan ve dünya devletleri arasında önemli saygınlığa sahip Türkiye’nin, yeni Anayasa’sının temeline bu kuruluş felsefesi oturtularak yola çıkılmalıdır. Türk insanının isteği, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin temelinde inşa edilecek, demokratik ve sosyal bir hukuk devletini sımsıkı kucaklayacak bir ANAYASA... Milli egemenliğin kalbi olan TBMM’sinin “millet, milli devlet, laik ve demokratik devlet” gibi üstün değerlerle besleyip hazırlayacağı bir ANAYASA...
Hazırlanacak Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin stratejisinin temelini oluşturacaktır. Dolayısıyla ideolojik yapısı olacaktır. İdeolojisiz bir Anayasa, laik ve demokratik Türkiye’nin milli bütünlüğünü, birlik ve beraberliğini, devletin üniter yapısını, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, temel ilke ve inkılâplarını, milli kültürünü bir kenara koyma anlamındadır. Bu nedenle laik ve demokratik yapıda insan haklarına, kişi hak ve özgürlüklerine geniş açılımlar getiren bir ANAYASA...
Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, Yargıtayı-Danıştayı-Sayıştayı-Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu ve diğer yargı organlarının bağımsızlığına gölge düşmesine izin vermeyecek, siyasetin güdümüne ve baskısına maruz bırakmayacak kalıcı ilkeler ve kurallar getiren bir ANAYASA... Çoğulculuk söylemiyle farklı dil, din, etnik kökenlerin varlığının kabulüne kapıyı aralamayan, devletin temel amaç ve görevlerinin sulandırılmasına fırsat vermeyen, mevcut Anayasamızdaki “vatandaşlık” kavramını lastik gibi sündürülmesine ışık yakmayan bir ANAYASA... Kuvvetler ayırımında Yasama – Yürütme - Yargı’nın birbirine müdahalesini önleyen, aynı zamanda bu üç güç odağının bir birini denetlemesini sağlayan bir ANAYASA...
Kelime oyunlarıyla yeni azınlıklar yaratılmasına fırsat vermeyen, Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandıran milli ruhu ve düşünceyi zayıflatmayan, “Yurtta barış, dünyada barış” prensibini yansıtan bir ANAYASA... Türk Milleti”ni Türk Milleti yapan ve bağımsızlık mücadelemizin simgesi olan 1924 Anayasa’sının temel ruhunu silip atmak isteyen anlayışa “Dur…” diyen bir ANAYASA... Ülkemizde iç savaşa zemin hazırlayacak, iç barışı bozacak, kederde-kıvançta-tasada bir ve beraber olarak bugüne kadar gelmiş insanlarımızı düşman kamplara ayıracak düşüncelere kesinlikle geçit vermeyen bir ANAYASA...
Atatürk inkılaplarına atıf yapan bir normun Anayasa’nın herhangi bir yerinde yer alması, Anayasa’nın bütün ruhunu etkiler ve bu gerçek anlamda Cumhuriyet Anayasa’sı olur. İstenmeyen budur. Bu istemezliğe açık kapı bırakmayan bir ANAYASA...
“İnsanların onuru, ülkenin bölünmesinden daha önemlidir.” diyen zihniyetlerin görüş ve düşünceleri dikkate alınarak Anayasa yapılamaz. Türkiye’de Türk’ün ve Kürt’ün bölündüğü bir ortamda insanlarımızın onuru nasıl korunacaktır? Amaç, Türk Milleti’nin onurunu yok etmektir. Amaç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, yüzüncü kuruluş yılına yaklaştığımız bu ortamda kuruluş felsefesinin temelleri üzerine inşa edilmiş yörüngesinden çıkartmaktır, saptırmaktır. Yani Anayasa hazırlayıcıları, taşeronların bu saptırma gayretlerine yol vermemelidirler. İki dil, iki bayrak, iki ordu, iki vatan diyenlere en sert tokadı vuracak bir ANAYASA... Çünkü bu ülke; Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Lazı ve Çerkeziyle birlikte kuruldu. Hepsi bu ülke için can verdi, kan döktü. Böylece mutluluğa erişti. Bölünürsek mutsuzluk, bir kara bulut gibi üstümüze çöker.
Üniter devlet ilkesini esnettirilmesine kesinlikle fırsat vermeyen, bölgeli devlet yapısı algılamalarına açık kapı bırakmayan bir ANAYASA... Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kendi coğrafyasında “tekil” kılan unsurun “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” olduğudur. Yeni Anayasaya; yeterince demokrasi, orasından burasından tırtıklanmayan bir laiklik anlayışı tam anlamıyla egemen olmalıdır. Herkes için hukuk aynı, mahkemeler gerçekten bağımsız, keyfilik olmayan, toplumsal ve siyasal yaşama dini ve ırksal unsurların dolaylı ya da dolaysız müdahale etmediği hususları içeren bir ANAYASA... Demokrasinin, laikliğin, hukuk devletinin olmadığı bir Türkiye’nin isminin “Türkiye Cumhuriyeti” olmasının hiçbir anlamı yoktur. Atatürkle ilgili bütün referansların hazırlanacak Anayasa’nın dışına çıkarılmasıyla anayasal nizamın her türlü amaca uygun yoruma açık hale getirilmesine izin verilmemelidir.
Türk Milleti’nin üniter-milli devlet yapısını tavsiye edip, yerine ortaklı bir devlet oluşturma peşinde olanların dillerinden düşürmedikleri “demokratlığı, özgürlükçülüğü, eşitçiliği, milli iradeyi, meşruiyeti, şeffaflığı, dürüstlüğü, uzlaşmacılığı, insan temel hak ve hürriyetleri” gibi kavramları maske olarak kullanarak Türk Devleti’ni ve milletini bölmeye çalışan anlayışlara pirim vermeyecek bir ANAYASA... Bölücülüğün siyasallaştırılmasına ve tabana yayma karanlığına izin vermeyen, ortak aklı egemen kılan, toplum desteğini en üst noktada arkasına alan, daha özgürlükçü, güçler ayrılığı ilkesinin tam anlamıyla yerleşmesini ve insan haklarının geliştirildiği, toplumun beklentilerinin önemli oranda karşılandığı bir ANAYASA...
Kısa, öz ve elastiki bir Anayasa tavsiyesinde bulunanların görüşlerine katılmak mümkün değildir. Bu durum Anayasa’nın istenilen yöne çekilmesine, istenilen şekilde yorumlanmasına yol açar. Ülkemiz, dönüştürülmeye yönelik tehditlere açık bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Kısa, öz ve elastik Anayasa, temel ayrıntılara yer vermeyecektir. Rejimin ve sistemin sigortası durumundaki ifadelerin, konuların ve kurumların yapı, sorumluluk ve yetkileri Anayasa dışı kalma durumu ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla iktidara gelecek siyasal güç, saklı düşüncelerini, yapacakları düzenlemelerle hayata geçirme imkânı bulacaktır. İleride bu tür olgulara ve yansımalara zemin hazırlamayacak bir ANAYASA... Türkiye Cumhuriyeti’nin bu güne kadarki anayasalarında kurucu irade, kuruluş felsefesi ve Cumhuriyetin temel ilkeleri anayasaların değişmez doktrini olmuştur. Özellikle Atatürk ilke ve inkılâplarının korunması başrol oynamıştır. Bu durum ülkemizin ideolojisi olmuştur. Bu esasla, Anayasanın başlangıç bölümün değişmez ve değiştirilemez ilk üç madde ile dört ve beşinci maddelerde yer almıştır. Anayasa’nın diğer maddeleri de bunlara uyum içerisinde şekillenmektedirler. Bu ruha aykırı olmayan ve “Türk” ve “Türk Milleti” ifadelerini erozyona uğratmayan bir ANAYASA...
Etnik ve dinsel kimlik sorunlarını ön plana çıkararak devletin yapısının sarsılmasına, ülkenin bölünmesi ortamının yaratılmasına keskin çizgilerle karşı duran bir ANAYASA... Dış güç odaklarının (devletlerin) Türkiye’nin yeni bir Anayasa hazırlaması isteği, arzusu dikkate alınarak, bu isteğin arka planındaki hesaplarının ne olduğunun bilinmesinde fayda vardır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, 90 yıldan bu güne varlığını, bütünlüğünü korumakta, kurum ve kuruluşlarıyla bulunduğu coğrafyada ışık saçan bir ülke olarak dimdik ayaktadır. Buna göre, özellikle dönüşüm olacak şekilde yeniden yapılandırılmasına neden ihtiyaç duyulduğu çok açık bir şekilde, halkın anlayacağı dille ortaya konulmalıdır. Bu durumları göz önünde bulunduran bir ANAYASA...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, masa başında değil, savaş alanlarında ve “kanla-irfanla” kuruldu. İlk anayasalarımız temel harcı da bu kuruluştur. Demokrasimizi, insan haklarını, milli güvenliğimizi tehlikeye atmayacak şekilde kişi hak ve özgürlüklerini ileri götüren, varlığımızı, bütünlüğümüzü ve güvenliğimizi en iyi şekilde sağlayan, koruyan, kurucu irade ve felsefeden ayrılmayan, Cumhuriyet’in temel ilke ve inkılâplarından, Atatürk’ün düşünce sisteminden ödün vermeyen bir Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır. Bu esaslar dahilinde ihtiyaç duyulabilecek bir değişiklik sonucu hazırlanacak bir ANAYASA, ülkenin kaos ortamına sürüklenmesine engel olur. Böyle bir içeriğe sahip bir ANAYASA’ya “EVET…” diyoruz.

25 Ekim 2011 Salı

sivil toplum ve sözde yeni/sivil anayasa!.........

DSP GENEL BAŞKANI MASUM TÜRKER, TDD "TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ" GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR İLE ÇOK ÖNEMLİ BİR GÖRÜŞME YAPTI VE YENİ; (SÖZDE SİVİL!..) ANAYASA’YA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU         
             “SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM KANUNU DEĞİŞTİRİLMELİ”
TDD Genel Başkanı Av. Fethi BOLAYIR
         Anayasa değişikliği yaparken, Türkiye’de rejimi tehlikeye sokabilecek değişikliklere karşı olmalıyız. Türkiye’yi federatif  yapıya ileride Başkanlık Sistemi’ne götürecek yapıya da karşı olmalıyız.
        Demokratik Sol Parti, Türkiye’nin üniter devlet yapısını, birlik ve beraberliğini koruyan bir yapıdan yanadır. Demokratik Sol Parti, Atatürk Milliyetçiliği’nden yana olmak gerektiğini savunmaktadır. Hepimiz Atatürk Milliyetçiliği’nden yana olmalıyız. Irkçılığa dayanmayan bir milliyetçilik anlayışımız olduğu sürece Türkiye birlik ve bütünlüğünü koruyacaktır.
        Biz anayasanın ilk 4 maddesinin tartışma konusu yapılmamasından yanayız. Bunun yanısıra  anayasanın basitleştirilmesi ve bazı çelişen hükümlerin düzeltilmesi gerekir. Demokratikleşme, özgürlük ve adil bir anayasa anlayışı önemlidir.
DSP & TDD heyetleri görüşüşüyor...
        Anayasanın mevcut Meclis tarafından hazırlanması doğrudur. Başka arayışlara girmemek gerekir. Ama Anayasa hazırlanırken, Parlamento’da temsil edilmeyen siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin de görüşüne başvurulmalıdır. Özellikle Parlamento’da temsil edilmeyen partilerin, Parlamento’daki komisyon çalışmalarına davet edilerek görüşlerinin alınması ve orada tartışmaya dahil edilmeleri, anayasanın daha sağlıklı yapılması bakımından doğrudur.
        Anayasa’nın tek başına yapılması yeterli değildir. Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da değiştirilmelidir. Siyasi Partiler Kanunu’ndaki baraj özellikle mümkünse sıfıra getirilmeli. Ama olmuyorsa, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 3-5 arasında tutulmalıdır.
        Siyasi Partiler Kanunu’nun yanısıra Seçim  Kanunu da değiştirilmeli ve tüm partilere ön seçimi zorunlu kılan bir düzenleme getirilmeli. Genel merkezlere belli kontenjan tanınmalı, bunun dışında her parti zorunlu olarak önseçim yapmalıdır.
        Ayrıca anayasa ve kanunların hazırlanmasında, vatandaşın sivil toplum örgütlerinin görüşlerini verebileceklerine ilişkin teminat getirilmeli. Anayasa, çoğunluğun kanunlarla azınlıkta kalan düşünceleri ezmesini önleyecek teminatlarla donatılmalıdır.
tdd//genel.merkez//25.ekim.2011, ankara

19 Ekim 2011 Çarşamba

ATATÜRK diyor ki!..

ATATÜRK;  
KADIN, AİLE ve ANNE!... 

01- “Türk Kadını Nasıl Olmalıdır?” “Türk Kadını dünyanın en aydın, en özverili ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır sıklette değil; Ahlâkta, erdem de ağır, ağır başlı bir kadın olmalıdır.” – “Türk kadınının vazifesi, Türk’ü zihniyetiyle, azmiyle koruma ve müdâfaaya gücü yeter nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynağı ve sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yapabilir. Her halde kadın, çok yüksek olmalıdır.,” (Atatürk, Söylev ve Demeçler-T.D.K. Ens. 1989-Sayfa: 242/294) “Kadınlık meselesinde şekil ve dış görünüş ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, kadınlarımız için şekilde ve kıyafette başarıdan çok, asıl başarılı olunması gereken saha (kadınların) nur ile irfan ile “Gerçek Fazilet” ile donatılmasıdır., Ancak, bu şekildedir ki, çocuklarımız memlekete yararlı (ve hayırlı) birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar.” (1923-Nutuk, 153-154 ve Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, S: 74 Hasan Rıza Soyak) “Şehirlerimizdeki kadınlarımızın giyinme ve kapanmalarında iki şekil meydana çıkıyor. Ya aşırı taşkınlık, ya da aşırı kapalılık görülüyor. Ya, ne olduğu bilinmeyen çok kapalı, çok karanlık bir dış şekli gösteren giyim, yahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile dış giyim olarak gösterilmeyecek kadar açık bir kıyafet... Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri dışındadır. Bizim dinimiz kadını o tefritten ve bu ifrattan uzak tutar. O şekiller dinimizin gereği değil, muhalifidir.” (21.Mart.1923 – Söylev ve Demeçler, Cilt: 2 T.D.T.E. Yayını, 1989 – Sayfa: 155-156 / 294)  “Onun için, medeni topluluklarda erkek daima kadına hürmet etmek zorundadır.” (Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte-Fıkra ve Çizgilerle Atatürk – Kitap: 2, Sayı: 136)
2- Din gereği olan örtünmek, kısaca açıklamak gerekirse, denebilir ki, kadınlara külfet yaratmayacak ve terbiyeye aykırı olmayacak şekilde basit olmalıdır. Örtünme şekli kadını hayatından, varlığından ayıracak bir şekilde olmamalıdır., Dini örtünme, kadınlar için zorluk yaratmayacak, kadınların sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim hayatında, erkeklerle birlikte çalışmasına engel olmayacak şekilde basit olmalıdır. Bu basit şekil, toplumumuzun ahlâk ve terbiyesine aykırı değildir., Kadınlarımızın, genel görevlerde üzerlerine düşen paylardan başka; Kendileri için en önemli, en hayırlı ve en faziletli vazifelerden biri de, “İYİ ANNE” olmaktır... Bu günün anaları için gerekli özelliklere sahip evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir organ hâline koymak, “pek çok yüksek niteliği” taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple; Kadınlarımız, hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, olgun, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten “milletin anası olmak istiyorlarsa” böyle olmalıdırlar.  (1923-Söylev ve Demeçler, S: 150-153) 
03- Bu millet, esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti, öyle Analara sahiptir ki, her devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını, daha yüksek nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir., Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en ağır başlı kadını olmalıdır. Milletin kaynağı, sosyal hayatın esası olan kadın, “ancak faziletli olursa” görevini yerine getirebilir. Her halde kadın çok yüksek olmalıdır. (Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, Enver Ziya Karal / 1925-Nutuk, S: 234-235)
04- Hiçbir ulus yoktur ki, ahlâk temellerine dayanmadan yükselsin. (Atatürk, 30.Ağustos.1926, Nutuk Cilt: 2, T.D.T.E. Yayını, 1989 S: 4) Ahlâk kutsaldır; Çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir çeşit değerle ölçülemez. Ahlâk kutsaldır. Çünkü, en büyük “gerçek ahlâkın sahibi” bir varlığa aittir. O varlık, yalnız ve ancak toplumdur. Ondan başka bir varlık yoktur. Gerçek ahlâk, Tanrı katında değişmiş, örnek bir şekilde düşünülmüş ve bir toplumla birleşmiştir. Çünkü vicdanlarımız üzerinde etkili olan ruhi hayat, toplumun fertleri arasındaki niyetler ve bu niyetlere olan tepkilerden oluşur. Hakikatte toplum, en yoğun fikri ve ahlâki faaliyetlerin odak noktasıdır. (1929-Medeni Bilgiler, M.K.Atatürk’ün El Yazıları, Prof. Afet İnan)
05- ÇOK NAMUSLU OLMAK GEREK. 
Şimdiye kadar yapılmış bulunan hataların en büyüğü, bilhassa teşebbüs sahiplerimizin, aydınlarımızın ve özellikle bilginlerimizin en büyük günahı namuslu olmamaktır. Milletin karşısında namuslu olmak, namuslu (ilkeli) ve dürüst hareket etmek lâzımdır. Milleti aldatmayacağız. Millete daima ve daima gerçeği söyleyeceğiz. Belki hata ederiz. Gerçek zannederiz. Fakat, millet onu düzeltsin! Kendimizi kimsenin üzerinde görmeğe de hakkımız yoktur. Radikal yürümek ve esaslı olmak lâzımdır. Yapacağımız her şeyin bir anlamı ve bir nedeni olması gerekir. Bütün dünya bilsin!.. Yeni Türkiye ne yapıyor, hangi esas üzerine yürüyor? Gerçekte aldatmak kolay değildir. Hiçbir zaman medeniyet dünyasını aldatabileceğimizi zannedemeyiz. Böyle bir zan, dünyanın en büyük yanılgısı içinde bulunduğumuzu göstermekten başka bir neticeye varamaz. (1923-Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Arı İnan) 
06- Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felâket veya mutluluk getirsin, iyi veya kötü olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız. (1925-Nutuk, Cilt:2) Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza inandıkça ifadeye cesaret eden adamlar olmalıyız. (1931-Sümerbank Dergisi., Cilt: 3-Sayfa: 29, 1963-Uluğ İğdemir)
07- Mânevi kuvvet, özellikle ilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişir. (1922-A.S. ve D. Cilt:1)
08- Allah Birdir. Şanı büyüktür. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Allah tarafından insanlara, dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kuran’da ki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü, dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilâhi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü, tüm evren kanunlarını (maddi ve manevi âlem kanunlarını) yapan Allah dır. (1923-Atatürk’ ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: 2 – Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, 1952 )
 “Hazreti Peygamber Efendimiz, bütün Müslümanların ve kutsal kitap sahiplerinin bildirdiği üzere, Allah tarafından dini gerçekleri insanlık dünyasına duyurmaya ve anlatmaya memur edilmişlerdir ve ismi  peygamberdir. Yani, haber ulaştırmakla görevlidir. Ulu Allah, Kur’an-ı Keriminde kendisine emirlik, saltanat ve taç vermiş değildir. Hükümdarlık vermiş değildir. Peygamberlik vazifesi ile gönderilmiştir. Tabiatıyla, gerçek vazifesini tamamen kavramış olan Cenab-ı Peygamber bütün dünya insanlarına O’nu duyurdu. Hepinizce bilinmesi lâzımdır ki, o devirde, meselâ doğuda bir İran devleti, kuzeyde bir Roma İmparatorluğu vardı. Diğer teşkilâtı ve kurulu devletler vardı ve Cenab-ı Peygamber (bu) devletlere gönderdiği peygamberlik mektuplarında buyurmuşlardır ki; Allah bir ve ben O’nun tarafından, size gerçeği anlatmakla vazifeliyim. Hak Dini, İslâm dinidir. Ve bunu kabul ediniz... ve hattâ ilâve etmiştir, Ben size, Hak Dini’ni kabul ettirmekle zannetmeyiniz ki, sizin milletinize, sizin hükümetinize el koymuş olacağım. Siz, hangi hükümet şeklinde, hangi durumda bulunuyorsanız o yine aynı kalacaktır. Yalnız hak dinini kabul ediniz ve koruyunuz...(1923-Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Arı İnan-Türk Tarih Kurumu, 1982)
09- Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinimize, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor. Halbuki, Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat, bu cahiller, bu güçsüzler (zavallılar) sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yok ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: 3–Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, 1954)
10- Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız, şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. (1930-Nutuk, Cilt: 3 Mustafa Kemal Atatürk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayını-1960) Büyük bir inkılâp yaratan Hazreti Muhammed’e beslenilen sevgi, ancak O’nun koyduğu fikirleri, esasları korumak ve uygulamakla mümkündür. (1930-Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi-Sayı: 100 – 1945)
 11- Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında âdil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit âdalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur. (1927-Nutuk, Cilt: 2, M.K.Atatürk-Türk Devrim Tarihi Ens. Yayını, 1960)
 12- Lâiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Lâiklikle dinsizliği karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz. (Atatürk ve Din, Sadi Borak-1962) Softa sınıfın din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. Bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. (1930-Atatürk’ün Hususiyetleri, Kılıç Ali-1955) Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son Peygamberi Hazreti Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmelidir. Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslâmiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira, ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (1938-Prof. Dr. Hanif Favuk–Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1979, Sayı: 102 – 1938, / Atatürk’ü Tanımak ve Anlamak, Behzat Şaşal – Ankara, 2004)  “Türk milleti vakur ve çok sabırlıdır, O’nun büyüklüğü ülkesinin ve nüfusunun genişliğinde değil, sadece yüksek (kanındaki asalet, insanlık davası, onur, haysiyet, şeref ve) karakterine dayanır ve ondan doğar. Türk, asil, mağrur ve yüksek bir ruh’tur. Cumhuriyet ve Demokrasi bunun açık bir göstergesidir.”
İ Z İ N D E Y İ Z...
ANKARA "GİRİŞİMCİ KADINLAR DERNEĞİ" AGİKAD YÖNETİM KURULU 
BAŞKANLIK DİVANI
Başkan: İnsaf KILIÇ, Nesrin YAŞAR, Şükran KİTİŞ ve Handan DEMİRDAMAR

ANKARA GİRİŞİMCİ KADINLAR DERNEĞİ
Genel Merkez Yazışma Adresi: Cihan Sokak 16/19 Sıhhıye / ANKARA
Genel Merkez Telefon: Tel: 230 25 90 Faks: 230 25 90
Genel Merkez E - Posta:
agikad.ankara@gmail.com