21 Haziran 2012 Perşembe

Görüş bildirildi ve katkı sağlandı...

AGONİ "Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi"
Yazılmayan Tarih
 ÖNSÖZ
            Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının Türk milleti için kabulü çok zordur. Bugün dahi yapılan işlerin sonunda, cümlelere "Atatürk olsaydı..." diyerek başlayan insanlarımız bir çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Bunun asıl sebebi ise Atatürk gibi bir şahsın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başına henüz gelmemiş olmasıdır. Bu derin boşluk henüz doldurulamamıştır.
Atatürk'ün hayatına ilişkin yazılan ve kitap haline getirilen eserlerin azlığı kadar yeni bilgilerin ortaya konulmaması ve gerekli araştırmaların yeteri kadar halka indirgenmemesi Atatürk ve düşünce dünyasında boşluklar oluştururken bir taraftan da hakkında asılsız haberler oluşturmak suretiyle (Bu boşluğu fırsat bilenlerce) manevi şahsiyeti yıpratılmaya çalışılmaktadır. Bu durum aslında üzerinde yaşamaktan büyük mutluluk duyduğumuz biricik ülkemizin sömürü haline getirmeyi planlayan, kökleri içerde ve dışarıda bulunan örgüt ve devletlerin, planlı ve programlı çalışmalarından oluşmaktadır.
Bu kitabın özellikle bölümlere ayrılarak, bölüm sonlarına o konulara ilişkin bilgi ve belgeleri eklemek suretiyle her bir konunun kendi içinde tartışılması yoluna gidilmiştir. Çünkü her bir bölüm kendi içinde değişik konular içermektedir. Ağırlıklı olarak Tıp'a yönelik konular ele alınırken, Siyasi ve Politik olay­larında tartışılması bizi böyle bir fikre sevk etmiştir
Atatürk'ün müşavir hekimleri arasında ismi geçen Prof.Dr. Mustafa Hayrullah Diker'in biyografisi kitapta (konuda) ismi geçmediğinden dolayı biyografisi alınmamış. Dr. İ. Refik Saydam ise, Atatürk'ün müdavi ve müşvir hekim­leri arasında yer almamsına karşın uzun yılar hastalıklarıyla direk mücadele etmiş bir doktordur. Bu yazıya, İ.Refik Saydam'ın da biyografisini alma gereği duyulmuştur.
Ayrıca, 3. Bölümde ele alınan salygran (dizüretik)'in konuların   uzmanlarının   dikkatine   yönelik   olarak   hazırlamaya çalışılmıştır.
Bununla birlikte gündeme getirilen, Tedavi yöntemleri ve kullanılan ilaçların mahiyeti orijinal metinler kullanmak suretiyle ortaya çıkartılan yanlışlıkların giderilmesi ve Atatürk'ümüzün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yakışır bir şekilde "Fenni Rapor'unun tekrar gözden geçirilmesi yoluna gidilmesi gereğini ortaya koymaya çalışmıştır.
Ortaya konulan bilgi ve belgelerin tekrar tartışılması ve bu yöntemlerin sonuçlarının açıkça toplumumuza anlatılması gereği belki de bu kitabın temel konusunu oluşturmaktadır.
Yapılmaya çalışılan ve bu kitabın temelini oluşturan, konu­lardan birisi de, Atatürk'ümüzün bilinmeyen ve neredeyse unut­turulmaya çalışılan bir yanlışlığı düzeltmek ve Atatürk hakkında bilinmeyenleri ortaya koymak suretiyle bu büyük şahsiyetin, Milletine ve Devletine olan sevgi ve bağlılığının ne kadar büyük bedeller karşılığında ödendiğini göstermeye çalışmaktır. Bununla birlikte bölüm sonunda Atatürk'ün haytmda önemli bir yer teşkil eden fakat sürekli olarak unutturulmaya çalışılan manevi oğlu Abdurrahim Tuncak'ın ilk kez yayınlanan belgelerle birlikte bir kitap halinde sunulmaya çalışılmıştır. Fakat bu yeterli değildir.
Atatürk'ün hayatının bir Özeti yapılmaya çalışılmış olan bu eserde işlenmemiş ve unutulmuş konular olmakla birlikte eksik­lerimiz de bulunması mümkündür. Bu sebepten ötürü Türk Milletinin o büyük hoşgörüsüne sığındığımı da ayrıca belirtmek isterim.
Kitabın hazırlanmasında bizlere yardımlarını esirgemeyen ve görüşlerini bildirmek suretiyle fikir sahibi olmamıza yardım eden;
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır,
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Ana Bilim Dalı ve Farmakoloji Derneği Başkanı, Prof . Dr. Mehmet Melli ve bölüm arkadaşlarına, Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanı Doç. Dr. Turan Aslan ve Kimyager Mustafa Hacıömeroğlu'na, Atatürk'ün tedavisinde kullanılan ilaçların bel­gelerini bize vermekle bizi onura eden tarihi İstanbul Eczanesinin sahibi, sayın Ecz. Ömer Faruk Erdem'e ve Atatürk üzerine derin bilgilere sahip bulunan, Ahmet Palazoğlu'na ve bu çalışma esnasında kendisinden maddi ve manevi olarak destek gördüğüm ve Tıp konusunda bana desteklerini esirgemeyen, Atatürk'ün alkole bağlı sirozdan ölmediğini gerçek hastalık nedeninin sıtma olduğunu, Prof.Dr. Sait Kapıcıoğlu, Dr. Şakir Coşkuner ile birlik­te ilk defa Türk milletine duyuran Sayın, (E) Dz. tbp. Alb. Op.Dr. Aytekin Ertuğrul'a yardım ve destekleri için teşekkür ederken, Burada ismini yazmadığım ve her biri kendi dallarında uzman olan insanlara teşekkürü bîr borç bildiğimi, önce milletim (Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Halkı) adına sonra da kendi adıma minnet ve şükranlarımı bildirmeyi bir borç bilmekteyim.
Bu kitabın yayına hazırlanması ve basımında yardımcı olan Lazer Ofset sahibi Sayın Yaşar Türkkorur'a (Milli Mücadelemizin "Altın Levhalara" yazılı bir ismi olan SÜTÇÜ İMAM'ın torunudur) ve ekibine, bana göstermiş oldukları derin sabır ve sevgileri için de aileme ayrıca teşekkür ederim.
Ogün DELİ
Gazeteci - Yazar

19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 MAYIS "BAYRAMINIZ" KUTLU OLSUN,,,,,,,,,,,,

Dünya Türklüğü ve Türk Gençliğinin "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" nı içtenlikle kutlar; Bu yolda, bu uğurda sadakat; Azim, irade, kararlılık başarılar dileriz...

19 Mayıs 2012 Cumartesi


son başvekil ve...

SON BAŞVEKİL VE “AHDE VEFA”
Mustafa Nevruz SINACI
            Lânetli çadır tiyatroları ve Türk hukuk tarihi’ni yüzkarası, ebedi utancı “yassı-ada” despot hanesinde, sözde muhakeme konusu bir olay ve tarihi bir hakikat: Bulaşık yıkayan Valide Sultan ve ‘Anne, ne olur bizi affet, geç geldik’ diyen son Başvekil Adnan Menderes!..
Hain mütegallibe tarafında atılı suçlarından birisi…
İşte hak sahnesi ve o, içler acısı hakikat:
            “Merhum Adnan Menderes, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider. Bir ara Türk Büyükelçisini yanına çağırarak;
- Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar nerededir, ne yer, ne içer, ne ile geçinirler? diye sorar. Ama büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını görünce, pek şaşıran ve öfkelenen Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;
- Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi gelir ve temin ettiği adresi Başvekil Adnan Menderes’e verir..
Derhal Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.
Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında üçüncü sınıf bir varoş lokantasının mutfağında, Fransız işçi, köylü ve amelelerinin temizlik işlerini yapmakta, bulaşıklarını yıkamakta, yani bulaşıkçılık yapmaktadırlar….
Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;
- Anne, ne olur bizi affet, geç geldik, der.
Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;
- Sen kimsin?, diye sorar. Menderes de;
- Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başvekiliyim, der.
- “Ben başvekilim” sözünü duyan koca sultan sevinç, mutluluk ve heyecandan öyle bir çığlık atar ki, adeta kalbi duracak gibi olur. Oracıkta yere düşer, bayılır.
Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.
- Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım, der. Celal Bayar: - Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar, der.
Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.
Mektupta, tam olarak şunlar yazılıdır:
“- Ana’larının ve Baba’larının Fransa da hizmetçilik ve bulaşıkçılık yaptığı bir ülkenin Baş Vekili olmaktan hicap ediyor ve utanç duyuyorum. İstifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes…” Adnan Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır. Sonuçta, hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.
Anavatan’a Dönüş:
İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır. Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi bizzat Başvekil Adnan Menderes’tir.
- Şâyet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim, der. Başında tülbent elinde tespihiyle Başvekil Adnan Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
- Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başvekil de; - Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…, demesinden sonra Şefika Sultan; - Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gaâfil avlandık” der. Adnan Menderes; - Estağfurullah, zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını sual edip, öğrenmek için geldim, der...
Ayrılırken, (daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu) şişkince bir zarf bırakır.İşte, Menderes’in amansız suçlarından birisi de budur. Oysa, Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır? Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir. Bu yaşananlar bir bedel midir? Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir!…” 
(Belge için bak: Vikikaynak) 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

isviçre mallarını boykot kampanyası

Türk-İş, ADD, İzmir Barosu, Kamu-Sen, Belediye Başkanları, Üniversiteler…
İSVİÇRE MALLARINI BOYKOT KAMPANYASINA DESTEK ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR…
İşçi Partisi’nin İsviçre mallarına boykot kampanyası başta belediyeler, dernekler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden büyük ilgi gördü. 

Aralarında Mustafa Kumlu (Türk-İş Genel Başkanı), Prof. Dr. Emin Alıcı (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü), Aytaç Durak (Adana Belediye Başkanı), Ülgür Gökhan (Çanakkale Belediye Başkanı), E. Org. Şener Eruygur (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı), Av. Nevzat Erdemir (İzmir Barosu Başkanı), Fahrettin Yokuş (Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri), Mustafa Başoğlu (Türkiye Sağlık-İş Genel Başkanı), Fikret Akova (Balıkesir-Burhaniye Belediye Başkanı-Körfez Belediyeler Birliği Başkanı), Mete Aslan (Hatay-İskenderun Belediye Başkanı), Osman Aydın (Aydın- Çine Belediye Başkanı), Şadan Aytaç (Balıkesir- Zeytinli Belediye Başkanı), Mustafa Bozbey (Bursa- Nilüfer Belediye Başkanı), Cahit İnceoğlu (Balıkesir- Akçay Belediye Başkanı), E. Tümgeneral Sedat İlhan, Erdem Akyüz (Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı), Fethi Bolayır (Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı), Abdullah Buksur (Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı), Ekrem Ekşi (Sivas İşadamları Derneği Başkanı- Ekil İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı), Zehra Bilge Eray (Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı), İsmet Erdoğan (Anadolu Kültürünü Koruma Ve Araştırma Derneği Genel Başkanı), Abdurrahman Kurtaslan (Atatürkçü Düşünce Ve Laik Eğitim Vakfı Başkanı), Av. Şenal Sarıhan (Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı) Sönmez Targan (68’liler Birliği Vakfı Başkanı), İlhan Ulus (Çanakkale Ziraat Odası Başkanı), Cengiz Yorulmaz (Edirne Ziraat Odası Başkanı)'ın bulunduğu çok sayıda kişi, kendileri ve kurumları adına kampanyaya desteklerini açıkladılar. 

Açıklamalardan bazıları şöyle;
AV. NEVZAT ERDEMİR (İzmir Barosu Başkanı)
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDEN ÇIKMAK İÇİN FIRSAT
Perinçek vatan savunmasında, yurtseverlik savaşında kazanmıştır. Batı, Türkiye’ye sövenlere ödül, Perinçek gibi tutum alan dürüst insanlara ise ceza veriyor. Bu ayıp onlarındır. İsviçre mallarına boykotu daha geniş ele almak gerekiyor. Karar Gümrük Birliği’nden çıkmak ve diğer AB ilişkilerini koparıp atmak için bir vesiledir.

FAHRETTİN YOKUŞ (Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri)
BOYKOT MİLLİ REFLEKS
Bir yabancı mahkemenin Türk vatandaşı için verdiği kararı kabul etmemiz mümkün değil. Kamu-Sen, Ermeni Soykırımı’nı savunanların karşısında. Bir ülkenin mallarının boykot edilmesi milli bir reflekstir. Sadece İsviçre değil, Amerika’nın da 25 eyaleti bunu tanıdı. Soykırımı tanıyan 20 ülkenin mallarının boykot edilmesi gerekir. Burada kitle örgütlerine görev düşüyor. Kamu-Sen, Türk milletinin aleyhine Batı’dan ya da
Atlantik ötesinden gelen her türlü tehdide karşı tavrını sürdürecektir.

MUSTAFA BAŞOĞLU (Türkiye Sağlık-İş Genel Başkanı)
İTALYA’YA BOYKOTTAN OLUMLU SONUÇ ALINMIŞTI
Hukuk, doğruları bulmada işe yaramalı. İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararı hukuki bir karar olarak kabul etmiyorum. İsviçre, Türkiye’yi bölmek isteyenlere kucak açan bir ülke. Bu ülkeye karşı boykot ilan etmek çok isabetli. Bu boykotu yaygınlaştırmak gerekir. Daha önce İtalya’ya karşı boykot ilan edilmiş ve belli sonuçlar alınmıştı. Umarız, bu boykot Türkiye çapında destek bulsun.

AYTAÇ DURAK (Adana Belediye Başkanı)
İSVİÇRE MALLARINA HAYIR
Perinçek’in davası, savunduğu fikirler hepimizin fikirleri. İsviçre’yi Avrupa’da medeniyetin, demokrasinin
en üst düzeye ulaştığı bir ülke olarak düşünürdük. Ne var ki fikirlere tahammül edemeyen demokrasi olmaz. Kararı şiddetle kınıyorum. Zaten İsviçre malı kullanmıyoruz. Halkımızın da bilinçlenmesi açısından bu direnişi her düzeyde yapmakta fayda var.

ÜLGÜR GÖKHAN (Çanakkale Belediye Başkanı)
ULUSLARARASI İLİŞKİ ASKIYA ALINMALI
Araştırmadan, belgeleri incelemeden bir soykırım iddiasında bulunması son derece yanlış. Tek taraflı bir karar olarak görünüyor. Ekonomik olarak o ülkenin mallarının kullanılmamasını söylemek çok gerçekçi olmuyor. Fransa örneğinde yaşadık. Boykotun daha geniş ele alınması gerekir. Uluslararası ilişkilerimizin sosyal, kültürel ilişkilerin askıya alınması daha doğru olur.

FİKRET AKOVA (Balıkesir-Burhaniye Belediye Başkanı-Körfez Belediyeler Birliği Başkanı)
ULUSAL ONURUMUZLA OYNAMAYA KİMSENİN HAKKI YOK
Boykota katılıyorum. Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır. Biz vatanımızı savunduk. Sayın Perinçek’i de destekliyorum. Ulusal onurumuzla oynamaya kimsenin hakkı yoktur.

METE ASLAN (Hatay-İskenderun Belediye Başkanı)
BİR İSVİÇRE MALI SAATİM VAR ONU DA KIRARIM
Bu karar benim nezdimde geçerli değil. İsviçre mahkemesiböyle bir karar vermeye yetkili değil. Karar demokratik değil. Ermenilerle benim aramda geçmişte yaşanmış olaylar onları ilgilendirmez. Burada Fransız ve Ermenilerin Hatay’ın işgali sırasında yaptıkları zulmü simgeleyen “Mezalim Anıtı” diktim. Beni de mahkum etsinler. Bu milleti yönetenler milli olmadıkça bizim dışarıdaki gurumuzun dik olması mümkün
değil. Herkes kendi yöresinde İsviçre’nin bu kararını protesto etmeli. Biz burada bir laf ettiğimiz zaman Torosları geçmiyor ama Diyarbakır Belediye Başkanı konuşunca bütün Avrupa duyuyor. İsviçre malları boykot edilmeli. Bir İsviçre malı saatim var gerekirse onu da kamuoyu önünde kırarım.

OSMAN AYDIN (Aydın- Çine Belediye Başkanı)
CANI YÜREKTEN KATILIYORUZ
Esefle kınıyoruz. Tarihteki bir olay nedeniyle, dönemin şartları içinde değerlendirilmeden bir toplumun mahkûm edilmesi anlamsız. Karar memleketimize karşı Avrupalıların ne düşündüğünü de ortaya koyuyor. İsviçre mallarına boykota canı yürekten katılıyoruz. Toplumumuzun haysiyetini ve şerefini korumak için herkesin bu boykota katılması gerekir.

ŞADAN AYTAÇ (Balıkesir- Zeytinli Belediye Başkanı)
İSVİÇRE’YE GİDER GEREKİRSE MAHKÛM OLURUM
Ben de bundan sonra İsviçre malı almayacağım. Bu boykota herkes katılmalı. Ben de İsviçre’ye gitmek, gerekirse mahkum olmak istiyorum. Bu dava, haklı vatan savunması davasıdır.

MUSTAFA BOZBEY (Bursa- Nilüfer Belediye Başkanı)
ABD MALLARI DA BOYKOT EDİLMELİ
Sayın Perinçek’in o açıklamayı yaptığı Lozan toplantısında ben de vardım. Bizler de bunun yalan olduğunu söylüyoruz. Son derece yanlış ve siyasi bir karar. Her Türk vatandaşının mutlaka aynı duyarlılıkta olması gerektiğine inanıyorum. İsviçre malları yanında Amerikan malları da boykot edilmeli ve tüm dünyaya bir ders verilmeli.

CAHİT İNCEOĞLU (Balıkesir- Akçay Belediye Başkanı)
BOYKOTU YAYALIM
Sayın Perinçek’e verilen ceza Türk milletine saygısızlıktır. Bu Perinçek’in şahsi davası değil, milli davadır. Sonuçta Türk milletine ceza verilmiştir. İsviçre mallarının boykotunun yaygın hale gelmesi ve genişletilmesi gerekiyor.

PROF. DR. EMİN ALICI (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü)
YÜREKTEN DESTEKLİYORUM
Fikir özgürlüğünün bu şekilde ele alınması doğru değildir. Bizim duruşumuz doğru, yanlışı onlar yapıyor. Yasalarla fikirler engellenemez. İsviçre mallarının boykotunu da yürekten destekliyorum.

MUSTAFA KUMLU (Türk-İş Genel Başkanı)
YERLİ MALININ KULLANILMASI TEŞVİK EDİLMELİ
Doğu Perinçek için verilen onama kararı, her şeyden önce ifade özgürlüğünün ciddi bir ihlali olarak değerlendirilmelidir. Türkİş, tarihin yargı tarafından değil, tarihçiler tarafından değerlendirilmesi ve yorumlanması gerektiğini düşünmektedir. Türk-İş, herhangi bir ülkenin malının boykot edilmesinden çok, tüketicilerin yerli malı kullanmasının teşvik edilmesinden yanadır ve bu kapsamda kampanyalar yürütmektedir. İsviçre mallarının boykotu meselesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

E. ORG. ŞENER ERUYGUR (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı)
BOYKOT DEVLETÇE DESTEKLENMELİ
Karar İsviçre’de yargının bağımsız karar almadaki zafiyetini gösteriyor. Bu kararı kabul etmek olası değildir. Olmayan sözde bir soykırım savı karşısında düşünce açıklanmasını mahkum etmek kabul edilemez bir özgürlük karşıtlığıdır. Bu yapılanlar BOP kapsamında Türkiye’yi bölme kararlılığının bir ifadesi olarak görülmeli ve hepimizi uyarmalıdır. Hiçbir onurlu Türk yurttaşının bu kararı onaylaması düşünülemez. Boykot kararını onaylıyorum. Dernek olarak biz de bu uygulamaya katkı sağlarız. Bu kampanya yurt düzeyinde yaygınlaştırılmalı ve devletçe desteklenmeli. 

E. TÜMGENERAL SEDAT İLHAN
PERİNÇEK KAZANDI, HÜKÜMET KAYBETTİ
Davayı Perinçek kazandı, kaybeden hükümet. Yasama, yürütme, yargı güçlerinin duruşmalarda Perinçek’e destek vermesi gerekirdi. Onun tek başına verdiği kavga Türk milletinin çıkarınadır. O nedenle davayı Perinçek kazanmıştır. Hükümet kaybetmiştir.

ERDEM AKYÜZ(Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı)
İTHALATA KOTA KONMALI
Doğu Perinçek Avrupa’nın ve Batı’nın maskesini düşürmüştür. Açtığı yolu genişleterek yürümeliyiz. Öncelikle devlet ve kamu kuruluşları bu boykota sahip çıkmalı. Yapılacak ithalata kotalar konulabilir. Batılılar bunu yapıyor. Devlet, bu konuya el atmalı ve İsviçre gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinde fikirler üreten diğer ülkelerin mallarına da kota konulmalı. Bununla beraber, yerli malı da teşvik edilmeli, kaliteli üretim çoğaltılmalı. 


FETHİ BOLAYIR 
(Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı)
GÜL VE ERDOĞAN’I PERİNÇEK’İN YANINDA YER ALMAYA DAVET EDİYORUM

Doğu Perinçek’in verdiği kavga, Türk milletinin şeref ve namusuna yöneltilen çirkin, karanlık düşüncelere karşı. Bu kararın Türkiye’ye dayatılan senaryoların bir parçası olduğunu biliyoruz. İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla Türk ulusu ayağa kalkacaktır. Başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, sayın Başbakan, bütün siyasi partilerin başkanları bu davada Doğu Perinçek’in yanında yer almalı. Devlet nezdinde teşebbüslerin yapılması şart. Ekonomik yönetimin başında olanlar, İsviçre mallarını boykot konusunda toplumu aydınlatmalı. Türk milleti İstiklal Savaşı’nı kazanırken İsviçre’nin, Fransa’nın mallarıyla kazanmadı.


ABDULLAH BUKSUR (Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı)
MİLLETİN SORUNU OLDUĞUNU ANLATMALIYIZ
Tutuklama kararı, medeniyetler ve özgürlükler projesi olarak gösterilen, Avrupa Birliği’nin özgürlükler abidesi olarak gördüğü ülkelerin ne kadar önyargılı, olaylara negatif baktığını kanıtlıyor. Boykot kampanyası için sorunun Doğu Bey’in değil, Türk milletinin sorunu olduğu anlatılmalıdır. Türk milleti gereken tepkiyi gösterecektir. 

EKREM EKŞİ (Sivas İşadamları Derneği Başkanı- Ekil İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı)
İNŞAATLARIMDA İSVİÇRE MALI KULLANMAYACAĞIM
Doğu Perinçek’i erdemli davranışı nedeniyle kutluyorum. Bu ülkede 25 yıllık yöneticilik yapan bir firmanın yönetim kurulu başkanı olarak her türlü kararında onun arkasında olacağım. Ülkenin yedi bölgesinde faaliyet yürüten bir firma olarak inşaatlarımda hiçbir İsviçre malı kullanmayacağımı beyan ediyorum. Doğu
Perinçek’i de Ermeni soykırımı ve Türk dünyasıyla ilgili faaliyetleri nedeniyle destekliyorum. 

ZEHRA BİLGE ERAY (Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı)
BOYKOT MUTLAKA
Boykot muhakkak yapılmalı. Zaten bizler son zamanlarda mümkün olduğunca yerli malı kullanıyoruz. Fransa, Almanya da aynı tavırlar içinde. Onlara da boykot uygulanmalı. İsviçre’nin ikiyüzlü kararına karşı dik durmamız gerekir. Türk’üm diyen herkes Doğu beyin yaptığını yapmalı. Siyasetçilerden bu tavrı bekliyoruz ama bir şey göremiyoruz. 

İSMET ERDOĞAN (Anadolu Kültürünü Koruma ve Araştırma Derneği Genel Başkanı)
KİTLE ÖRGÜTLERİ ÖNDERLİK ETMELİ
Kendilerini demokrasinin, uygarlığın, çağdaşlığın temelleri sayan ülkelerde bu tür kararların alınması demokrasi adına üzücü. Boykot kampanyası uygulanmalı. Boykot kararına demokratik kitle örgütlerinin de öncelik vermesi ve önderlik etmesi gerekiyor. Neredeyse Türk mallarına boykot yapıyoruz. Türk malları kullanılmalı.

23 Mart 2012 Cuma

Ayıptır Beyler!...........

Av. Fethi BOLAYIR



  Ayıptır Beyler! 
 Günahtır Beyler!
                                                                  Eğitimci Yazar 
                                                             Av. Fethi BOLAYIR
                 Bu güzel ülkeye, namuslu ve haysiyetli bir anlayış içinde hizmet etmek en kutsal bir görevdir. Hangi mevki ve makamda olunursa olunsun, çalmadan-çaldırmadan, yan gelip yatmadan, “Aman bana ne!...” demeden bu aziz millete aydınlık bir gelecek hazırlamak, sorumluluk mevkiinde olan her kimse için şereftir, haysiyettir, namus borcudur.
         Namussuzlar, nasıl ki namussuzluk için gözü kara, pervasız ve cesur davranıyorlarsa, namusluyum diyenler de bunların karşısında namusluluk için aynı gözü karalığı, pervasızlığı ve cesur davranışı göstermelidirler. Namuslu olanlar, devlete ve millete karşı hizmet anlayışını zedelemeden sürdürenler, kardeşliği-birlik ve beraberliği ön planda tutanlar bu haklı davranışlarını en yüksek sesle haykırmazlarsa, namussuzlar her zaman baskın çıkarlar ve dumanlı havayı yaratırlar. Bu dumanlı havada sosyal, siyasal, ekonomik ve ulusal her türlü üstün değerler zarara uğrar.
          Laik ve demokratik kuralların, milli birlik ve beraberliğin, milli devlet geleneğinin zayıfladığı, mi sak-ı milli ruhunun kenara itildiği,  üniter devlet zırhında deliklerin açılmaya çalışıldığı bir Türkiye düşünün... Allah korusun, bizim için dünyanın sonu olur. Bu üstün değerleri umursamayanlara ya da sinsice kemirenlere sesleniyorum:
         Beyler, herkim olursanız olunuz, bu yüce milletin kutsal değerlerini emel ve arzularınıza alet etmeyin. İster siyasi, ister ekonomik rant için ve isterse de bir makama gelmek için toplumumuzun ortak kutsal değerlerini çirkin, adi, alçak ve kirli düşünceleriniz için kullanmayınız. Ayıptır, günahtır, en başta ahlâki suçtur, toplu katliamdır. Elinizi, dilinizi, toplumun arasına nifak tohumlarını ekmekten alıkoyunuz.
         Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti, yirminci yüzyılın son çeyreğinde çok acı çekti. 1980 öncesi beş bine varan vatan evladını kaybettik. 1980’den sonra otuz kırk bine varan insanımızı teröre kurban verdik, binlerle ifade edilen şehit ve gazimiz oldu Bu ülkenin gerçek sahibi olan  (Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Alevisi, Sünni si, Tatarı, Pomağı), kısacası altmış yetmiş milyon insanımız acı çekti. Öyle bir acı ki; hem sosyal, hem siyasal, hem ekonomik, hem de milli birlik alanlarında derin yaralar açtı.
         Ancak, içerde ve dışarıda Türkiye düşmanlığı yapanlar, üniter yapımızı bozmak isteyenler, Atatürk’ün en büyük ve yüce eseri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmek isteyenler, bünyemizde açılan bu yaraların aktörleri oldular.
 Türk insanı bu aktörleri mutlaka iyi tanımalıdır. Demokratik ve laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen bu aktörler türlü rollere girerek, bulundukları coğrafyada en büyük güce sahip olan Türkiye’yi dünya arenasında zayıflatmak, hasta adam durumuna getirmek istiyorlar. Yüce Atatürk, Türk Milleti’nin yönünü çağdaş uygarlığa, yani çağdaş batıya çevirmiştir. On beş yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırdığı bütün ilke ve inkılâpları, hep çağdaşlığı ve aydınlığı hedef göstermiştir. Türk Milleti; kadını-genci, serbest çalışanı-memuru, bütün kurum ve kuruluşları ile Onun aydınlık yolunda ilerlemeye devam edecektir.
         Gelin görün ki; dünya tarihinde eşi görülmemiş bir galibiyetin ve yarattığı inkılâpların sahibi olan Atatürk’ün düşünce sistemini, Türkiye’nin gelişmesinin önünde engel gören ve laiklik ilkesiyle ülkesinde yarattığı en geniş manadaki din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlı olduğunu söyleyen ve Atatürk’e karşı işlenen suçlarla ilgili yasaların kaldırılmasını isteyen bir AB, Türkiye’ye samimi değildir. Ülkem içinde AB’nin bu anlayışına alkış tutanlar varsa, onlara diyorum ki; “Siz Viktor Hügo’nun değil, siz bizim sefillerimizsiniz!’’
         Sevr ve Mondros hayallerini içlerinden söküp atamayan devletler, Türkiye’nin içerdeki birlik ve beraberliğini bozmak için küreselleşen dünya anlayışı ve birlikteliğini kullanarak hayallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa Türkiye’yi yönetenlerin bu ince hesapları çok iyi görmeleri gerekir. Türkiye’yi yönetenlerin demokratik ve laik anlayış içinde ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çıkar rantı olarak değil, ülkenin çağdaşlaşması için en iyi biçimde kullanarak çalışmaları gerekmektedir.
Çağdaş dünya ile birlikte harekete evet. İnsan hak ve hürriyetlerine sonsuza kadar evet. Demokratik ve laik anlayışa sonsuza kadar evet. Devletimizin üniter yapısının zedelenmesine, ülkemizin dışardan emir alan bir ülke haline gelmesine, özür dileyecek bir ülke konumuna düşürülmesine hayır. Yıllarca uluslar arası ekonomik kuruluşların talimatları doğrultusunda hareket etmeye hayır. Kendi iç dinamiklerini harekete geçirmeye, fert başına düşen milli gelirin kalkınmış ülkenin fertlerinin gelirine yaklaştırmaya evet.
         Çok iyi bilinmesi gereken bir husus; eğer ekonomik bakımdan güçsüzseniz, dışarıya el-avuç açar durumdaysanız, ülkede çark, çıkar ve menfaat üzerine kurulmuşsa, kısa zamanda köşe dönme anlayışı yaygınsa, ele geçirilen siyasal veya bürokratik makamlar çıkar ilişkileriyle kirletiliyorsa dışa bağımlılıktan kurtulamayız. Ülkede huzuru, barışı, mutluluğu sağlayamayız. O nedenle diyoruz ki, laik-demokratik Cumhuriyetin temel ilke ve inkılâplarına sımsıkı sarılmalıyız. Kadınlarımızı ve gençlerimizi çağdaş düşüncelerle donatıp geleceğe hazırlamalıyız. Siyasal, sosyal ve ekonomik kirlenmişliğe “Dur” demeliyiz.  Yalana, talana, dolana prim vermemeliyiz. Etnik ve dinsel amaçlarla ülkede huzursuzluk yaratanlara veya devlet imkânlarını bu yolda kullananlara, Atatürkçü düşünce sistemini ve O’nun milliyetçilik anlayışını zayıflatanlara “Ayıptır beyler, günahtır beyler, yaptığınız ahlaksızlıktır beyler, gaflettir-ihanettir beyler!..” demeliyiz. Demezsek, ortaya çıkan olumsuzluklardan yakınmaya, sitem etmeye, kapalı kapılar arkasında konuşmaya hiç, ama hiç gerek yoktur. Bu zavallılıktır, acizliktir, olup biten olumsuzluklara ses yükseltmemektir ve onları sineye çekmektir.
          Rozet Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yapmak ayıptır beyler, yüce İslam dinini araç olarak siyasal ve ekonomik rant için kullanmak, Boğaz’a nazır oturup viski yudumlayarak Zap suyu üzerine şiir yazıp-okumak ayıptır beyler, elleri nasırlı ve papuç altları yırtık insanları alet ederek siyasi ve ideolojik rant sağlamak ayıptır beyler, Milletvekili, Avukat, Öğretmen, Doktor,  Memur adım atıp,  göreve başlarken edilen yemine bağlı kalmamak, en ağır ayıptır beyler. Kısacası Cumhurbaşkanından köydeki muhtara kadar, insanlarımıza hizmeti ibadet derecesinde görme mecburiyetiyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Bunu unutmak, ayıptır beyler. Ayıplarla toplumu bir yerlere götürmek ayıptır beyler!...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Hocalı soykırımı!........,,,,,,,,,,,,,

HOCALI SOYKIRIMI İÇİN
BİR OLALIM
TÜRK DÜNYASI İNSAN HAKLARI DERNEĞİ, 1992 YILINDA ERMENİLERCE HOCALI'DA YAPILANLARIN SOYKIRIM OLDUĞUNUN KABUL EDİLMESİ İÇİN YAPMIŞ OLDUĞU TALEBİ, HER YIL OLDUĞU GİBİ BU YILDA TEKRAR EDECEK. İNSANLIK SUÇUNA MARUZ KALMIŞ OLMASINA RAĞMEN İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ İDDİASIYLA KARŞI KARŞIYA KALAN BU MİLLETİN ÇOCUKLARI, GELİN BİRLİKTE OLALIM; SESİNİZİ YER GÖK DİNLESİN. HOCALI SOYKIRIMI İÇİN BİZİMLE OLMAK İSTEYENLERİ:
26 ŞUBAT 2012 - SAAT 13.30 DA BM Binası, Birlik Mah. 415. Cad. No: 11, 06610, Çankaya, Ankara, Türkiye 

ADRESİNDE BULUŞMAYA DAVET EDİYORUZ.
HAYDİ GELİN, BİR OLALIM- DİRİ OLALIM - İRİ OLALIM.
LÜTFEN DUYURALIM.
Türk Dünyası İsan Hakları Derneği Genel Başkanı
Abdullah Buksur       abdullah.buksur@gmail.com

24 Ocak 2012 Salı

kemalist atılım birliği genel kurulu,,,,,,,

KEMALİST ATILIM BİRLİĞİ GENEL KURULU’NDAN ÖNEMLİ MESAJLAR 

Pazartesi, 09 Ocak 2012 22:22

Kemalist Atılım Birliği 15'inci Genel Kurulu’nu yaptı. Genel Kurul’a katılan davetliler, Türkiye’nin dünü, bugünü ve yarını hakkında çok önemli tespitlerde bulundular. Özellikle Mustafa Kemal Türkiyesi’nin tasfiye edilmesi iddialarına değinen davetliler, ülkesi ve milletiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ancak Mustafa Kemal’in yolundan gidilerek yaşatılabileceği noktasında hemfikir oldular.,


FETHİ BOLAYIR - Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Atatürkçü düşünceyi takip etmenin yolu Türk gençliğini milliyetçi, Atatürkçü bir ruhla, laik bir düşünceyle yetiştirmekten geçer. Biz yüzüklerine göre büroktrat tayin ettik. Biz verdikleri selama göre adam tayin ettik. Ülke son 8 yılda bu noktaya gelmedi. Son 40 yılın ihmaliyle bu noktaya geldi. Bunda hepimizin payı var.
TDD Genel Başkanı Fethi BOLAYIR
FETHİ BOLAYIR
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Atatürkçü düşünceyi takip etmenin yolu Türk gençliğini milliyetçi, Atatürkçü bir ruhla, laik bir düşünceyle yetiştirmekten geçer. Biz yüzüklerine göre büroktrat tayin ettik. Biz verdikleri selama göre adam tayin ettik. Ülke son 8 yılda bu noktaya gelmedi. Son 40 yılın ihmaliyle bu noktaya geldi. Bunda hepimizin payı var.
Eğer ülkenin gidişi böyle devam ederse o öğrenci andını da kaldırma noktasına geliriz. Üniversitedeki bir kızımız, “ben Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum” diyebiliyorsa, “Atatürk’ün getirdiği rejimi sevmiyorum. İngiliz mandası daha iyiydi” diyebiliyorsa, dönüp kendimizi eleştirmemiz lazım. Bu kabahat bizimdir. Demek ki biz bu gençliğe bir şey veremedik. Sadece Atatürk rozeti takmakla bir yere varamayacağımızı anlamamız lazımdı.
Atatürkçü düşünceyi takip etmenin yolu Türk gençliğini milliyetçi, Atatürkçü bir ruhla, laik bir düşünceyle yetiştirmekten geçer. Biz yüzüklerine göre büroktrat tayin ettik. Biz verdikleri selama göre adam tayin ettik. Ülke son 8 yılda bu noktaya gelmedi. Son 40 yılın ihmaliyle bu noktaya geldi. Bunda hepimizin, benim de payım var bir eğitimci olarak.
Şimdi imam hatiplerden mezun olanları devlet kadrolarına yerleştirecekler. Toplumsal Düşünce Derneği olarak bizim bir düşüncemiz var. Eğer imkanımız olsa hiçbir imamı kadroda bırakmayız. Hepsi İlahiyat mezunu olacak, hepsi doktoralı olacak. Dikkat edin, İlahiyat mezunlarına prim vermezler, çünkü İlahiyat Fakülteleri’nde bilimsel eğitim görürler.
Değerli arkadaşlar Türkiye’de bir anayasa çalışması yapılıyor. Yeni bir anayasa diyorlar. Biz bu tabire karşıyız. Anayasanın maddelerinde düzenlemeye gidebilirsiniz. Eğer yeni anayasa derseniz, cumhuriyetin kuruluş felsefesini yok kabul edersiniz. Yeni bir devlet, yeni bir sistem getirmiş olursunuz ki, zaten bu anayasaya göre suçtur.
Bunların yeni anayasa demekteki amaçları nedir? Anayasanın ilk üç maddesi ile bu maddelerin değiştirilemeyeceğini emreden 4’üncü maddesini kaldırmaktır. Bunu isteyenler arasında anlı şanlı prof’lar da var. Hatta birisi Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in kurduğu Ajnayasa Komisyonu’nda diyor ki; “Anayasanın ilk 4 maddesi kaldırılmayacaksa ben bu işin içinde yokum…” 
Bir başkası diyor ki; “Eğer laiklik bu şekliyle kalacaksa anayasayı değiştirmeye gerek yok, bununla devam edip gidelim…”
Bunlar bizleri yetiştiren hocalar.
Türkiye nasıl böyle değişti? Tabii değişir. Arap baharından sonra Türkiye baharı yaratılmak isteniyor. Bize düşen görev, yeni anayasaya karşı çıkmak, mevcut anayasanın varsa aksayan yönlerinin değiştirilmesini savunmaktır. Deniyor ki, “bu anayasa 12 Eylül ürünüdür.” Zaten anayasanın 113 maddesi değişmiş, 12 Eylül’ün izleri bile kalmamış neredeyse.
Türkiye bir rahatsızlık yaşıyor. Bu rahatsızlık ülkeyi karanlık bir tünele doğru sürüklüyor. Cumhuriyetin temel ilkeleri zedeleniyor. Dün Meclis kürsüsünde kırılan su bardağı, aslında bölücülerin Türk Milleti’nin kafasında kırmak istedikleri bardaktır. Ve bizler Türk bayraklı Atatürk rozeti takmaya korkar olduk. “Ne mutlu Türk’üm” demeye korkar hale geldik.
Fikri anlamda çok yorgun düştük. Ama Atatürk ne diyor; “Yorulduğunuz yerde oturmayacaksınız, yürümeye devam edeceksiniz…” Yani bu karanlık günlerde herkese sorumluluk düşüyor. Hukuk kuralları içinde kalarak, kırmadan dökmeden düşüncelerimizi açıkça dile getirmek zorundayız.
Bu ülkede özel mahkemeler Türk vatandaşlarının üstüne korku salmıştır. Tamam, yargıya saygılıyız ama uzun tutukluluk süreleri aileleri paramparça etti. Bütün bunların düzeltilmesi gerekiyor. Bağımsız, tarafsız yargıyı, laik, milliyetçi eğitimi oluşturamazsanız diğer konularda başarılı olmanız mümkün değildir. Her şeyin temeli hukuktur. Güveneceğiniz yegane merci hukuktur. Hukuk sağlam olmazsa demokrasiyi ayakta tutamazsınız. Hükümetler gelip geçici, parlamento kalıcıdır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ama bu millet de cumhuriyetin temel ilkelerine sahip olacaktır.
Türkiye’de Kürt vardır Kürtçü yoktur. Ama Kürt vatandaşlarımız konuşamıyor, Kürtçüler konuşuyor. Dindar vatandaşlarımız konuşamıyor dinciler konuşuyor, milliyetçi vatandaşlarımız konuşamıyor antimilliyetçiler konuşuyor.
Atatürk ne diyor: “İslam son dindir, peygamberimiz son peygamberdir. Dinimiz en yüce dindir. Hakikate nasıl inanırsam dinime de öyle inanırım…” Ama biz Atatürk’ün dindarlığını bu topluma anlatamadık.  
Atatürk’e soruyorlar, “servetiniz ne kadardır?” diye. Atatürk’ün cevabı: “Hiçbir servetim yoktur. Tek servetim Türk olmaktır…” 

20 Ocak 2012 Cuma

Gürbüz Güvendağ; yorum ve katkı

O'nlar, gerçekte 'leitz İslâm" ve Ortodoks'tular..
Date: Thu, 19 Jan 2012 21:53:27 -0800/From: gurbuz1943@yahoo.com / Subject: Re: {HaberPOSTA} - ***ATATÜRK, SUÇLUSUN!...... RE: fethi bolayır-sırrı saydam / To: gercek.demokrat@hotmail.com
ATATÜRK SUÇLUSUN!...
konulu makale hakkında "yorum ve katkı"
Suclu olan, Ilim ve bilimden uzak, insanları putlastıran, bedavacı, tembel avanta gecinmeyi seven dogu kafasıdır.
Yani tek adam kültürüdür.
Bir kere Ataürkcülük adına yapılan eğitim, tek kisilik, bir orkestra kurmaya kalkmıstır bu yanlıstır.
Emevi kültürndeki gibi sultan ve ayrllırsa, sultan gittimi halk da gider.
Verilmesi gereken kültür Lider ve Halktır. Lider ve Vatandır.
Tek adam kültürü, yıkımdır.
Bakın, bir bayan Prof. köy köy geziyor, Hes denen yağma düzenini anlatıyor. İçim gitti. Yaşadığımdan utanıyorum.
Bir vatan bu kadar ucuza  satılır.
Atatürk saglıgında, halk la bütünlesmistir. Halkn yanında olmustur. Millet icin calısmıstır.
O öldükten sonra, Halk ve Millet onu övmekle vakit gecirmistir.
Gercekte Müslüman, kisiyi övmez. Övülecek olan yüce Allah'tır.
Müslüman calısır, saygı gösterir ve ülkesini satmaz, emperyalizme teslim olmaz.
haksızlığa, rant'a karşı çıkar.
Hz. Ömere senin niye iki elbisen var diyen cemaate ihtiyac var.
Bakın, su ülkeye, her yerde sorun var.
Bizi, canavar süper güclerin agzına atıyorlar.
Millette tıs yok.
Bu ülkede, Atatürk-Millet bütünlesmesi olsaydı, bu dokunulmaz siyasiler, olamazdı.
Atatürkün genclige hitabesini duvara asmıs ama inanmamıs bir toplum, ezilmeye mahkumdür
Gurbuz GÜVENDAĞ