25 Haziran 2011 Cumartesi

yeni HSYK icraatlarından.........

Yargıda isyan

Adli yargıda 1816, idari yargıda 254 hakim ve savcının görev yerini değiştiren kararnameye
tepki yağdı.
HSYK’nın kritik atamalar içeren Yaz Kararnamesi ile Yargıtay savcılığından İstanbul’a hakim olarak atanan eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, “Bu bir kıyım” derken, CHP’li  Emine Ülker Tarhan, “Ne eş durumu, ne kıdem, ne liyakat gözetilmiş. Açık bir mesaj veriliyor!” diye konuştu.
Yargıda büyük operasyon
Anayasa değişikliği ile yapısı değiştirilen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 2011 yılı İdari ve Adli Yargı Yaz Kararnamesini tamamladı. Adli yargıda bin 816 hakim ve savcı, idari yargıda 254 hakim ve savcı ile 51 ticaret mahkemesi başkanının görev yeri değişti. Yargıtay Tetkik Hakimliği’ne ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevine de 109 hakim ve savcı atandı. Kararnameyle, AKP aleyhindeki kapatma davasının iddianamesini önemli ölçüde şekillendiren Yargıtay Savcısı Zekeriya Sevimli Üsküdar’a savcı, bu iddianamenin ilk hazırlanış aşamalarına katkı veren, Başbakan Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
olduğu dönemde hakkında açılmış bazı davalara bakan eski YARSAV Başkanı, YARGI-Sen kurucusu
Ömer Faruk Eminağaoğlu da Yargıtay Savcılığı’ndan İstanbul’a hâkim olarak atandı. Kararnameyle toplam 16 Yargıtay savcısının ve 18 Yargıtay tetkik hakiminin yeri değiştirilirken, Erzurum’da görev yapan, Erzincan’da İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın yürürlüğe konulduğu iddiasıyla soruşturma yürüten savcıların önemli bir bölümü, daha iyi görevlere tayin edildi. Eski HSYK tarafından Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner hakkındaki soruşturma nedeniyle yetkileri kaldırılan, yeni HSYK tarafından ise bu yetkileri iade edilen Erzurum Savcısı Osman Şanal, Antalya’ya savcı olarak atanırken, aynı soruşturmada görevli Taner Aksakal Aksaray Başsavcılığı’na, Rasim Karakullukçu ise Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekilliği’ne getirildi. Habur’dan giren PKK’lıların serbest bırakılmalarına ilişkin soruşturmayı yürüten Diyarbakır Başsavcısı Durdu Kavak İzmir Başsavcılığı’na atandı.
BEDELİNİ ÖDERİZ
Ataması ile ilgili olarak “Bu bir kıyımdır” değerlendirmesinde bulunan Eminağaoğlu, “Bedel ödenecekse öderiz, mücadelemizi vereceğiz” dedi
Haber : Halime Öztürk
HSYK kararnamesiyle Yargıtay savcılığından İstanbul’a hakim olarak atanan eski YARSAV Başkanı Yargı-Sen kurucusu Ömer Faruk Eminağaoğlu, sert tepki göstererek, “Bu bir kıyım” dedi. Yargı-Sen adlı yeni kurulan sendikanın yönetiminde olması nedeniyle görev yeri değişikliği beklemediğini belirten Eminağaoğlu, şu açıklamada bulundu:
Operasyonel boyuta büründü
“Yeniden inceleme isteyeceğim. Daha yeni sendika genel kurulu yapıldı. Başbakanlıkla HSYK çift yumurta ikizi gibi hareket ediyor. Yargı bu çağda bunlara layık değil. Uluslararası yargı dahil her türlü itiraz yolunu deneyeceğim. Atamalar, artık HSYK’nın operasyonel boyut niteliğine büründüğünü gösteriyor. Ne için yapılandırıldığını, ne için anayasanın değiştiğini umarım herkes görüyordur.”
Başbakan’ı soruşturdu
“Acaba Başbakan’ın soruşturmalarını yapmış olmasam bunlara muhatap olur muydum?” diye sözlerine devam eden Eminağaoğlu, “Helalleşmeden söz eden bir başbakan neden bunlara göz yumuyor, neden bunları yapıyor? Hukuk içerisinde bunların mücadelesini vereceğiz ve atlatacağız. Bedel ödenecekse de ödeyeceğiz ama mücadelemizi vereceğiz ”diye konuştu.
Tarhan: Hukuk üzerinden dikta çabası
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun gece yarısı açıklanan yaz kararnamesine hukuk çevrelerinden de sert tepkiler geldi. YARSAV eski Başkanı ve CHP Milletvekili Emine Ülker Tarhan, örgütlü yargının hedef alındığının altını çizdi. Avukat Dursun Yerlikaya ise, hukuk üzerinde egemenlik kurmak isteyen güçlerin yavaş yavaş fiiliyata geçtiğini söyledi. Kararname ile YARSAV ve Yargı-Sen gibi örgütlü yargının hedef alındığını belirten Tarhan, örgütlü yargıya “Kesinlikle bir adım öteye gitmeyin. Eğer hareket ederseniz acısı çıkartılır” mesajının verildiğini kaydetti.
Faşizan tutum
YARSAV üyelerinin sürek avına tabi tutulduğunu ifade eden Tarhan, “YARSAV Kurucu başkanından tutun kurucu üyelerine kadar darmadağın edilmişler. Uluslararası kuruluşların temsilcisi olan MEDER temsilcisi, YAŞ temsilcisi, geçmiş yönetim kurulu üyelerinin tamamı hiç talepleri olmamasına rağmen mevcut bir yönetim kurulu üyesi de dâhil darmadağın edilmişlerdir. Ne eş durumları, ne kıdemi, ne liyakatleri gözetilmiştir” dedi. Tarhan şöyle konuştu: “Adalet Bakanlığı’nın HSYK’da aday olarak gösterdiği ama kazanamayan kişilerin, İlhan Cihaner olayında Adalet Bakanlığı’nın güdümünde hareket eden kişilerin taltif edildiğini görüyoruz. Burada çok faşizan bir tutum var.”  Tarhan, bu atamalarla Yargıtay Başsavcısının büyük bir çoğunlukla seçilmesindeki gizeminin de çözüldüğünü söyledi.
Güçlünün hukuku
Avukat Dursun Yassıkaya ise, demokratik anayasal düzenin terk edildiğini vurgulayarak, “7 yılı aşkın bir süredir yargı üzerinde bir gücün egemenliğini kurma arzusunun artık düşünceden fiiliyata geçtiğini gösteriyor” dedi. Yassıkaya şöyle konuştu: “Yargıtay ve Danıştay seçimleri ile birlikte değerlendirildiğinde Türkiye tamamen siyasetin hukuka egemen olduğu anlayışa teslim olmuş demektir.”
Sürgün edildiler
YARSAV Genel Sekreteri Leyla Köksal Tarhan da yaptığı basın toplantısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görevli 40’a yakın YARSAV üyesinin kararname ile başka illere atandığını söyledi. Tarhan, “Siyasal iktidarın taraf olduğu davalarda görev yapan yargıç ve savcılar terfi ettirilmiş, siyasal iktidara aykırı kararlara imza atan yargıç ve savcılar sürgüne tabi tutulmuşlardır” dedi.
Yargı siyasallaştı
CHP Ankara Milletvekili Av. Levent Gök, iktidar partisinin yargıda kadrolaştığını söyledi. Gök, “HSYK’nın atamalarında ciddi bir kadrolaşma söz konusu. Yargı artık tamamen siyasallaşmıştır. AKP’nin anayasa değişikliği ile neyi amaçladığı bugün çok açık bir şekilde göz önüne serilmiştir. Artık bağımsız yargıdan söz etme olanağı kalmamıştır” dedi.  
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı 
Avukat Fethi Bolayır da, “Bağımsız yargıç makamı hepimize lazımdır” diye konuştu.
Türk Hukuk Kurumu Başkanı Tuncay Alemdaroğlu ise, “Eminağaoğlu’nun atanması etkisiz hale getirilmek istenmesinden. Ankara’dan uzaklaştırarak aktif şekilde sendikacılık yapması engelleniyor” dedi.
tdd,  20/06/2011 - 23:02:36

sözde sivil toplum ve sivil anayasa

Başkan Fethi Bolayır, ayakta
Sözde sivil toplum sivil anayasaya karşı
BİHDK üyesi 4 sivil toplum kuruluşu sivil anayasaya karşı olduklarını açıkladılar. Yargıtay’ın ‘Azınlık raporu’nu hazırlayan Kaboğlu ve Oran’ın cezalandırılmalarına yönelik kararına da destek verdiler.
AZINLIK ve Kültürel Haklar’ raporunu hazırlayan Prof. İbrahim Kaboğlu ve Prof. Baskın Oran’ın cezalandırılmasına ilişkin Yargıtay kararı, raporun açıklanmasını engelleyerek yırtmaya çalışanları sevindirdi. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nda (BİHDK) görev yapan dört sivil toplum kuruluşunun yöneticileri yaptıkları ortak basın açıklamasında, ‘Türk vatandaşlığı ve Türkçe dışında uydurma mefhumlar ve yapay azınlıklar üretenlere gerekli cevap verilmiştir’ dedi.
ZAMANLAMA YANLIŞ YARGITAY 8. Dairesi önceki gün verdiği kararda raporu hazırlayan İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran hakkında yerel mahkemenin verdiği beraat kararını bozarak yeniden yargılanmalarının yolunu açmıştı.
Sivil anayasa çalışmalarını da eleştiren temsilciler, taslağı hazırlayanların azınlık raporunda yer alan ifadelere benzer söylemleri bulunduğunu öne sürdüler. Zamanlamanın yanlış olduğunu ve yeni anayasa tartışmaları için erken olduğunu iddia ettiler.
YAPAY AZINLIK İDDİASI
ANKARA’DA
düzenlenen basın toplantısına BİHDK üyeleri olan Hukukun Egemenliği Derneği, Toplumsal Düşünce Derneği, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin temsilcileri katıldı. Grup adına konuşan Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Fethi Bolayır, söz konusu rapora karşı çıkış gerekçelerinde haklılıklarının Yargıtay kararı ile sabitlendiğini savunarak, ‘Lozan Antlaşmasına göre de, Türkiye’de Müslüman olmayan vatandaşlar dışında azınlık yoktur. Raporu hazırlayanların halkı din ve düşmanlığa tahrik suçundan yargılanmaları gerekir’ kararını verdiğini hatırlattı.
Raporla ilgili suç duyurusunda bulunan Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Av. Fethi Bolayır, ‘Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu, hazırlayan birkaç kişinin kişisel görüşünü yansıtmasından öte bir değeri ve anlamı yoktur’ dedi.
ANAYASA TEPKİSİ
TDD GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR
, sivil anayasa taslağını da sert bir dille eleştirdi. Anayasa taslığını hazırlayan özel komisyon ve resmi üyelerin azınlık raporuna benzer söylemleri olduğunu savunan Bolayır, şöyle konuştu: ‘Bütün siyasi partilerde ve sivil Anayasayı hazırlayacak ve kabul edecek olan iktidar partisinde, Genel Başkan ve Başbakan’a karşı çıkabilecek kaç kişi var? Adeta bir kumandan gibi her sözü kayıtsız şartsız kabul edilen ve kendisine biat edilen bir lider iktidarının hazırlandığı anayasa, hiçbir zaman sivil bir anayasa olamaz.’
BAĞIMSIZLIK ŞARTI
TDD GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR
, anayasada yer alan düşünce ve ifade özgürlüğünü koruyan maddelerin korunmasından, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde buna ilişkin düzenlemelerin korunmasından yana olduklarını bildirdi. Bolayır, şöyle devam etti: ‘Ancak korunması gereken ilk ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü ve bağımsızlığı ve korunması gereken ilk inkılabın Atatürk ilke ve İnkılaplarıdır.’ ANKARA star
Rapor yırtılmıştı
AZINLIK raporu tartışması Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu (BİHDK) üyelerini birbirine düşürmüştü. 2004 yılında basın toplantısı düzenleyen Kurul Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu, raporun son halini okurken fiziki müdahale ile engellenmişti. Kamu-Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş, ‘Eşit değil, hukuki değil, kimi kandırıyorsunuz?’ diyerek Kaboğlu’nun elindeki raporu alıp yırtmıştı. Divan Kurulu üyeleri arasındaki tartışmalar büyüyünce toplantı yarım kalmıştı. Fethi Bolayır ise Baskın Oran ve İbrahim Kaboğlu hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
tdd.arşivi: 16 Eylül 2007 Pazar, 00:00

7 Haziran 2011 Salı

ihanetler ve çılgınlıklar!.....

EN ÇILGIN (!) PROJE’LERDEN BİRİ
           Mustafa Nevruz SINACI
           Tarih 19 Temmuz 2006, Anadolu Ajansı haberi:          
60 bin Türkçe öğretmenine ABD yolu gözüküyor; “Dünya'da Amerikan karşıtlığını artması sebebiyle 2007 -2008 eğitim öğretim yılında, Amerika'daki okulların yüzde 60'ında Türkçe, Rusça ve Çince, seçmeli yabancı dil dersi olarak konulacak. ABD Başkanı George W. Bush'un 'küresel birliktelik' çalışması olarak nitelenen yeni dil seçenekleri yasası, yılsonuna doğru ABD Temsilciler Meclisi'nde kabul edilecek. Üç yeni dil seçeneği için bütçeden 100 milyon dolar ek ödenek istenecek. Türkçe eğitim için 60 bin Türk öğretmen ABD'de iş fırsatı yakalayacak. ABD'de şu anda 100 bin civarında yabancı öğretmenin çalıştığını düşünürsek, 60 bin rakamı oldukça yüksek. Türkçe öğretmenleri bunu bir fırsat olarak değerlendirirken, ABD'nin adımına temkinli yaklaşanlar da var. Yasa resmileştikten sonra Türkçe öğretmen alımına başlanacak. Edinilen bilgilere göre; Liselerde görevli öğretmenler yıllık 38 ila 44 bin dolar, üniversitelerde çalışacaklar ise 40 bin ilâ 54 bin dolar kazanacak. Öğretmen seçerken aranan özelliklerden bazıları şöyle: Çok iyi derecede İngilizce ve Türkçe bilmek; 25 ila 30 yaş arasında olmak; Öncelikle Yurt dışında eğitim görmüş olmak ve Türkiye'den iyi bir referans gösterebilmek...”
            (Bakınız lütfen: http://www.tgrthaber.com.tr/news_view.aspx?guid=49f78e0b-a115-4a69-8ac5-7f6350194a1b http://www.egitimgazetesi.com/read_news.php?nID=76895)
            Tarih 21 Mayıs 2011. Süreci özenle takip eden, bir Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı dostum, beni bir “bilgi not” ile yeni gelişmelerden haberdar ediyor: 
            “Sayın Mustafa Nevruz SINACI;  .....bu yeni bir gelişme, çok enteresan. Bana ABD barış gönüllüleri projesini hatırlattı. Onlardan sonra biliyorsun ülkemin gençliği sağ sol diye ayrıldı. Kıran kırana.. Halâ birbirimizi kırar dururuz... 2006’da üniversite için arşivlediğim ABD’nin alacağı 60 bin Türk öğretmen haberini de gönderiyorum.  İki haberi de karşına koy bak.. Guantanamo da ki eğitilen Kürtlerle birlikte düşün ve fotoğrafı gör. DES başkanı ile bu konuyu paylaş. MI6’nın muteberi 2 bin hocaya kadro bulamazken bunların kadrosu nereden maaşı nereden?.. Büyük bir ihanet tezgâhı daha başlıyor galiba!..”
21 Mayıs 2011 Yalcın Koçak, 18. Dönem Sakarya Milletvekili  
http://www.ogretmenatama.com/meb-personel/40-bin-misafir-ogretmen-geliyor.htm
            İŞTE, GERÇEK BİR "HAİN VE ÇILGIN" PROJE...
27 Mayıs 1960 kalkışmasını icra ve ifa eden "ihanet şebekesi" de aynı yolu kullanarak, ülkemize 13.000 dolayında CIA casusu getirtip; Bütün il, ilçe, kasaba ve 40 bin bakir köyü dolandırarak, kılcal damarlarımıza kadar "milli profilimizin mastır plânını” çıkarttırmışlardı.
Sonra malum ve menfur, dâhili ve harici bedhahlar tarafından "ihanetle mayalanmış mezar toprağı” serpildi; Kara büyü, menfur kâbus çöktü, çöreklendi insanların üstüne ve Türk milleti alçakça, kalleşçe çökertildi. Şimdilerde bu ihanet ve peşkeşin cezası çekilmekte...
EĞER!...
Evet; eğer ME Bakanı, onun akıl hocası, danışmanları ve şahsen sorumlu olduğu siyasi makamlar zerre kadar Türk ve İslâm; “Beyin iğfaline maruz kalmamış, akil, namuslu-dürüst, onurlu, soylu ve sorumlu" unsurdansa;, Türkiye de, “inadına yabancı dil ile eğitim ve öğretim zulmüne" son verilir; Buna mukabil, yabancı dil öğretiminde ‘Osmanlı modeli’ benimsenerek; Sadece "gerekli" kişilere "lüzumlu diller" öğretilir. Diğerleri için "yabancı dil" ihtiyari olur ve devletçe teşvik edilir; Politika: Türkçenin dünya dili olması yönünde şekillenir, yoğunlaşır ve olgunlaşır. Atatürk’ün, “Güneş Dil” teorisi tam ciddiyetle ele alınarak; ABD’ye 60 bin Türk Öğretmen konusu dayatılır. AB’ye de.. Aksi takdirde, AB kölesi veya Amerikan uşağı olma, kalma yolunda yürümek zorunda kalınacaktır. Başta hükümet, ME Bakanlığı, onurlu, sorumlu ve soylu vatandaşlar bu konuya sahip çıkmalıdır.
İyi insan, iyi vatandaş, erdemli ve sorumlu yöneticilere saygı bakidir.
Potansiyel hainler, dâhili ve harici bedhahlar ve işbirlikçiler kahrolsun.
            ****
MİLLİ EĞİTİM’İ HADIM ETME ÇABALARI
                                                                                     Mustafa Nevruz SINACI
İKO Şeref Başkanı Mustafa Nevruz SINACI ve MYK             


Milli Eğitim’imiz, 27 Aralık 1947’de imzalanan ve adı tarihe, "Fulbright Antlaşması" olarak geçen; "Türkiye ve ABD Hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında Antlaşma” sonucu müfredat bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, ABD çıkarları doğrultusunda biçimlendiriliyordu. Senatör Haydar Tunçkanat'ın "İkili antlaşmaların iç yüzü" ve "Amerikan Emperyalizmi ve CIA" adlı kitabında açıkladığı üzere, 27 Aralık 1947'de imza edilen Eğitim Komisyonu'yla ilgili anlaşmanın 5.maddesi şöyleydi:
“Komisyon; dördü TC vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. Bunlara ek olarak Türkiye'deki ABD diplomatik heyetin başı (Büyükelçi) komisyonun fahri başkanı olacaktır. Komisyonda oyların eşit olması durumunda kesin oyu misyon şefi (büyükelçi) verecektir.” Komisyonun ABD vatandaşı olan 4 üyesinden ikisinin elçilikteki CIA mensupları arasından seçileceğinden kuşku duymamak gerek. Böylece CIA, MEB'na rahatça sızma imkânı bulacak, komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasında ajanlar devşirmekte hiçbir güçlükle karşılaşmayacak; Ayrıca, ders kitaplarına ABD propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme hazırlayacaklardır.
O günden 2007 ye 58 yıldır, "Milli Eğitimimizi” ve daha pek çok icracı bakanlığımızı Amerikalı uzmanlar yönlendiriyor. Bu durun, 2007'de de böyledir ve “Fulbright Commision” adı altında Türk “Milli” Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır.(bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki daha da ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)
İsmet İnönü, Türkiye’nin “Amerikan Yarı-Sömürgesi” olduğunu açıklıyor:
Yalnızca MEB’nın değil, daha pek çok bakanlığın1949'dan beri Amerikalı uzmanlarca güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye'yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk ulusunun anlına bu lekeyi süren İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra,1963'de "timsah gözyaşlarıyla" şöyle itiraf etmişti: "Hükümetin daha bağımsız ve kişilik sahibi bir dış politika izlemesi isteniyor. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım? Karar vereceğim ve işi ilgili teknisyenlere havale edeceğim. Onlar çalışma yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Yapamazlar. Çünkü hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışırlar. O da olmazsa karşı tedbir alırlar. Bir görev veriyorum, sonuç bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum. Bağımsızlık savaşından sonra Lozan'da asıl mücadele de bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durumdu. Tazminat işini 2 devlet aramızda çözerdik. Bütün mesele ve mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünler vermeye hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk.  Onlar da, bizim neden inatla red ettiğimizi çok iyi biliyorlardı. Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaad ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelirler. Uzman personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök artık. Gitmezler. Ancak, bu sorunun üzerine vakit geçirmeden mutlaka gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemez, havanda su döversiniz. Sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez..."
Türkiye'nin Şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını; Mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara; 1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren;, Devlet kasasında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın, borç alarak ülkeyi Amerika güdümüne sokan İsmet İnönü'nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında: "Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin ABD ile antlaşmalar yaparken Türkiye'ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza addınız?" demek gerekiyor. İ. İnönü'nün bu sözleri, kendisinin ülkeyi içine düşürdüğü durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği gibi, onu, sözde bir kahraman, Cumhurbaşkanı, Başbakan olarak ne denli çaresiz olduğunu da ortaya koymaktaydı.
(*) ABD Türk eğitim sistemini nasıl ele geçirdi-3, Ahmet Efeoğlu.
                     Türkiye'nin Siyasal İntiharı - Yeni Osmanlı Tuzağı, Cengiz Önakıncı
                     e.MAİL .::.   gercek.demokrat@hotmail.com
                        WEB  .::.   mustafanevruzsinaci.blogspot.com

11 Mayıs 2011 Çarşamba

TDD'nin ziyaret haberi

SONSAYFA Siyaset

Demirel'den çok tartışılacak sözler

9.Cumhurbaşkanı Demirel'den gündemi sarsacak şok açıklamalar. Demirel Türkiye'de derin bir kaygı ortamının olduğunu öne sürerken birbirinden ilginç açıklamalarda bulunarak yeni bir tartışma ortamına da zemin hazırladı.



9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Toplumsal Düşünce Derneği heyetini kabulünde birbirinden ilginç açıklamalarda bulunarak Derin bir kaygı, tereddüt ve korku var. Yaşananlar herkesi rahatsız ediyor. Öte yandan Türkiye’nin gücü kudreti var. Yel kayadan ne alır? şeklinde konuştu.
Gündemdeki son olayları değerlendiren Süleyman Demirel, “Türkiye’de derin bir kaygı, tereddüt ve korku var. Yaşananlar herkesi rahatsız ediyor. Öte yandan Türkiye’nin gücü kudreti var. Türkiye bütün gücüyle ayaktadır” dedi
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Fethi Bolayır ve beraberindekileri Güniz Sokak’taki evinde kabul etti. Görüşmede Bolayır, son günlerde yaşanan terör olaylarını anımsatarak duydukları endişeleri dile getirdi. Süleyman Demirel de, tehdit ve tehlikelerin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını ifade etti. “Türkiye’de derin bir kaygı, tereddüt ve korku var. Yaşananlar herkesi rahatsız ediyor.
Öte yandan Türkiye’nin gücü kudreti var. Türkiye bütün gücüyle ayaktadır” şeklinde konuşan Demirel, “Yel dağdan ne alır?” diye sordu. “Olup bitenleri küçümsemediğini, ancak bunun karşısında Türkiye’nin güçlü bir şekilde ayakta durduğunu” belirten Demirel, Atatürk ve Cumhuriyete inananların, son olaylardan sonra inanç ve güvenlerinin arttığını kaydetti.
AYDINLIK'A DESTEK VERDİ
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Demirel, “Aydınlık Dergisi, bir ay kapatıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna ise şu karşılığı verdi: “Resmi ağızların iddiasına göre Türkiye’de basın özgürlüğü sorunu yoktur ama aynı zamanda Türkiye’de kapatılmış gazeteler var. Eğer siyasi iktidarı biraz eleştirirseniz bir süre sonra ortadan kayboluyorsunuz, yazar olarak. Gazete patronları işaret alıyor, ’Bu adamı daha fazla yazdırma’ falan... Ondan sonra gazeteler eğer siyasi iktidarların hoşuna gitmiyorsa çeşitli tedbirler alınıyor. Vergi dairesi dahi bu tedbirler içerisine girmiştir. Yani altından kalkamayacağınız kadar büyük vergiler tarh etmek suretiyle bir korku vermeye çalışıyorlar.”

5 Mayıs 2011 Perşembe

Yargı giderse rejim de gider

TDD Genel Başkanı, Av.Fethi BOLAYIR
ABD ve AB’nin kapatma davasıyla ilgili dayatmalarına tepki gösteren Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Bolayır,  “Hedefleri üniter yapı ama yargı rejimin garantisi” dedi. ‰11’de
Küstah dayatma kızdırdı
AKP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili dayatmalara her gün yenileri eklenirken, ABD’den gelen taleplere Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Fethi Bolayır sert çıktı.AB’nin ve ABD’nin amacının, emperyalist kapitülasyonlar aracılığıyla Türkiye’nin üniter yapısını bozmak ve parçalamak olduğunu ifade eden Bolayır, “Dışarıdan beslenen güçler de içeride buna çanak tutuyor. Buna bazı basın kuruluşları da dahil. Oysa Türk yargısını yıprattığınız zaman, rejimi de kaybedersiniz. Yargı gittiği zaman her şey gider. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karara herkes ram olmak zorunda. Milli irade demek, sadece bir partinin hakimiyeti demek değildir” dedi.  Türkiye’de yüksek yargı organlarının yıpratılmaya çalışıldığını ve bunun rejim açısından en büyük tehdit olduğunu belirten Bolayır, şunları söyledi: “Şayet bu ülkede yüksek yargı organları olmasaydı, parlamento her istediğini yapmaya kalkışırdı. ’Laik düzeni istemiyorum’ deyip değiştirirdi. Neyse ki bu düzeni koruyan kollayan güçler vardır. AB’nin bu emeline ulaşacağını sanmıyorum. Türkiye’nin dinamik, ulusal, demokratik güçleri, devleti ve Atatürkçülüğü savunan güçleri dimdik ayaktadır.” 
Haber: Selda Öztürk KAY

21 Nisan 2011 Perşembe

kamu-sen genel kurulu,

Kamu-Sen’de bayrak İsmail Koncuk’ta...

TÜRKİYE Kamu-Sen 4. Olağan Genel Kurulu Ankara’da toplandı. Bircan Akyıldız’ın aday adaylığı için istifasının ardından Türk Eğitim - Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, ‘tek aday’ gösterildi. Üyeler bugün yeni yönetim için oy kullanacak.
Kamu-Sen’de Koncuk dönemi
Türkiye Kamu-Sen 4. Olağan Genel Kurulu dün başladı. İlk günü konuşmalarla geçen genel kurulda bugün üyeler, sendika başkanları tarafından tek aday olarak gösterilen İsmail Koncuk için oy kullanacak.
Av. Fethi BOLAYIR
Haber: Fatih ERBOZTürkiye Kamu-Sen iki gün sürecek olan 4. Olağan Genel Kurulu Ankara Büyük Anadolu Oteli’nde başladı. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız’ın 12 Haziran milletvekili genel seçimlerinde aday adaylığı için istifasının ardından Genel Başkan Vekilliği görevini de sürdüren Türk Eğitim- Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kamu- Sen’e bağlı sendikaların genel başkanları tarafından tek aday olarak gösterildi. Koncuk, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanlığı ile birlikte Türk Eğitim-Sen Genel Başkanlığı görevini de sürdürecek. Türkiye Kamu-Sen’in Genel Kurul toplantısının yapıldığı salonu delegeler sabahın erken saatlerinden itibaren doldururken, MHP’li yöneticiler ve milletvekillerinden Oktay Vural, Mehmet Ekici, Behiç Çelik, Mehmet Günal, Abdülkadir Akcan, Reşat Doğru, Süleyman Latif Yunusoğlu, MHP Ankara İl Başkan Yardımcısı Bünyamin Polat, CHP Parti Meclisi Üyesi Perihan Sarı, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır, Sanatçı Ahmet Şafak, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı Abdullah Bugsur,  İlksan Genel Başkanı Türker Yılmaz, Diyanet Denetim Derneği Başkanı Abdülkadir Sezgin, Doğu Türkistan Derneği Ankara Şube Başkanı Hayrullah Efendigil kongreyi protokol sıralarından izlediler.
Her noktaya Türk adıİsmail Koncuk, Genel Kurul konuşmasında Türkiye Kamu-Sen’in Türkiye’yi gelecek yıllara taşıyacak, dünyanın parlayan yıldızı haline getirecek politikaların belirlenmesinde etkin olmak düsturuyla kurulduğunu belirtti. Koncuk, “Bu dönemde ülkemizin üniter yapısının, devletimiz ve milletimiz ile bölünmez bütünlüğünün korunması noktasında önemli görevler ifa ettiğimizi düşünüyorum” dedi. Bu günlerde ’Türk’üm demenin neredeyse suç olduğunu ifade eden Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in buna karşın geçtiği her noktaya Türk’ün adını kazıdığını belirtti. Küreselleşme sürecinin esnek çalışma sistemini getirdiğini ve iş güvencesini zayıflattığını anlatan Koncuk, “Hak aramanın, haksızlığa karşı mücadele etmenin, güçsüzün yanında olmanın, ekmek kavgasının kutsallığına inanıyor ve sendikacılığa da bu gözle bakıyoruz” diye konuştu. Koncuk, grev ve toplu sözleşme haklarına kavuşmuş, refah düzeyine ulaşmış çalışanları olan güçlü, lider büyük Türkiye arzuladıklarını kaydetti. YGS’deki iddialara da değinen Koncuk, ÖSYM Başkanı Ali Demir’i istifaya çağırdı.
Notlar... * CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Kurul’a telgraf göndererek kutladı ve başarılar
diledi.
* 12 Haziran genel seçimlerinde milletvekilliği aday adaylığı başvurusunda bulunan Türkiye Kamu-Sen eski Genel Başkanı Bircan Akyıldız’ın yaptığı veda konuşması sırasında salonda duygulu anlar yaşandı.
* Konuşmalardan önce salonda Türkiye Kamu-Sen’in tarihini ve ilkelerini anlatan bir slayt gösterisi yapıldı.
* Delegeler, YÖK Başkanı Ali Demir’i alkışlarla protesto ederek istifaya davet ettiler.
Akyıldız: İlkelerden taviz vermedikTürkiye Kamu - Sen eski Genel Başkanı Bircan Akyıldız, Türkiye Kamu-Sen’in zor şartlarda ilkeli sendikacılıktan asla ödün vermediğini söyledi. Akyıldız, toplu sözleşmeli grevli sendika hakkının çok önemli olduğunu belirterek, yapılan anayasa değişikliğinin bu taleplerini karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti. Akyıldız, şunları söyledi :
Şeffaf sendikacılık“Türkiye Kamu-Sen’in sendikacılık anlayışı ve ilkeleri mevcuttur. Sendikamız bu ilkeleri korumak zorundadır. Bu ilkelerin başında şeffaf sendikacılık gelmektedir. Türkiye Kamu-Sen yol gösteren sendikacılık yapmak zorundadır. Kamu-Sen sendikacılık görevini yerine getirirken Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milleti ile birlikte bölünmez bütünlüğünden asla taviz veremez. Bu ilkeler vazgeçilmez noktasında önemlidir.”
Kamu Personel RejimiKonuşmasında seçimlere de değinen Akyıldız, “Bu seçimler Türkiye açısından önemlidir. Siyasetin alacağı şekil kadar bu seçimler sonucunda oluşacak TBMM’de Anayasa değişikliği gündeme gelecektir. Anayasa değişikliğinde bizim açımızdan en önemli konulardan bir tanesi Kamu Personeli Rejimi’dir. Bunun üzerinde önemle durmak gerekmektedir. Daha önce Torba Yasa ile diğer düzenlemelerde bir takım değişiklikler yapılmıştır. Bunları da göz önüne alarak seçim öncesi süreci iyi anlamak gerekmektedir” dedi.

ufuk uras'ın beyanatına tepki!..

Toplumsal Düşünce Derneği Y. Kurulu

İmralı keyfi de yetmedi

Paşalimanı Adası’ndaki evini bebek katilinin ev hapsi için öneren BDP’li Ufuk Uras’a terör mağdurları böyle seslendi.

PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın ev hapsini çekmesi için Paşalimanı Adası’nda bulunan villasını bebek katiline tahsis edebileceğini söyleyen BDP milletvekili Ufuk Uras’a tepkiler gittikçe büyüyor. Uras’ın yaptığı teklifi nefretle karşılayan ve tepki gösterenler, “Villasını İmralı canisi yerine şehit yakınlarına versin” dedi. MHP’li Mehmet Serdaroğlu, “İktidarın açılım süreci sonucunda Cumhuriyet tarihi boyunca duymadığımız tartışmaları duyuyoruz. Bunların sonucunda BDP’lilerin çıkıp terörist başına ev hapsi istemeleri, bunun için üzerlerine düşeni yapmaları geldiğimiz noktanın özeti.”
Hıyanet ile karşı karşıyayız
Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır ise, “Türkiye’nin geldiği bu acı manzara bizim yüreğimizi yaralıyor. Ne acıdır ki insanlarımız bu gaflet uykusundan uyanmamış vaziyettedir. Ülkede bu kadar kan akıtmış bir insana ev hapsini önerirken Atatürkçüyüm, milliyetçiyim diyen, vatan bölünmesin diyen insanları hücre hapsine koyuyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değildir” dedi.  Bolayır, şunları söyledi : “Ufuk Uras evini bağışlamak istiyorsa o kendi sorunudur ama hiç kimse binlerce şehit vermiş ailelere ev vermeye yanaşmıyor. Şehitlerimizin aileleri, çocukları ortada, perişan durumda. Bu bizim yüreğimizi yaralıyor. Güzel ülkemiz bu ülkenin ekmeği, suyu ile beslenen insanların hıyaneti ile karşı karşıya.”
Çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
Bebek katili terörist başı Öcalan için BDP’lilerin ’ev hapsi’önerisine İstanbul Şehit Anaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nden de büyük tepki geldi. Dernek Başkanı şehit annesi Pakize Akbaba, terörist başı’nın İmralı’da keyif sürdüğünü belirterek şöyle konuştu: “Önce şehitlerin katillerini gündeme getirin, üzerinde durun. Bunu asla kabul etmiyoruz. Biz bunları hak etmiyoruz. Böyle bir olay olamaz. Gaziler, şehitler için ne çıktı, hiç bir şey. Biz bir şey istemedik. Hiç olmazsa bırak yakalanan katil cezasını çeksin. Bizim çocuklarımızın katilleri nerede acaba, yakalananları da tek tek çıkarıyorsunuz. Benim çocuğuma 7 kurşunu kim sıktı?
BDP’li Ufuk Uras’ın teröristbaşı Öcalan’ın ev hapsi çekmesi için önerdiği villasının bulunduğu 8 dönümlük arazi, İmralı adası yakınlarındaki Marmara adasının güneyinde bulunan ve içinde beş köyün yer aldığı Paşalimanı adasında.
Yaşananlar zulüm noktasına geldi
MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu, ” Ülkenin temeline dinamit koyanlar el üstünde tutulmak istenince bu tablo ortaya çıkıyor “ dedi. Yaşananların Türk Milletine zulüm noktasına geldiğini belirten Uslu, şöyle konuştu: ”Bir taraftan bu ülkenin altına dinamit koyanların milleti boğan talepleri, bir taraftan da bu dinamiti engellemek isteyen şehitlerimizin durumu. Çok çelişkili.”
Milletin geleceğini çaldı
MHP Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil de, milletin şehidine ve gazisine her zaman sahip çıktığını, çıkmaya da devam edeceğini ifade ederek, sahip çıkmayanların ayıbının da kendisine ait olacağını kaydetti. Teröristbaşına ev hapsi konusunun tartışılmasının ciddiye alınmaması gerektiğini belirten Asil, “Bu millete büyük açılar çektirmiş bir teröristin ev hapsi konuşuluyorsa bu zaten başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Milletin geleceğini çalmak isteyen birine bu imkanlar tanınamaz. Milletin geleceğini koruyanlar ise asla unutulamaz, sahipsiz kalmaz” dedi. Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Bugsur da, “Bu gibi siyasetçilerden ancak tellal olur. Binlerce insanı öldürdüğü mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir insanın ya bu insanları öldürdüğü kabul edilmiyor, ya Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin vermiş olduğu karara bir saygı yok, ya da kendi kafalarına göre kanunlar üretiyorlar. Burada bir akıl tutulması var” diye konuştu.
İnsanlık değerlerini kaybetmiş
İktidarın verdiği tavizler nedeniyle Türkiye’de terörist başı katilin belirlediği gündemi tartışmak zorunda kalındığını söyleyen Türk Büro - Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş da, “Ufuk Uras’ın bunları söylemesini fazla yadırgamıyoruz. İnsanlık değerlerini kaybetmiş, katile kapı açacak kadar küçülmüş bir zavallıdır. Bu zavallının şehit ailelerine kıymet vermesi zaten beklenemez” dedi.
Bu ülke sahipsiz değildir
Adalet Bakanı ve Başbakan’ın da Uras kadar daha kötü yanlışların içerisinde olduğunu söyleyen Yokuş, “Şu anda İmralı canisinin önce idam cezasının kaldırıp özel bir yerde rahat etmesinin istenmesi, arkasından siyasete serbest bıraktırılması, yani bu ülkede 30 bin insanımızın ölümüne sebep olmuş bir katil başına bu kadar itibar verilmesi sadece şehit ailelerinin değil,  bütün Türkiye’nin yüreğini acıtmaktadır.  Bu ülke sahipsiz değildir” şeklinde konuştu.